Ana içeriğe git

Bugün 30 Eylül: YAŞASIN ÖZGÜR ABHAZYA!..Devam oku     12 Eylül Darbesi ve Darbe ÇocuklarıDevam oku     8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!Devam oku     DÜN MADIMAK'I YAKTILAR, BUGÜN HER YERİ!Devam oku     21 MAYIS Soykırımdır, Sürgündür, Asimilasyondur!Devam oku     1 MAYIS’ta Emeğimizle ve Kimliğimizle Varız!Devam oku     KAFFED BAŞKANI YAŞAR ASLANKAYA’NIN AKP'YE TRANSFERİ HAKKINDA!Devam oku     MAHMUT ÖZDEN'in Katilleri Halka Açıklansın!Devam oku     EYT Tüm Toplumun Meselesidir!-Volkan DüzenliDevam oku     Bugün 30 Eylül: YAŞASIN ÖZGÜR ABHAZYA!..Devam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 1 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • cerkes19
  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay

Kullanıcı girişi

LİBERALİZM, NEO-LİBERALİZM ve TÜRKİYE SÜRECİ-1

Detaylı bir analize ihtiyacını bildiğim ve emeğini, kimliğini dert edinenlerin özel önem vermesi gerektiğini düşündüğüm bu konulara genel hatlarıyla yaklaşan yazımı 2 bölüme ayırdım.
Birinci bölüm aşağıdadır: 
         LİBERALİZM, NEO-LİBERALİZM ve TÜRKİYE SÜRECİ-1
LİBERALİZM
Liberalizmin kökleri Rönesans ve Reforma dayanmakla birlikte ilk defa 19. yüzyılda siyasi terminolojiye girmiştir. Avrupa’daki toprak soylular(Aristokrasi ) ile kent soylular(Burjuvazi) arasındaki çatışmaya koşut olarak doğmuştur. Kentlerde gelişen ticaret ve sanayinin gelişmesine en büyük engel olarak görülen toprak soyluların doğuştan sahip bulundukları hukuksal, siyasal, askeri, yönetsel ve dinsel ayrıcalıklara karşı “kent soylular”ın sınıfsal çıkarlarını ve kazanımlarını savunma üzerine inşa edilmiştir.
18. yüzyılın sonlarına doğru; düşünce ve ifade özgürlüğünü, üretim araçlarının özel mülkiyet konusu oluşunu ve ekonomiyi serbest piyasanın dengelerine teslim etmeyi savunanların adlandırılmasında kullanılan liberalizm genellikle “ siyasal liberalizm ” ve “ ekonomik liberalizm ” olarak ikiye ayrılarak değerlendirilir. Siyasal liberalizm, liberal demokrasinin temel felsefesini oluşturur. Ekonomik liberalizm ise kapitalizmin ideolojisidir. Liberalizmin ekonomideki en bilindik ifadesi; “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” formülüyle özetlenebilir. 
Liberal düşünceye göre devlet eliyle hiçbir müdahale yapılmamalıdır. Liberalizmin temel kabulleri öncelikle bireyciliğin temel alınması ve “bireysel özgürlük” düşüncesidir. 
TÜRKİYE’DE LİBERALİZM
Liberalizm bu coğrafyaya 19. yy. da Tanzimat Fermanıyla(1839) beraber girmeye başlamıştır. Tanzimat Fermanı ile Osmanlı devleti, sivil hukukta Batı’nın liberal esaslarına çok yaklaşmış; söz konusu Ferman ile devletin tüm uyruklarının, dinleri, mezhepleri, ırkları ne olursa olsun kanun önünde hak ve mükellefiyetleri bakımından eşit tutulacağı kabul edilmişti. 
Tanzimat ve onu izleyen ıslahat çalışmaları etkisiyle Osmanlı aydını da liberal düşünceleri yakından tanımaya başlamıştı. Asker, sivil, bürokrat aydınlar 1860'lı yıllarda “Yeni Osmanlılar Hareketi” akımını başlattılar. “Tercüman-ı Ahval”, “ Tasvir-i Efkar” ve “Muhbir” gibi yayın organları ve Şinasi, Namık Kemal, Ali Süavi, Ziya Paşa gibi düşünürler bu akımın tohumlarını ekmeye ve onu büyütmeye çalışıyorlardı.
1850' den sonra Ali, Fuat ve Cevdet Paşalar devletin ekonomik yaşamdan elini çekmesini, ticaretin gelişmesinin serbest ticaretle olacağını belirtmişlerdir. “Klasik Ekonomi” kitabının yazarı Sakızlı Ohannes Paşa ise, liberal ekonominin bu topraklarda ilk temsilcilerindendir.  
Birinci Meşrutiyet(1876) döneminde ise imparatorluk, ilk anayasası olan Kanuni Esasiye’ye kavuşur. Tanzimat’la ülkeye giren yeni düşünceler parlamenter bir siyasi yapının oluşmasına yol açmıştır. Birinci Meşrutiyeti ise, II. Meşrutiyet izler(1908). 1908'den 1918'e kadar ülkenin yönetimi İttihat ve Terakkiye geçer. Ekonomik politikaları yönlendiren Cavit Bey  ve İttihat ve Terakkinin içinden çıkan Prens Sebahattin ve arkadaşları, toplumu kurtaracak tek yolun Batı ekseninde aşağıdan yukarıya doğru kapitalistleşmek olduğunu savunmuşlardır.

Tanzimat’tan sonraki dönemde genel olarak devletçi bir politika izlenmiştir. Savaşlar ve 1929 krizinin olumsuz etkilerini aşma çabaları Keynesyen ekonomi modelinin yaygınlaşmasını sağlamıştır. Keynesyen model sonrası yükselişe geçen liberal ekonomi Dünya ile eş zamanlı olarak Türkiye’de de güç ve destek bulmuştur. Ticaret alanında serbest ticaret ilkesi, sanayi alanında devlet eliyle sanayileşme politikası izlenmiştir. Bu başarılı olmayınca yine devlet eliyle bir burjuva yaratma çabalarına girişilmiş, bu çabalar da sonuçsuz kalmıştır.
1950-60 döneminde Demokrat Parti ile birlikte liberal ilkeler gün yüzüne çıkabilmiş, uluslar arası tekellerle ilişkiler güçlendirilmiştir. 1960 ile 1980 yılları arası, Dünya ve ülke genelinde sosyal mücadelelerin yükseldiği bir dönemdir. Ve başlı başına ele alınması gereken bir süreçtir.
NEO-LİBERALİZM NEDİR?
Neo-liberal sürece damgasını vuran en önemli özelliklerden birisi, sistemin sosyalizm ve ulusal kurtuluş savaşları karşısında denge kurmak için kullandığı ekonomik, siyasi ve ideolojik araçları terk ederek, çıplak emperyalist-kapitalist siyasete geri dönmesi olmuştur. Dünya sistemi, 1970’lerin ilk yarısında patlak veren dünya ekonomik krizi ile başlayıp, sosyalist sistemin denge gücü olmaktan çıktığı 1990’lı yıllarda tamamlanan bir geçiş süreci ile Neo-liberal dönemine girdi.
Devlet harcamalarında mali disiplin, eğitim, sağlık gibi kamusal harcamaların kısılması, zenginlerin vergi yükünün hafifletilmesi, faizlerin ve döviz kurunun serbest bırakılması, ticaretin ve yabancı yatırım girişlerinin serbestleştirilmesi, özelleştirmelerin hızlanması, piyasaya giriş ve çıkışların kuralsızlaştırılması, neo-liberal sürecin temel özelliklerindendir.
Bu politikaların yıkıcı sonuçları da şöyle: Mali serbestleştirme ve kuralsızlaştırma sonucu spekülatif sermaye hızla arttı. Durgunluk derinleşti. Durgunluğun derinleşmesi ve mali spekülatif köpüğün büyümesi nedeniyle sistem sürekli savaş, açık işgal ve bölgesel çatışmalara başvurmak durumunda kaldı. Askeri harcamalar arttırıldı. İşsizler kitlesi büyüdü. Kalkınmacılık politikaları terk edildi. Neo-liberal yeni sömürgecilik siyaseti gündeme yerleşti. Krizlere çözüm politikaları ile ithal ikamesine ve ihracata dayalı sömürge ekonomileri tekrar biçimlendirildi. Sistem içi bölgecilik oluştu; ABD, AB, Japonya-Çin ve Rusya merkezli ticaret ve yatırım blokları oluşmaya başladı. Buna karşılık, küresel sermayenin hesapları yine tutmadı; sistemden memnuniyetsiz kitlenin artışıyla paralel küresel direniş alanları genişledi.
1980 SONRASI TÜRKİYE’DE NEO-LİBERALİZM
12 Eylül darbesinin yapılmasının ana nedenlerinden biri olarak görülen ve çalışan kesimin haklarını, yaşam standartlarını oldukça düşürecek olan “24 Ocak Kararları”nın baş uygulayıcılarından Özal'ın adımları bazı kişi ve çevreleri oldukça memnun ederken diğer bazı çevreler, 1980 sonrasında ülkede deformasyon ve dejenerasyonun arttığını dile getirdiler. Oysa Özal, kendisini iktidara taşıyan neo-liberal sürecin gereklerini ve bu sürecin aktörlerinin talimatlarını harfiyen uygulamakla meşguldü.
Özal döneminde dar gelirli vergi yükü altında ezilirken ve ülke kaynaklarının talan edilmesinin en ağır bedellerini öderken, devlet yapımı yeni zenginler türedi. Liberal ve muhafazakar çevrelerde “en sivil lider” olarak gösterilerek referans alındığı halde, darbe öncesinde yönetimde ve darbenin yönetilmesinde etkin olan Özal’dan sonra ANAP, “Özal Liberalizmi”ni devam ettiremedi. Küresel ekonominin istediği hızda neo-liberal talepleri karşılayamayan aktörler siyaset sahnesinden silindi.
O yıllarda neo-liberalizmin kendisine alan açmak için kullandığı ideolojik temel, 12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonra tüm Türkiye’ye yayılmak istenen ve her yönüyle kaba bir milliyetçilik ile İslam'ın ölçüsüzce harmanlandığı ‘Türk-İslam-Sentezi’dir. Bu sentezin işadamı, politikacı, bürokrat, tarikat ve mafyöz ayağındaki yürütücülerinin küresel öznelerle uyumlu ilerleyişi elbette tesadüf değildir, üretim ilişkilerinin belirlediği bir ideolojik birlikteliktir.
2000’li yıllarda küresel ekonominin taleplerini karşılamakta oldukça hevesli olduğu bilinen Adalet ve Kalkınma Partisi(AKP) ekonominin ve siyasetin dümenine geçti. Türkiye ekonomi geleneğindeki ithal ikameci ve korumacı politikalar yerine ihracat desteğiyle kalkınma modelini uygulayan AKP, 12 yıllık iktidarı döneminde kendisine güvenen ve destekleyen küresel aktörleri, uluslar arası ve yerel tekelleri yanıltmadığını ekonominin ve siyasetin her alanında defaten gösterdi. Nerdeyse tüm kamu kurumları başta uluslar arası şirketlere olmak üzere satılarak özelleştirildi. Buna rağmen dış borç katlanarak büyüdü. Ülke tarihinde neo-liberal akımın en çok mesafe kat ettiği  ve memnun olduğu dönem, AKP’nin iktidarda olduğu dönemdir. Diğer taraftan; ülkenin gidişatından memnuniyetsizlik duyan geniş kesimlerin artçı sarsıntıları artarak büyüyor ve ülke daha büyük adımlara gebe..
Aslında bu yazı burada sonlanıyordu. Ancak, ülkemizde neo-liberal sürecin türettiği “Türkiye tipi” bazı kavramlara ve siyasal-sosyal alandaki ilişki düzlemine değinilmez ise bu yazı eksik kalır. Kalmasın. 2. bölümde görüşelim..
Volkan Düzenli
28/11/2013
 
İKİNCİ BÖLÜMÜN KONU BAŞLIKLARI:
- NEO-LİBERALİZMİN HALKLARA HİLELİ BAKIŞI ve YÖNTEMLERİ
Neo-Liberalizme Karşı Küresel Direnişin Temel Dinamiği..
- NEO-LİBERAL SÜRECİN GÜNLÜK HAYATA KATTIĞI BAZI KAVRAMLAR ve TİPLER
“Muhafazakar-Demokrat”:
“Liberal Solcu-Liboş”:
“Dönek”:
YARARLANILAN KAYNAKÇA:
· Cevizci Ahmet, "Paradigma Felsefe Sözlüğü", Ekin Yay. İstanbul 2000
· Şaylan Gencay, "Değişim Küreselleşme ve Devletin Yeni İşlevi", İmge Kitabevi. Ankara, 1994 
· Coşkun Can Aktan, “Turgut Özal: Liberal Reformist miydi”, Ankara, 1999
· Erkal Mustafa, Baloğlu Burhan ve Filiz, Ansiklopedik Sosyoloji Sözlüğü, Der Yay, İstanbul, 1997
· Çavdar Tevfik, "Türkiye'de Liberalizm", İmge Kitabevi, Ankara, 1992
· Özer Ahmet, "Osmanlıdan Cumhuriyete", Sis.Yay. Ankara, 2000
· Cemal Fedayi, “Liberalizm ve Türkiye’de Liberalizm”, Yeni Türkiye Dergisi, sayı 25, Ankara, 1999
· Emre Kongar, "Türk Toplum Bilimcileri", Remzi Kitabevi, İstanbul, 1996
· Fikret Başkaya’nın kitapları ve makaleleri

Yorumlar

Bu bilgileri Kafkasya'ya çevirmeli

Kasım 30, 2013 yazan Konuk, 6 yıl 46 hafta ago
Comment: 1742

Sayın Yazar, liberalizmi ve devamında neo-liberalizmi genel hatlarıyla tanımladıktan ve tarihsel kökleri hakkında bilgi verdikten sonra Türkiye'deki gelişim seyrine konuyu getirmişsiniz. Aynı bilgiler ışığında, Kafkasya'nın da bütünüyle bir ekonomi-politik tahlile ihtiyacı olduğu düşüncesindeyim. Bu adımın, Kafkasya-Diyaspora bütünlüğü içinde, her iki taraftan bakılarak yapılması yararlı olacaktır. Ayrıca, DÇH'nin siyasal mücadeleyi sindire sindire, öğrene öğrene ve öğrete öğrete ilerletmesi geleceğimiz açısından çok gerekli ve önemlidir. Teşekkür ederim. Saygılar. K.Özen

Teori-Pratik

Kasım 30, 2013 yazan Konuk, 6 yıl 46 hafta ago
Comment: 1741

Teorik çalışma en az pratik kadar değerlidir ve olmazsa olmaz bir düzeyde gereklidir. Bir siyasal tahlil içeren bu çalışmanın ikinci bölümünü merakla bekliyoruz. Ve magazinel konuların ağır bastığı, daha çok ilgi gördüğü toplumumuz içinde bu tür çalışmaların yaygınlaşmasını umuyoruz. Başarılar. Aşuba Metin

Ülke ve Dünya gerçekleri

Kasım 30, 2013 yazan Konuk, 6 yıl 46 hafta ago
Comment: 1740

Merhaba, yazarın da belirttiği gibi, bazı tarih aralıklarında ve liberal-neoliberal sürecin belirleyeni olan bazı aktörlere değinmede eksiklikler var ama ülke ve dünya gerçeklerini algılama, bu algılama üzerinden bugüne ışık tutarak bir mücadele hattı belirleme anlamında çok yararlı bir çalışma olduğu kanaatindeyim. Emeklerinize sağlık. Selamlar.

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes