Ana içeriğe git

İktidarı Ürküten Kaftancıoğlu'ndan AçıklamaDevam oku     DÇH NEDİR? NEDEN VAR?-Gujan CeyhanDevam oku     İKKD Worşer/Kengeş toplantısının 2.si yapıldı..Devam oku     TMMOB İçmimarlar Odası Ankara Şube Seçimleri Devam oku     Üniversite biat etmezmiş! Külliyen yalan…-Murat SevinçDevam oku     2018'E DE BOYUN EĞMEDEN GİRİYORUZ!..Devam oku     Muhittin Ünal: “ZORUNLU BİR AÇIKLAMA”Devam oku     Kültür Tahribatına Dair Söyleyecek Sözümüz Var!-DÇH GençliğiDevam oku     Kem söz ve bir konuşma üzerine..-Adnan ÖzveriDevam oku     Biz neyiz? Ne değiliz?-Gujan CeyhanDevam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 1 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora
  • Tarkan Çakas

Kullanıcı girişi

SOÇİ OLİMPİYATLARI, TARİH ve ÇERKESLER

19. yüzyıl dünya tarihine sürgün ve soykırımlarla dolu bir yüzyıl olarak geçmiştir. İmparatorlukların parçalandığı, milli burjuvaların uluslar olarak örgütlendiği, uluslaşamayanların yok edildiği, sürüldüğü bir dönemdir. Uluslararası emperyalist kamplarca dünyanın paylaşılmasının büyük oranda tamamlanmış olması ve paylaşılamayan kısımlar için dünya savaşlarına giden sürecin başladığı yüzyıldır.
Türkiye’de yaşayan pek çok kimse bu süreçleri yaşamış insanlara dair anlatılmış hikayelerin dinleyicisi olmuştur. Bir imparatorluk bakiyesinden ulus yaratılma süreciyle kurulan T.C. devleti okullarında bu tarihsel yaşanmışlıklar ya yoktu ya da eksik ve çarpıtılmıştı. Zira, Türk ulus-devleti yaratılması konseptine uymayan tarih belleği oluşması gerekmiyordu onlara göre. Bu yüzden Çerkes sürgünü, Balkanlar’dan gelen Boşnak, Arnavut vb Müslüman unsurlara ait yaşanmışlıkların tarihi tutulup okutulmadı. Bizler Oğuzlar’ın Kayı boyundan gelen nesiller olarak büyüdük. Oysa Anadolu’da soyca Türk etnisinden olmayanların hepsinin ayrı hikayeleri vardı. Ayrıca Anadolu’dan gönderilen Ermeniler’in, Rumlar’ın da benzer tarihleri ve hikayeleri vardı. Ezilen, sürülen, yok edilen halklardı onlar. Bir de Amerikan filmlerinden aşina olduğumuz dünyanın öbür ucundaki Kızılderililer’i biliriz. Dünya film endüstrisine hakim olan Amerikalılar sayesinde (filmlerinde Kızılderililer kötü de olsa) yurtlarından edilen, yok edilen bir halk olarak Kızılderililer çokça bilinir. Anadolu’da Ermeniler’e yapılanlar (Anadolu’da yurt edinip yaşayanların sürülmesi, kırılması, 1.5 milyon) da dünya kamuoyunca bilinir. Yine Anadolu’dan 2 milyon Rum, Doğu Karadeniz ve Ege’de yaşarken kırılmış, Yunanistan’a sürülmüştür. Bu da çok bilinir.
Oysa Çerkeslerin 1864 sürgünüyle vatanlarından edilmesi ise daha az bilinir. Bunun çeşitli sebepleri vardır. Çerkesler bu sürgünü yaşadıklarında henüz ulus aşamasına gelmemişlerdi, yazılı kültürleri ve kurumsal yapıları yoktu. Bu yüzden, hem sürgün hem kitlesel göç yaşadılar, başlarına gelenin ne olduğunu idrak edebilmiş değillerdi. İçlerinden, Dido Storio’nun yazdığı gibi ” Benden selam söyleyin Anadolu’ya“ (Rumlar’ın Ege’den çıkarılış günleri hk) gibi kitap yazanı ya da Elia Kazan gibi Anadolu’dan ABD’ye kaçış romanı yazanları vb pek çıkmadı. Sürekli bu konuyu işleyen yazarı, sanatçısı pek çıkmadı. Sadece geleneksel edebiyat ürünü ağıtlar “gıbze” vb müzik, sürgün ve savaşların taşıyıcısı oldu. Ayrıca geldikleri yerde Türk uluslaşmasının önemli aktörlerinden oldular. Sürgünü yaşadıkları dönemin teknik koşulları arşiv, belge vs oluşturmaya yetmedi.
Ermeni, Rum sürgünleri daha bilinir. Sürgünü yaşayan Rumlar, Yunan dolayımı ile İngilizler’in, Ermeniler de Fransızlar’ın olmak üzere dünya emperyalist kampından birinin direk müttefiki olduklarından, sürgünleri engellenmese bile canlı tutuldu, unutturulmadı. Dünya gündeminde yer buldu, filmlere konu oldu, rembetikocuları, Charles Aznavaorlar’ı vb oldu. Osmanlı’ya gelen Balkan ve Kafkas halklarının, Yunanistan’dan gelen Türklerin, Adalıların dramları ise dünya tarafından daha az bilindi. 
İşte Soçi bu yüzden çok önemli.. Dünyanın gözü Soçi’deyken, olimpiyatlardayken, burada yaşamış büyük oranda yok edilmiş, sürülmüş bir halk gerçeğiyle dünyayı yüzleştirme koşulu oluştu.
Dahası mı, evet “daha”sı olması lazım. Ancak, Soçi konusunu herkes bulunduğu yerden ve hedefinden bağımsız işlemeyecektir. Misal, Kafkasya’da İslami bir düzen kurma iddiası taşıyan bir grup eylemler yapma kararını “atalarımızın mezarlarında olimpiyat yaptırtmayız” diye tariflerken, başka bir grup onların sözcüsünün Çeçen kimliğine atıfta bulunarak, “atalarınız Soçi’de bulunmadı” diyerek bu hakkın sadece kendilerinde olduğunu ima ediyor. Başka bir grup, Batı ülkeleri ve vakıflarıyla iç içe toplantılar vs lerle elçilik protestoları yaparken, mikro milliyetçi, ümmetçi ve neo-liberal köklere sahip.
Ermenilere, Rumlara yapılanı görmeyip Türk milliyetçisi gözünden bakanların Çerkes soykırımını dünyaya tanıtmaya kalkması başarılı olamaz. Çerkeslerin bir mitingine gelen Hadep’li bir Kürt milletvekilini kovalamaya kalkanların Çerkeslerin haklarını savunması da başarılı olamaz. Yine, Kafkasya’da barışın bozulmasında baş aktör olanların şimdi Çerkes soykırımını Gürcü Parlemontosu’ndan geçirerek Abazalara yapılanın hatasını kabullenmeden, telafi etmeden, ittifak olarak görülmesi de yanlıştır. Bu tür çıkar ilişkileriyle gidenlerinde menzili de çok olamaz. Çerkeslerin gelecek kazanımı sayılamaz.
Yeri gelmişken yazayım, ben atalarımın yaşadığı mağduriyetin “Rusya karşıtı” eylemler adı altında terörize işlerle misillenmesini kendi payıma düşen Çerkesliğim adına kabul etmiyorum, benimsemiyorum, yanlış buluyorum. Bunun bahane edilerek oranın terörize edilmesini de yanlış buluyorum. Devletlerin, halkın meşru taleplerini marjinalleştirmek ve saldırılarına meşru gerekçe için bir takım terör eylemleri yaptığı gerçeğini de saklı tutarak, gören ve bilen biri olarak bunları düşünüyorum.
Emek ve kimlik eksenli bakanların da “daha”sı olması lazım.. Çerkeslere yapılan sürgün ve soykırımın dünyaca bilinmesinin sağlanması için Soçi Olimpiyatları’nın değerlendirilmesi, çeşitli barışçıl eylemlerle bunun dünyaya tanıtılması gerekli. Bunu yaparken kendi içerisinde tutarlı olmak da çok önemli ve gerekli. Rusya söz konusu olunca “muhalif”, sıra buraya gelince tam tersi olanlarla aradaki mesafe azami seviyede korunmalı, kalın çizgilerle net olmalıdır. “Biz burada da orada da aynıyız” diyenler samimi ve tutarlıdırlar, uzun soluklu mücadele etme potansiyeline sahiptirler. Zaten bu temel farklılık, halklar nezdinde her geçen gün daha fark edilir olmaktadır.
Uluslaşma, 19 yüzyılın bir gerçeğiydi. Avrupa’da burjuvaların önderliğinde farklı yaşandı, Asya’da farklı yaşandı. 1917 Devrimi’ni yaşayan SSCB’de farklı yaşandı. Kim ne derse desin, daha önce toprakları Çarlık tarafından işgal edilmiş birçok halk bu devrimle uluslaşma yoluna girebildi. Pek çok yanlışlar da yapıldı, yaşandı. Ayrıca ardılı RF’nin Çerkesleri tümden yok saydığı kanısında değilim. Ancak, yok sayılmamakla Adige ulusu güçlenmiyor. Bunun güçlenmesi önümüze 19. yüzyıldaki gibi siyasal mücadeleler silsilesi sunmuyor. Bu aşamada, daha mütevazi gidiş gelişler olursa, politik, kültürel, tarihsel, turizm, sportif, ekonomik vb ilişkiler ne kadar çoğalırsa, tanımak, sevmek, benimsemek gerçekleşir diye düşünüyorum. Vatanlarından edilmiş Çerkeslerin yeniden eski vatanlarıyla bağ kurması, kalıcı ilişki geliştirmesi, rövanşist karşı tavır alışlarla olmamalıdır düşüncesindeyim.
Serdar Eren
16/01/2014
 
 
 
 
 
 
 
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes