Ana içeriğe git

Bugün 30 Eylül: YAŞASIN ÖZGÜR ABHAZYA!..Devam oku     12 Eylül Darbesi ve Darbe ÇocuklarıDevam oku     8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!Devam oku     DÜN MADIMAK'I YAKTILAR, BUGÜN HER YERİ!Devam oku     21 MAYIS Soykırımdır, Sürgündür, Asimilasyondur!Devam oku     1 MAYIS’ta Emeğimizle ve Kimliğimizle Varız!Devam oku     KAFFED BAŞKANI YAŞAR ASLANKAYA’NIN AKP'YE TRANSFERİ HAKKINDA!Devam oku     MAHMUT ÖZDEN'in Katilleri Halka Açıklansın!Devam oku     EYT Tüm Toplumun Meselesidir!-Volkan DüzenliDevam oku     Bugün 30 Eylül: YAŞASIN ÖZGÜR ABHAZYA!..Devam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 1 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • cerkes19
  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay

Kullanıcı girişi

Türban Gündemi, Halkları Ayrıştırma, Sömürüyü Perdeleme Projesidir!..

Türkiye bir süredir 4 AKP’li vekilin türbanla TBMM’ye girmelerini konuşuyor. AKP’nin yine en hassas konulardan birinin pimini çekip ortaya atmasını “laik” çevreler, “laikliğe vurulmuş bir darbe” olarak belirtirken, liberal-muhafazakar karışımı çevreler de bunun ”bir normalleşme, demokratik gelişme” olduğunu dile getirdiler.
Türban Gündemi, Halkları Ayrıştırma, Sömürüyü Perdeleme Projesidir!..
Bu ülkede herhangi bir tartışma, uluslararası tekellerin güdümündeki 12 Eylül cuntacılarının Türk-İslam eksenli siyasi-dini yatırımlarının ortasından geçmiyorsa, “bilinçsiz kitlelerin her daim güçlünün, risksiz olanın, getirisi olanın yanında olduğu” gerçekliği referans alınmıyorsa, meseleyi “başörtüsü karşıtlığına” veya “AKP yandaşlığına” indirgemek de bir o kadar kolay olmaktadır.
Yakın geçmişte; Evren ve Özal’ın ülke gerçeklerini perdelemek için dinsel konuları nasıl kullandıklarını, Çiller’in her köşeye sıkıştığında kalabalıkları toplayıp bir “ezan-bayrak” nutku çektiğini unutmuş olamayız. Her ihtiyaç duyduğunda dini ritüellere istismar düzeyinde sarılan AKP’nin bu adımı da, muhafazakar oyları “ustaca” konsolide etmek ve AKP etrafında firesiz toplamak için hesaplanmış bir stratejiye denk düşüyor. AKP’nin, din istismarı konusunda kendisinden öncekilerden farksızlığı yönünde yaygın bir kanı oluşması, kullandığı konuların bir süre sonra elinde patlayacağına delalettir.
Başörtü ile Meclis'e veya herhangi bir yere girilip girilmemesi ile sınırlı değil mesele, o bambaşka bir konu. Esas mesele; her siyasi ve ekonomik kriz döneminde ve her seçim öncesinde "başörtüsü"ne sarılan, her sıkıştığında ya milliyetçiliğe ya da dini ritüellere yapışan, milyonların duygularını kemiren, "başörtüsü" üzerinden sömürüyü ve eşitsizlikleri perdeleyerek milyonlarca yoksulun aklını çelmeleyen, İslam'ın kullanabildiği kadarını öne çıkaran, insan haklarını ve İslam'ı başörtüsüne indirgeyerek içini boşaltan, "türbanı savunan-karşı çıkan" gerilimi yaratarak yükselen halk muhalefetini parçalamaya çalışan, kendisine olan karşıtlığı "din karşıtlığı" gibi gösterecek kadar politik düzlemi ucuzlatan, Çerkes, Kürt ve Alevi taleplerine kamusal güvenceyi çok görürken her türden yozluğu "demokrasi ve özgürlük" jelatinine sarıp sarmalayan, daha da kötüsü tüm bu yaptıklarını İslam adına yaptığına inandırdığı iyi niyetli insanların yanı sıra bir fırsatçılar-yandaşlar güruhuna hükmeden AKP'nin Türk-İslam Hükümeti'dir. Yürütmeden yargıya, medyadan güvenlik aygıtlarına kadar tüm kontrolü elinde tutmasına rağmen AKP, “yaşam boyu mağduriyet ödülü”nü almak için elinden geleni yapıyor.
Başörtüyü doğrulayıp-doğrulamama ayrı bir konu, AKP'nin başörtüsünü istismar ederek siyasi yatırım aracı olarak kullanması ayrı bir konu. Meseleye derinlikli ve bilimsel bakan, siyasal sosyolojiyi ve toplumsal muhalefetin ülkedeki tarihini iyi bilenler, bu iki konuyu aynı başlık altında tartışmaktan haklı olarak uzak dururlar. Aynı başlık altında tartışanlar bugüne kadar hiçbir sonuç alamadılar. Aynı zeminde tartışılırsa, toptancı yaklaşımlar samimi inançlıları kırar, ezilenler arasında bağ zedelenir ve esas konu olan AKP'nin istismar durumu geri plana düşer. İstismar karşıtlığını "din karşıtlığı" gibi göstermeye çalışan AKP'nin istediği de zaten budur.
Egemenlerin Ortamıza Attıkları Oyuncaklar Boşa Çıkarılabilir..
Türkiye halkları isterse bu gündemi en geniş haliyle okuyabilecektir. Yani Türkiye halkları;
İsterdim ki, 17 bin TL'den fazla maaş alan bu 4 vekilin (ve diğerlerinin) maaşlarının karşılığını nasıl verdiklerini, Meclis performanslarını merak ederek bu gündemi karşılasın.
İsterdim ki, kamu emekçilerinin maaşlarının belirlenmesi için performansları referans alınırken, vekillerin de Meclis karnesi gözlerden kaçmasın.
İsterdim ki, bu konuyu “hak ve özgürlükler” ile eşitleyenlerin Gezi’de, Uludere’de, Reyhanlı’da işlenen cinayetler hakkında, orada ölenlerin hak ve özgürlükleri konusunda kaç kelime ettiğini araştırsın.
İsterdim ki, 5 yaşında kız çocukların kapatıldığı, 15 yaşında evlendirildiği bir ülkede, konuyu bir demokratik tercih gibi göstererek “kadın hakları”na getirenlerin veya canla başla “laikliğe” göğsünü siper edenlerin, Cumartesi Anneleri hakkında ne düşündüklerini ve “kadın hakları”nın neden hep dışında tutulduklarını sorgulasın.
İsterdim ki, demokrasiyi, İslam’ı “başörtüsü”ne indirgeyenlerin, insan haklarını sadece “başörtüsü” veya “laiklik” söz konusu olunca hatırlayanların, zamanaşımına uğratmak için ellerinden geleni yaptıkları Sivas katliamında ölenleri unutturmak için ne yollara başvurduklarını sorsun, soruştursun.
İsterdim ki, bir başörtülü kadın üç kuruş evine katkı vermek için bir yandan 10 saat çalışan diğer yandan ev işleri altında ezilen milyonlarca emekçi kadından herhangi biriyse, 40-50 lira kazanmak için tıka basa işe taşındığı kamyon kasalarında can verense, vekillerin türban şovunun milyonda biri kadar bile onların umurlarında olmadığına kafa yorsun.
İsterdim ki, kadınları başörtülü-başörtüsüz diye ayrıştıranların kadın hakları mücadelesini nasıl parçalı hale getirildiklerine ve hatta pek çok kadına da bunu alkışlattıklarına odaklansın.
İsterdim ki, kadınların başörtüsü takmasının salt kadınları ilgilendiren bir konu olmayı aştığını, bu konuyu “sadece dindarlar konuşsun” veya “sadece kadınlar konuşsun” diyerek dar bir alana hapsetmenin mümkün olmadığını bilsin.
İsterdim ki, yukarıdakilerin başörtülü-başörtüsüz, Sunni-Alevi, Türk-Kürt ayrımı yokken, bu farklılıkların en alttakileri birbirine düşürmek için kullanıldığını artık bir zahmet görsün.
İsterdim ki; bugün bizlere “hak ve özgürlük” dersi verenler, ayrımsız herkes için öne atılan devrimciler darağaçlarında, işkencehanelerde can verirken, ücra köşelerde infaz edilirken, on binlercesi cezaevlerinde çürürken, meydanlarda sıra dayağına çekilirken, gazla-jopla “ehlileştirilmeye” çalışılırken, sakat bırakılırken, fişlenirken, işlerinden olurken, öldü diye çöpe atılırken, ölsün diye ateşe atılırken neredeydiler diye vicdanlı soru sorsun.
İsterdim ki, halkların kardeşçe ve eşitçe yaşamının dinsel veya etnik milliyetçi argümanlarla kurulamayacağı, tam tersine halklar mücadelesinin bu argümanlarla boğulmaya, sönümlendirilmeye çalışıldığı hesaba katılsın.
İsterdim ki, egemen gündemleri ve egemenler arası iktidar çatışmasının salgılarını, onlara taraf olarak değil, kendi cephesini güçlendirerek savuşturabileceğinin bilincinde olsun.
 
Meclis’te çalışmalarıyla değil, türbanla girmeleriyle gündem olan ve bugüne kadar isimleri dahi bilinmeyen bu 4 vekilin performanslarını sizlerle aşağıda paylaşarak, bizlere gösterilenin değil, perdelenmek istenenlerin hayatlarımız için önemli olduğuna dikkat çekmek istiyorum.
Volkan Düzenli
(02/11/2013)
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes