Ana içeriğe git

İktidarı Ürküten Kaftancıoğlu'ndan AçıklamaDevam oku     DÇH NEDİR? NEDEN VAR?-Gujan CeyhanDevam oku     İKKD Worşer/Kengeş toplantısının 2.si yapıldı..Devam oku     TMMOB İçmimarlar Odası Ankara Şube Seçimleri Devam oku     Üniversite biat etmezmiş! Külliyen yalan…-Murat SevinçDevam oku     2018'E DE BOYUN EĞMEDEN GİRİYORUZ!..Devam oku     Muhittin Ünal: “ZORUNLU BİR AÇIKLAMA”Devam oku     Kültür Tahribatına Dair Söyleyecek Sözümüz Var!-DÇH GençliğiDevam oku     Kem söz ve bir konuşma üzerine..-Adnan ÖzveriDevam oku     Biz neyiz? Ne değiliz?-Gujan CeyhanDevam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 1 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora
  • Tarkan Çakas

Kullanıcı girişi

Kadınız; Emeğimizle ve Kimliğimizle Varız! - Fatma Özdemir

Kadınız; Üretiyoruz, Emeğimizle ve Kimliğimizle Varız!
Artık onurumuzla, emeğimizle, kimliğimizle yaşamanın zamanıdır. Kadınlarımızı artık cinsel obje görmekten, vücutlarını sermaye gibi görmekten kaçınan, yani bize ihtimam ve itina edenler tarafından yönetilmek istemekteyiz. Aslında çok fazla ya da zor isteklerimiz yoktur bizlerin. Söz ve karar sahibi olmaktır derdimiz.
Bunun için de, ekonomi-politik gerçeklerden, tarihsel süreçlerden yürüyerek kadın sorununu doğru okuyabilir ve doğru çözümlere ulaşabiliriz.
''Kadının sınıflı toplumları da önceleyen köleliği, analık hukukunun yıkılması sonucu ortaya çıktı, ve kadın cinsinin büyük tarihsel yenilgisi oldu. Üretim sürecindeki yerini kaybeden kadın, yönetimdeki yerini de erkeğe devretmek zorunda kaldı; ekonomik etkinliğin dışına düşmesi ise mülksüzleştirilmesini getirdi. Üretici güçlerin gelişmesi, artı-ürün, ticaret ve mülk edinmesinin ortaya çıkması, “tarihte kendini gösteren ilk sınıf çatışması”na, “ilk sınıf baskısı”na, kadınların ikincil konuma itilip cins olarak ezilmesine yol açtı. Maddi yaşam tarzındaki bu gelişme kendine uygun ideolojik biçimleri de oluşturdu. Ve birbirini izleyen tüm sınıflı toplumların tarihi, en barbarından en “uygar”ına, kadının baskı altına alınıp fiziki ve zihni tüm yeteneklerinin köreltilmesi, din, kültür, yasalar, gelenek ve görenekler, gerici değerler ve önyargılarla aşağılanıp bir cins olarak ezilmelerinin de tarihi oldu aynı zamanda.
Üretimden dışlanan kadına toplumsal üretimin yolunu yeniden açan kapitalizmin gelişmesi, büyük sanayi oldu. Kadınların kitlesel bir biçimde üretime katılması tarihi bir ilerlemeyi, kadının toplumsal durumundaki gelişmeyi ifade eder. Ve daha çok da, kapitalist sanayileşmenin özellikle gelişme döneminde, özgür ve ucuz emeğe duyduğu ihtiyacın sonucudur.'' (Engels)
Yukarda yaptığım alıntıda da görüleceği gibi; kadının sınıfsal baskı görmesine neden olan kapitalizm konu kadın olunca daha da acımasız olmuş. Ailede görüyoruz öncelikle; ailenin reisi hala da tartışmasız biçimde erkek ve bu en gelişmiş toplumlarda bile böyle.
Burjuva toplumu kendinden önceki sınıflı toplumdan devraldığı aile biçimini kuşkusuz burjuva dönüşümlere ve ihtiyaçlara uygun düşen bir değişime uğrattı. Aile içindeki ilişkiler sistemi de bundan etkilendi. Ama bu çerçevede erkek ailenin reisi olarak kalmaya devam etti. Bu da bizi ikinci sınıf olma durumunda kolayca eritti.
Hayat fark ettirmeden başlatır kadın olmayı bize. Acımasız çarkların dönmesi ile şekillenir hayatımız, doğduğumuz andan itibaren ikinci sınıf muamelesi görmekte çoğumuz. Büyümeden çocuk gelin olmak bizde, çocuk yaşta babamız yaşındaki adamlar ile evlendirilmek bizde vs. vs.  Acaba eğitimden ziyade gelenek ve göreneklere önem verişimizden mi kaynaklanmakta bu durumumuz bakmak lazım.
Neredeyse her gün beş kadının öldürüldüğü, tecavüze uğradığı, şiddete maruz kalanların sayısının bile belli olmadığı zamanları yaşamakta değil miyiz?
Bedenlerimizin bize ait olduğu gerçeğini anlatmak ve yasal olarak kürtaj, sezeryan gibi bire bir bizi ilgilendiren bu konularda bir başkasının söz sahibi olmasını istememek doğal hakkımız değil midir?
İçimizden çıkan kocaman yürekli kadınlarımızın öyküsü acıdır belki ama onur, mertlik, dürüstlük dolu değil midir? Kadın artık sokağa çıkmaktadır, hepsinin değişik öyküsü vardır. Kimi şiddet mağduru olduğu için kimi yakınlarını göz altılarda kaybettiği için kimi deresi için bir kısmı da doğayı bozana karşı durmak için mücadele vermektedir.
Bu zaman, artık ajitasyona ve duygusallığa kaçmadan direnme zamanıdır. Pamuk işçisi kadınlar gibi, Hesler için göz altına alınan kadınlarımız gibi ya da emeğiyle ve kimliğiyle canını dişine takarak Greif’de direnen onurlu kadınlarımız gibi.
Hayat, zorluğu ile güzelliği ile bizim hayatımız değil midir? Bizim yerimize karar veren erkekleri de kadınlar doğurmadı mı? Bu gün karısını öldüreni de, tecavüz edeni de darp edeni de doğuran biz kadınlar değil miyiz? Artık kız çocuklarımıza ikinci sınıf muamelesi yapmaktan kaçınmalıyız. Bizler bütün şartlarımızı zorlayarak kızlarımızı okutmalı meslek sahibi yapabilmeliyiz, eğrisi ile doğrusu ile kızlarımızın, yaptıklarının da arkalarında olmak zorunda olduğumuzu unutmadan, dişiliğinden çok kişiliğini ön plana çıkaran ve ayakları üzerinde duran bireyler  olarak yetiştirmeliyiz.
Belki de bazılarımız şanslı olanlardanız,  ama bu durumda da kapitalizm çarkları arasında sıkışıp kalan emekçi kadınlarımızın arkasında olmak durumundayız.
O yüzden de biz  DEMOKRATİK ÇERKES HAREKETİ olarak diyoruz ki ;
Emekçilerin, halkların ve kadınların mücadeleleri sonucu elde ettikleri kazanımlar yitirilme tehlikesiyle karşı karşıya. Bu duruma sessiz kalamayız. Sesimizi yükseltmek, istemlerimizi haykırmak için haydi alanlara! Haydi hayatın her alanına!
BİZ KADINIZ, SEÇECEĞİZ, SEÇİLECEĞİZ ve YÖNETECEĞİZ.
Fatma Özdemir
Mart/2014 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes