Ana içeriğe git

24 Haziran’ı Doğru Okumakla ve ‘Yakışanı Yapmakla’ Mükellefiz!Devam oku     DÇH 21 MAYIS METNİDevam oku     1 MAYIS’tan 24 Haziran'a Emeğin Yolundayız!Devam oku     Türkiye Çerkesleri Particiliğe, Yancılığa HAYIR Diyor!Devam oku     Kaffed'den Tetikçi Fuat Uğur'a İlişkin AçıklamaDevam oku     “Türkiye gider Mersine, eller gider tersine”: Akkuyu/Sinop… Devam oku     Kastelli’den ‘Dombili’ye: ‘Bizim Çiftlik’ Devam oku     8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!Devam oku     Panel: Değişen Rolü ile KadınDevam oku     SÜRGÜNLERİN ULUSU-Serdar Eren Devam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 2 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora

Kullanıcı girişi

DÇH-Çerkes Kadınları

Merhaba,
Halkların birbirini yeterince tanımaması ve kadınlara salt estetik çerçevede anlamlar yüklenmesi, toplumsal ilişkilerin en büyük eksikliklerindendir. 
Bizler Çerkes Kadınları olarak; bir “güzellik” objesi olmanın ötesine geçip, eşit koşullarda mücadelenin öznesi olma sürecine emek ve kimlik ekseninde katkı sunacağız. 
Kadın kimliğimizi önemsemekle birlikte, kadın sorununu mücadelenin emek, kimlik, çevre v.b. diğer unsurlarından ve toplumsal yaşamımızın ana arteri olan khabzeden soyutlamamız mümkün değildir. 
Bugüne kadar, Çerkes sosyal yaşamında ne derece kavrayıcı ve birleştirici oldu isek, bundan sonra da halklarımızı aynı perspektifle bütünleştirmek için elimizden geleni yapacağız.
Yeni sitemizde, kamuoyuna 2012 yılında deklare ettiğimiz 8 Mart metnimizin çerçevesinde yer alacağız. 8 Mart metnimiz aşağıdadır.
Sizleri, mücadelemizin tüm güzelliğiyle selamlarız.

DÇH-Çerkes Kadınları

Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü Selamlıyoruz!.
   8 MART; 1857 tarihinde dokuma fabrikasında çalışma koşullarının iyileşmesi için greve giden kadın işçilerinin üzerine kapıyı kilitleyerek 129 kadının yanarak ölümüne sebep olan patronun kınanması ve ölen kadınların anısına 1910 yılında Clara Zetkin önderliğinde toplanan kadınlar tarafından “Dünya Emekçi Kadınlar Günü “ olarak ilan edilmiştir.
   Bugün 8 Mart, ne yazık ki önderliğini varsılların çektiği bir eğlenme gününe dönüşmüştür. Her şey gibi 8 Mart’ın da içi boşaltılmaya çalışılmaktadır. Oysa ki 8 Mart, dünya kadınlarının özgürleşme mücadelesinin ve taleplerinin ifade edildiği gün olmakla birlikte, emeğin haklılığını ve sıra kadınlarımıza gelince sömürünün nasıl katmerlendiğini gözler önüne sermek amacıyla sembolleşen gündür.
   Ne zaman ki üretim ilişkilerindeki gelişme zamanla üretim içinde erkeğe daha üstün bir konum kazandırdı ve ataerkil aile doğdu, ne zaman ki mülkiyet, sınıflar ve devlet, bunları olumlayan ve meşrulaştıran kültür, değer yargıları vb. doğdu, işte o zaman kadının bin yıllara yayılan ezilmişliği de başlamış oldu. Bu ezilmişliğin biçimi zaman içinde değişmiş fakat özü süregelmiştir.
   Kadının, cinsel köle olarak görülmesinin üzerinden bir pazar yaratıldı. Cinsel meta haline getirilen kadın, her türlü metanın pazarlanmasında da reklam aracı olarak kullanılıyor.
Cinsel sömürüye ek olarak, kadınların çalışan kimliğiyle iş yerinde baskı altında olması, sorunlarını katmerleştirmektedir. Kırsal bölgelerin kapalı yapısından koparak kente gelen kadınlar bu kez de sigortasız, iş güvencesiz, düşük ücretlerle sistem için ucuz emek gücü oldular. İMF reçetelerinin, sosyo-ekonomik yıkım paketlerinin faturası ilk olarak kadına çıkarılıyor. Krizde ilk ve en kolay işten çıkarılan kadındır.
Bir yandan da, sosyal devletin yokluğunun açıklarını kapatmak için sürekli “annelik ve kadınlık görevleri” hatırlatılan kadınlar, muhafazakâr politikalarla aile içine hapsediliyor.
   Kadın, cinsel ve sınıfsal ezilmişliği yetmezmiş gibi, yok sayılan halklara dönük baskılardan da en fazla nasibini alandır. Başka ulustan olan kimliklerinin yok sayılması, katliamlar, baskılar, zoraki göçler, ezilen ulus üzerinde etkisini en çok da kadın üzerinde gösteriyor.
  Diğer taraftan; 2012 Türkiye’sinde öldürülen, tecavüz edilen, dövülen, intihara zorlanan kadınların sayısında dehşet verici bir artış var. Devlet kadını değil, şiddeti uygulayanları koruyor.
 Mahkemelerde kadın katilleri, iyi hal ve tahrik indiriminden yararlandırılıyor. Katilleri yücelten, mazlumu suçlu çıkaran egemen gelenekten kadınlar da payını fazlasıyla alıyor.
   Ülkemizde kadının giyimi kuşamı, başörtüsü, istismar edilerek oylara tahvil ediliyor, böylece iktidara gelmek veya iktidarı süreklileştirmek için kadınların samimi inançları kullanılıyor, kadın metalaştırılıyor. Kadın erkek eşitliğine inanmadığını söyleyen, kadınlara her fırsatta “en az 3 çocuk” doğurmalarını tavsiye ederek, kadınları “üreme makinesi” gibi gören başbakan, kadın cinayetlerini medyanın abarttığına dair demeçler veriyor. Ve daha da kötüsü, bunu alkışlayan kadınlar var.
   Türkiye’de, genellikle dini nikaha (imam nikahı) dayanan, medeni nikahla kazanacakları haklardan ve öğretim hakkından mahrum bırakılan çocuk gelinler, üretime katılma haklarından da yoksun bırakılmaktadırlar. Yapılan araştırmalarda, çocuk gelin görülme sıklığı ile ailenin yoksulluğu arasında doğru orantı olduğunu ve çocuk gelinlerle ülkenin gelişmişlik düzeyi arasında doğrudan bir ilişki olduğunu görmekteyiz. Tecavüze uğramış olmak, ailenin istediği kişiyle evlenmeyi reddetmek, boşanmak istemek gibi nedenlerle ailenin onurunu zedelediği düşünülen kadınlar töre ve namus cinayetlerine kurban gitmektedir.
Oysa ki kadın; cinsel bir obje, kapitalizme meta, üreme makinesi değildir.
  Rekabete ve tüketime dayalı kapitalizmin, kadınlara da bir ayrıcalık tanıyacağını düşünemeyiz. İnsana dair tüm değerleri her geçen gün eriten küresel düzenek, kadınların da aleyhine işlemektedir. Kadın emeğini de ucuzlaştıran bu işleyişe karşı çıkmadan “kadın haklarından” bahsetmenin ufku, kadın sorununa değinilirken "eşiniz ev işlerine yardım ediyor mu?" sorusunun ufku kadardır.
   Diğer yandan, kadın sorununu erkeklere karşı bir kadın dayanışmasına indirgeyerek, hedefine sistemi değil, erkeği koymuş olanların perpektifi, ezilenleri birbirinin karşısına koyan egemen kurgudan bağımsız değildir. Eşitsizliğin tarihsel köklerini güncelleyen bugünkü sistemi görmezden gelerek, meselenin bütünüyle "erkek karşıtlığı"na indirgenmesi, kadın mücadelesini sistemiçi mecralara sürüklemektir. Her gün gibi 8 Mart günü de; Tansu Çiller, Nazlı Ilıcak, Nagehan Alçı gibi varsılların sözcüsü olan “hemcinsler” yerine, tüm emeğiyle geçinen yoksullar ve kimliğinden yoksunlarla yan yana olmayı, kadın sorununa daha ciddi ve özenli bir yaklaşım olarak görmekteyiz.
   Yaşadığımız toplumlarda “kadınlarının zerafeti, erkeklerinin de cesareti” ile bilinen biz Çerkesler, yetiştiğimiz toplumsal kültürümüzün en büyük dayanağı olan Xabze’yi temel almak üzere, dönemin değişen koşullarına bağlı olarak, “kadın sorunlarını” ele alış biçimimizi de tekrar gözden geçirmemiz gerektiği kanısındayız.
   Bizler 8 Mart’ı; Türkiye, Kafkasya ve Ortadoğu’daki kirli savaşların baş mağdurları olan yoksul ve yoksun kadınlara armağan ediyoruz. Bu vesile ile 8 Mart 2005 tarihinde Rus özel birliklerinin düzenlediği bir operasyonla öldürülen, Çeçenya’nın seçilmiş devlet başkanı barışçıl lider Mashadov’u saygıyla anıyor, ardında bıraktığı eşi Kusma’ya sabırlar diliyor, Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü saygıyla selamlıyoruz.
(6 Mart 2012)
‘Yoksullar ve Yoksunlar İçin’ Çerkesler ve Dostları 
(Demokratik Çerkes Hareketi)

 

 

 

 

 

 

 

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes