Ana içeriğe git

EYT Tüm Toplumun Meselesidir!-Volkan DüzenliDevam oku     Bugün 30 Eylül: YAŞASIN ÖZGÜR ABHAZYA!..Devam oku     3. Havalimanı İşçileri Pervasızlığa İsyan Etti!Devam oku     12 Eylül Darbesi ve Darbe ÇocuklarıDevam oku     Gençlerin Adıgey Gezisinden Notlar-Adnan ArslanDevam oku     Sözmez Baykan'ı ve Mücadelesini Selamlıyoruz!.Devam oku     Ah o gemide ben de olsaydım…- Murat SevinçDevam oku     Rusya’nın Anadil Yasasına Karşı 126 Kurumdan Çağrı!Devam oku     Anadillerin Seçmeli Yapılmasıyla İlgili Forum’un ArdındanDevam oku     Güncel.. 'Adnan Hoca’dan ‘ahlaksız’a nasıl geldik!Devam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 0 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • cerkes19
  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay

Kullanıcı girişi

THAMADELER DİYOR Kİ..

Değerli büyüklerimize, thamadelerimize “Genel toplumsal sorunlar ve Çerkes toplumu için tespit ettiğiniz temel konular ve mücadele yöntemleri hakkında görüş, öneri ve eleştirilerinizi almak isteriz” diyerek bir talepte bulunduk. Fikirleriyle bizleri aydınlatan thamadelerimize teşekkürü bir borç biliriz.

Thamadelerimizden gelen bazı açıklamalar aşağıdadır. 
THAMADELER DİYOR Kİ..
- Sevgili Kardeşlerim, büyüklerinizin ve toplumun farklı çevrelerinden insanlarımızın fikirlerini almak gibi bir davranışla zaten khabzenin gereği olarak ilk adımları atmış oldunuz. Eksik olmayın.
Sadece birkaç temel konuya değineceğim. Bildiğiniz gibi Çerkes toplumunda büyük-küçük ilişkisi kimi zaman “küçüğün susturulması, gençlerin taleplerine ket vurulması” şeklinde uygulanabilmektedir ne yazık ki. Olması gereken ise; büyüğün yolu aydınlatması, küçüğün de en uygun uslupla görüşlerini özgürce ifade etmesidir. Bu nedenle, bahsettiğim yanılsamalara kulak asmamanızı, bu uslubunuzla yola devam etmenizi istiyorum. Emekten ve Çerkes kimliğinden yana çalışmalarınızı, Çerkes nezaketine ve evrensel değerlere riayet ederek hayata geçirmeniz bizleri mutlu eder ve bizden sonraki kuşakların geleceği adına umutlarımızı artırır.
Genç kardeşlerim kadar hemen hemen yaşıtlarımın da olduğu grubunuzdan tüm kardeşlerimin gözlerinden öpüyor, her daim yanınızda olacağımızı bilmenizi istiyorum. Selam ve sevgiyle.(A.Özdemir)
- Kardeşlerim, bildiğiniz gibi anadilimizi korumak ve geliştirmek toplumumuzun en önemli konularından biridir. Anadilimiz, toplumumuzun can damarıdır. Kendi içinizde anadilimizle konuşmak ve ilerletmek gibi dışarıda yapılan anadilimizle ilgili çalışmalarda da aktif rol almanızı rica ediyorum. Anadilimize yoğunlaşmak, “tek millet, tek dil” şeklindeki politik-sosyal asimilasyona karşı politik bir karşı gelişi de ihtiva etmektedir. Sizlerin bu politik içeriği çok iyi şekilde algılayacağına ve toplumumuz içinde yaygınlaştıracağınıza olan inancım tamdır. Bizleri sizler bari hayal kırıklığına uğratmayın. Umudumuzu artırdınız, heveslerimiz kursağımızda kalmasın. Sizlere güvenen büyüklerinizden biriyim. Adigece, Abhazca, Çeçence, Osetçe ve emek dilinde atan yürekleriniz bizlerin daha da yüreklenmesini sağlayacak. Yolunuz açık olsun. Selamlar.(S.Özen)
- Sevgili DÇH Çalışanları, sizlerin de bildiği gibi Çerkes toplumunun hayatını etkileyen en önemli faktörlerden biri 150 yıl önce yaşanan sürgün ve soykırımdır. Bu konuyu sürekli gündemde tutmakta fevkalade yarar var. Ama intikam duygularıyla değil, sürgünün tescili ve telafisini sağlatmak için adımlar atılmalıdır. Barış ve kardeşliği bozacak, yeni çatışmalara yelken açacak söylem ve eylemlerden kaçınılmalıdır. Teslimiyet değil istediğim, her şeyin yerinde ve zamanında olmasını arzuluyorum. Bu insanlık suçunun tümüyle giderilmesi artık mümkün olmasa da, Rusya’nın, Türkiye ve tüm dünyanın bu konuda gereken adımları atmasını sağlamak tüm toplum olarak başlıca gündemlerimizden olmalıdır. Başarılar dilerim. (D. Erdoğan)
- Merhaba, içinizde yeğenlerimizden biri olması nedeniyle belki de sizleri en yakından bilen ailelerden biriyiz. Gözleri ışıl ışıl sizleri bizlere anlatan ve kendisine desteklerinizi, koruyucu yaklaşımlarınızı anlatan yeğenimiz her konuşmamızda bizlerin umudunu artırıyor. Sağolun, varolun. Görüş ve öneri isteyen iletinizi okur okumaz ilk aklıma gelen ve geçmişte tekrar tekrar yaşadığımız bir toplumsal gerçeğimizi sizlere aktarmak istedim. Bir dernek, vakıf veya benzeri bir yer ilk açıldığında herkes çok heveslidir. Bir süre sonra, herkes aynı duyarlılık ve sorumluluk bilincinde olmadığı için hevesleri geçenler kendilerini geri çekerler, yapılması gereken tüm işler belli sayıda kişilerin üstüne kalır. O kişiler tüm yükün altında ezilmek bir yada, sürekli hesap soran, körü körüne eleştirenlerle de uğraşırlar. Dolayısıyla, işlerin hızı ve niteliği zayıflar. Bunun da faturası yine tüm yükü alan birkaç kişiye kesilir her nasılsa. Hem bir ucundan tutmayız hem de tüm bedeniyle yükün altına girdiği için öne çıkan kişilerin paçasından çekeriz. Diğer milletlerde de vardır kesin ama bizim millet bu hususta çok meşhurdur ve beceriklidir. Siz, emek ve kimlik diyorsunuz madem, o halde herkes aynı/yakın seviyede sorumluluk ve yetki yüklenmeli. Tüm paydaşlarınız buna hassasiyet gösterdiği takdirde, çok daha ileri seviyelerde olacağınızdan eminim. Ailecek selamlar, sevgiler.(K. Özdemir)
- Selamlar.. Emek ve kimlik bilinci gibi insanları doğrudan ilgilendiren her iki konuyu da öncelikli görmeniz beni sevindirdi. Gerek geçmişte gerekse internet ortamında çokça rastladığım, beni ve pek çok insanı olumsuz etkileyen bir durumu sizlerle paylaşayım şimdilik. Bildiğiniz gibi, iletişim alanlarında dini hassasiyetler üzerinden polemiklerle sıkça karşılaşmaktayız. Halbuki, günah-sevap inancının kişiye verdiği otokontrol nedeniyle yanlışlardan uzak kalmaya çalışan insanlara, aynı olumluluklar oluşturabilecek bunun alternatifi bir kurumsal kültür verilmediği sürece, insanların elinden dini duygularını almak, çok yıpratıcı sonuçları da yaratacaktır. Kişilerin ve toplumların dini referanslarını bir sömürü aracı olarak kullanmaya çalışanlara karşı aynı dini referansları “hak, adalet, eşitlik” v.b. ihtiyaçlara evriltmeye çalışmak çok daha mantıklı ve saygın. Bu hedefler dışında yürütülen din tartışmaları tamamen anlamsız. Ortak sorunlar yaşayan insanların birleşmesi gereken bunca konu ve neden varken, ayrıştıracak gündemlere odaklanmak, ego tatmninden başka bir şey değildir. Tabiî ki, dini değerleri istismar eden, başörtüsü perdesi altında ihale avcılığı yapan dincilere karşı olunmalı, onları toplumsal zeminlerden uzaklaştırmalı. Hatta bunları samimi dindarlarla birlikte yapmalı. Tamamen duygulara, inançlara, imana dayanan dini konuları incitmemek için hassas olunmalıdır. Aynı şekilde, inanmayanlara da aynı saygıyla eşit yaklaşılmalıdır. Dincilerle mücadele dine saygısızlık olmadığı gibi, samimi dindarlığın da emek ve kimlik bilincine olumsuz etkisi olmayacaktır. Sadece dini referans alanlar kadar sadece/çoğu zaman dine düşmanlık yapanlar da aynı kısırlığın farklı versiyonlarıdır. Sizlerin kurumsal olarak bu tür kısır çekişmelerden şimdiye kadar uzak durmanızdan mutluluk duymaktayız. Her iki taraftan aranıza girme çabasında olanları kendinizden uzak tuttuğunuz sürece, bizim millet sizin arkanızdan gelir, yanınızda da durur. Sevgi saygı ile selamlar. (N.Şimşek)
- Kardeşler, Arkadaşlar, 8-10 civarında metninizi okuyarak ve birkaç arkadaşınızla yüz yüze sohbet ederek genel anlamda düşüncelerinizi öğrendiğimi düşünüyorum. Kimi zaman olabildiğince sert, kimi zaman da oldukça mütevazi ve nazik söylemlerinizden olumlu etkilendim. Tüm bu genel durumlarla birlikte Soçi olimpiyatları ile ilgili düşüncelerinizi ve adımlarınızı merakla bekleyenlerdenim. Bu konuda kendimce fikrim şudur ki; Soçi’ye topyekün hayır veya evet demek için çok geç kaldık tüm toplum olarak. İlk seçmeler yapılırken tepkimizi organize etmeliydik. Şu anda bu konuyla ilgili yapılabilecek en akıllıca iş; toplumsal durumumuzu ve taleplerimizi en geniş kesimlere duyurmak için olimpiyatları bir araç olarak değerlendirmektir. Olimpiyatların yapılacağı toprakların altında vatanı işgal edilen, sürgün ve soykırıma maruz bırakılan insanlarımızın ölü bedenleri, mezarları vardır. Milyonlarca savaş ve sürgün mağduru Çerkesi görmezden gelerek bir olimpiyatın anlamlı olamayacağı cümle aleme anlatılmalıdır. Bunu yaparken de, bizim geçmiş ve bugünkü sorunlarımızı istismar edip, kendi hedeflerine ulaşmaya çalışan diğer güç odaklarının da değirmenine su taşıyanlardan uzak durmak, en önemli hassasiyetlerimizden olmalıdır. Çerkes değerleri ve insani değerler yolunuza ışık olsun. Esenlikler dilerim.(O. Kara)
- Merhaba, fikirlerime başvurduğunuz için teşekkürler. Sizleri ilk olarak biri lise diğeri üniversitede okuyan torunlarımdan öğrendim. Yazılarınızı okuyan ve çalışmalarınıza katılan yavrularımız sonuçsuz boş işlerle uğraşmasınlar diye ilk başlarda tereddüt etmiştik ama gördük ki, tam tersine onları neredeyse bizler kadar koruyup kollamaktasınız. Gençlerin düğün-kaşen işlerinden ibaret bir hayatı olmaması için gösterdiğiniz çabaları takdirle ve zevkle izliyorum. Özellikle de, aslında milletimizin ezici çoğunluğu olan yoksullarla ve orta gelirli insanlarımızla ilgili olmanız, ne derece realiteleri gözettiğinizi gösteriyor. Sizden tek bir ricam var; bugüne kadar o ezici çoğunluğu duyan gören olmadı, hep zengin Çerkesler ve üst kademedeki memur Çerkesler konuştu. Tabi bu bir alışkanlık yarattı. Bu alışkanlığı bir çırpıda aşmak hiç kolay değil. İnsanlarımızın gözlerini, kulaklarını, yüreklerini ve dillerini bu değişime alıştırmak zaman alacaktır. Benim ricam, hiçbir insanımızı kırmadan sabırla yaklaşmanızdır. Sizleri ilk zamanlarda hiç anlamayacak, anlamak istemeyecek olanlar olacaktır. Bu onların suçu değil katiyen. Bugüne kadar garibanlar adına ensesi kalınlar konuştu her daim. En üsttekiler siyaset yaptı, en alttakiler onlara uydu. Halbuki, sizleri kendilerinden gördükçe, samimiyetinize bizler gibi onlar da inandıkça, sizlerin yanında olacaklardır. Yeter ki bizim millet samimi olduğunuzu görsün, gerisi kolay.
Tüm ailecek DÇH ailesini sevgiyle selamlıyoruz. (M.Tanır)
- Merhaba, Yaklaşmakta olan 21 Mayıs Çerkes Soykırım ve Sürgün anması dolayısı ile yapılan çalışmaların yanı sıra yine 2014’de yapılacak olan Soçi Olimpiyatlarına karşı yaklaşım, çalışma ve bu konudaki düşünceler oluşturup, başta çerkes halkı olmak üzere tüm kamuoyuna aktararak tartışma alanlarını genişletilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bu güne kadar baktığımız da 21 Mayıs 1864 tarihinde ki Büyük Çerkes Sürgün ve soykırımı her yılın 21 Mayısında İstanbul, Samsun ve bazı illerde olmak üzere 1-2 saatlik bir anma ile geçiştirilmekte ve istisnalar hariç aydınlatıcı panel, basın açıklaması, oturum v.b. hiçbir şey yapılmamaktadır.. Bu anmalarda soykırım tabiri son yıllara kadar tertip komitesi tarafından dillendirilmemekteydi. 1980 yıllarından sonra, son dönemlerde artan halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesinin doğal sonucu olarak Çerkes halkı içerisindeki ilerici unsurlar sayesinde soykırım deyimi kullanılmasına rağmen Çerkes Soykırım ve Sürgününü başta Türkiye olmak üzere Dünya’ya tanıtmak için ciddi bir çalışma yapılarak proğram ve politik anlayış tespit olun(a)madı. 
Aynı konu Soçi olimpiyatları için de geçerli. Karşı çıkmanın veya desteklemenin hangi sebeplerle veya şartlarla Çerkes halkı açısından getirisi götürüsü göz önüne alınarak bir anlayış ortaya koymamamız gerektiğini düşünüyorum. 
Sürgün, soykırım ve Soçi Olimpiyatları konusunda araştırma ve görüş oluşturma komisyonu kurulmasını öneriyorum. Sürgün ve soykırım hakkındaki düşüncelerim;
Çerkes halkı Türkiye´ye yönelik sürdürülen demokrasi ve özgürlük mücadelesinin kopmaz bir parçasıdır.. Buna uygun basın kurumlarıyla, aydınlarla, akademisyenlerle, sivil toplum örgütleriyle ilişkiye geçmek, birlikte çalışmak, basın açıklamaları hazırlamak ve kamuoyu oluşturmak oldukça önemlidir.
Farklı uluslardan, kimliklerden, inanç gruplarından sürgün ve soykırıma uğramış halkların ile ve kurumlarıyla ilişkilerimizi geliştirmeli ve güçlerimizi birleştirmelidir.
Çerkes Sürgün ve Soykırımının tanıtma alanlarından biri hukuksal alandır. Bunu uygun hukuk bürosu veya masası oluşturulmalıdır. Özellikle sürgün hukukçulardan veya onların hukukçu çevrelerinden faydalanılmalıdır. Aynı zamanda uluslararası hukukçularla beraber çalışılmalıdır. Dünya kamuoyunda Çerkes Sürgün ve soykırımının anlatılması ve tanınması için;geri dönüşleriyle ilgili AIHM´de davalar açmak, Avrupa mülteci ve sürgünler konseyine üyelik başvurusu yapmak ilk akla gelen işlerden olmalıdır. (N.E.)
- Tekrar Merhaba, bir önceki değerlendirmelerime bazı eklemeler yapmak istiyorum..
1864 yıllarda gelinen Osmanlı devleti topraklarında Çerkes halkını kendisine tehlikeli olarak gördüğü halklar arasındaki belirli bölgelere yerleştirerek o bölgede koruyucu (jandarma)’luk görevini üstlendirmiş, diğer halklar tarafından düşman olarak görünmeleri sağlanmıştır. Saraya yakın bölgelere yerleştirilen elitler, sarayın önemli görevlerine alınmış, genç, zeki ve güçlü olanlar farklı kültür ve eğitim ile yetiştirilerek asimile edilmiş, genc kızlarımız Xabze de asla yeri olmayan haremlik-selamlık kültürü içinde yetiştirilerek saray “sultanı” olmuştur.
Kurtuluş savaşında her toplumda olacağı gibi; bazı Çerkesler işgalci güçlerin işbirlikçileri ile hareket ederken diğer önemli bir kısmı ülkenin bağımsızlığı ve işgal güçlerinin topraklardan atılması için mücadele edenler arasında yer alarak birbirleri ile savaşmışlardır.
Cumhuriyet döneminden sonra 1924 yılı içersinden Çerkes Ethem olayı nedeni ile Kurtuluş Savaşı’nda ülkenin bağımsızlığı için işgal devletleri ve onların işbirlikçilerine karşı savaşan ve birçok yakınlarını bu savaşta kaybeden Bandırma, Manyas, Gönen, Susurluk v.b Güney Marmara bölgesindeki Çerkesler hakkında TBMM’den sürgün edilme kararı çıkmış, bu karar üzerine, yoğun girişimler sonucu bu sürgün kararı geri alınmış ise de yöreden çok kişi varını yoğunu yok pahasına satarak bölgeden ayrılmak zorunda kalmıştır.
Yine bu yıllarda TBMM tarafından, Çerkes, Kürt, Ermeni v.b halkların köy isimlerinin değiştirilmiş, ana dillerince eğitim ve konuşmaları, kendi dillerinde isimler konması, kendi kültür ve geleneklerinin yaşatılması yasaklanmış, bazı bölgelerdeki yaşayanlar ayrıştırılarak farklı bölgelere yerleştirilmiştir.
Yani Çerkes halkı 1864 Rus Çarlığı tarafından yapılan sürgün ve soykırımı sonucu geldikleri Osmanlı ve daha sonra Türkiye olan topraklarda da uygulanan ayrı ayrı bölgelere yerleştirme kendi kimliklerini dillerini, değerleri ve kültürlerinin yok olmasına neden olan baskı ve asimilasyon sonucu soy kırımına tabi tutulmuşlardır.
Türkiye’de Çerkes halkı yaşamış olduğu baskı, asimilasyon, sürgün, ve soykırım politikalarına karşı aktif bir mücadele çizgisi oluşturamadığından başta Türkiye olmak üzere tüm dünyada da uğradığı bu sürgün ve soykırımın bu güne kadar tanınmasını sağlayamamıştır. (N.E.)

 

Yorumlar

Siyasallaşma tek çıkış yoludur.

Mart 31, 2013 yazan Tarık Bozkurt, 5 yıl 28 hafta ago
Comment: 72

Sevgili kardeşlerim, İnsanlık için, ülkesi için, halkı için iyi işler yapmak arzusuyla yola çıkanlar hiç bir zaman yalnız kalmazlar. Biz çerkesler; aklıyla, ahlakıyla, cesareti ile yüksekten uçanlar, şimdi Anadolu’nun en yoksul ve en güçsüz halkı olduk. Oysa güçsüzlük ve yoksulluk bize ne kadar da aykırı.. Sevgili kardeşlerim, bize de başkalarına da yakışmayanı reddetmek en büyük ödevimizdir. Bunun yolu hiç kuşku yok ki aklın ve bilimin reberliğinde buluşmak, bir çelik ağın halkaları gibi kenetlenmek ve yılmaksızın, yorulmaksızın mücadele etmektir. Yolumuzu, kültürümüzün derinliklerinden gelen müzakereciliğimizi araştırmacılıkla birleştirerek bulacağız. Aklımızı emekle, çabayla geliştireceğiz. Vicdanımızı, eşitlik duygusuyla ve mücadelesiyle besleyeceğiz. Özgürlüğümüzü atalarımızdan devraldığımız gözü peklik ile savunacağız. Bizim olduğumuz her yerde erdem kanatlarını çırpmalıdır. O zaman alnımızın akıyla "çerkesiz" diyebiliriz. Kardeşlerim, arkaik geleneklere, dinsel değerlere güvenle yaslanamayız. Dayatılmakta olan yozlaşma ve yalnızlaşmayı kabul edemeyiz. Bize kaderciliği, boyun eğmeyi öğretmeye çalışanlara umut veremeyiz. Bizler örnek dünya vatandaşları olmak zorundayız. Kültürümüzün iki temel unsuru "Khabze"miz ve dilimizdir. Khabzemizi müspet ve sosyal bilimlerin ışığında güncellemek zorundayız. Khabze’nin bir ortak değer olarak yaşayabilmesi ve işlevselliği, çağdaş ve bilimsel temellere dayandırılması ile mümkündür. Sosyal bilimleri ve tıbbı esas alan, insanın bedensel ve ruhsal sağlığı ve gelişimini amaçlayan, uyanıklığa, duyarlılığa, dayanışmaya ve örgütlü yaşamın gereklerine uygun düşünce ve davranış normları koyan bir anayasa olmalıdır “Khabze”.. Dilimizin korunup geliştirilmesi de bir temel faaliyet alanımız olmalıdır. Ubıhçayı yaşatmak insanlığa karşı sorumluluğumuzdu. Ama Ubıhça şimdi ölü diller listesindedir. Bu listeye başka hiç bir dil girmemelidir. Elbette kültüre ve dile ilişkin çabalar kültür dernekçiliğinin faaliyet alanına girer. Ama kültür dernekçiliğimizin bu denli yetersiz kalmasının bir nedeni vardır ki bu; bir siyasi akıl oluşturamamızdır. Dahası siyaseti adeta yasaklı bir alan, bir yemuk haline getirmemizdir. Bu durumu değiştirmez isek asla bir stratejimiz olamaz. Olamadığı gibi gericiliğin değirmenine su taşıyıp dururuz. Siyasallaşma; atıldığımız bütün mevzileri yeniden ele geçirmek ve daha da ileri kazanımlar için elimizdeki tek silahtır. Ya bunu kullanırız ya da Anadolu’nun aciz halkı olarak bir süre daha can çekişir ve yok oluruz. Demokratik Çerkes Hareketi halkımıza bir siyasi akıl kazandırmayı ve bir yaşam, var oluş stratejisi oluşturmayı önemsemelidir. Yolumuz açık olsun!

doğru bir yol

Şubat 12, 2013 yazan Konuk, 5 yıl 35 hafta ago
Comment: 13

Merhaba, bu yapının ve bu sitenin içerisinde geçmişten bildiğimiz mücadeleci,kararlı,gözükara,aklıbaşında insanların olmasıyla birlkte, büyüklerin görüşlerine başvurmanız,büyüklerin tecrübelerinden yararlanmanız, çevrenizle sürekli istişare ederek adımlar atmanız saygınlığı artırmakta ve güven telkin etmektedir. Devam....
Bir eleştirim,daha doğrusu bir önerim olacak müsadenizle.Metinleri ve yazılar oldukça akıcı. Tabiki,önemli konuları,sosyolojik durumları kısaca dile getirmek,sadeleştirmek çok kolay bir iş değil.Ancak, dışarıdaki bilgi kirliliğinden etkilenen ortalama insanı da hesaba katarak biraz daha sadeleştirirseniz daha faydalı olabilecektir kanaatindeyim.
Saygılar
K.Özdemir

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes