Ana içeriğe git

24 Haziran’ı Doğru Okumakla ve ‘Yakışanı Yapmakla’ Mükellefiz!Devam oku     DÇH 21 MAYIS METNİDevam oku     1 MAYIS’tan 24 Haziran'a Emeğin Yolundayız!Devam oku     Türkiye Çerkesleri Particiliğe, Yancılığa HAYIR Diyor!Devam oku     Kaffed'den Tetikçi Fuat Uğur'a İlişkin AçıklamaDevam oku     “Türkiye gider Mersine, eller gider tersine”: Akkuyu/Sinop… Devam oku     Kastelli’den ‘Dombili’ye: ‘Bizim Çiftlik’ Devam oku     8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!Devam oku     Panel: Değişen Rolü ile KadınDevam oku     SÜRGÜNLERİN ULUSU-Serdar Eren Devam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 2 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora

Kullanıcı girişi

Jamestown Vakfı’nın Türkiye ve Kafkasya Sevgisi(!) ve “Thamade(!) Howard” Gerçeği!..

Çalışma alanını Türkiye, Kafkasya, Ortadoğu, eski Sovyetler Birliği ülkeleri ve Balkanlar olarak belirleyen Jamestown Vakfı, 1983 yılında kuruldu. Bir düşünce kuruluşu olarak tanıtılan bu vakfın başat görevi, kurulduğu dönemlerde ABD Dışişlerine anti-Sovyetik eksende strateji üretmekti. 
Artık günümüzde misyonunu; ABD karşıtı her türden olası hareketin engellenmesi, sınırlandırılması ve ABD’nin “yeniden dizayn” operasyonlarına eklemlenmesi olarak genişletmiştir. 
Vakıf, bu doğrultuda pek çok eski diplomat, istihbaratçı, politikacı, “gazeteci” ve bazı “sivil” gruplar ile ortak çalışmalar yürütüyor.
   Kafkasya’da kendisine yeni koridorlar açmak için Gürcistan’a destek olan ABD’nin yakın geçmiste “biz de Kafkasya’daki diğer sorunları açığa çıkarabiliriz” şeklindeki demeçlerini anımsattıktan sonra, Jamestown Vakfı’nın Türkiye ve Kafkasya özelinde çalışmalarının ve kurdugu “özel” ilişkilerin detaylandırılmaya ihtiyacı var..
   ABD ve batılı istihbarat örgütleri, hesaplarının ve hesaplaşmalarının olduğu her zaman kartlarını pervasızca kullanmışlardır.. Jamestown Vakfı’nın 2010 yılında düzenlediği Kafkasya üzerine iki uluslararası konferans neticesinde Çerkes soykırımlarının tanınması gündeme getirilmişti. İki hafta önce Gürcistan devletinin resmi binasında(bakanlik binası) kurulan Çerkes Kültür Merkezi ile Jamestown Vakfı arasında 23 Subat 2012 günü, karşılıklı işbirliği amaçlı bir memerandum imzalandı. Gürcistan’ın Devlet Bakanı Papuna Davitaya ve Jamestown Vakfı Baskanı Glen Howard ile birlikte imza törenine, bu süreci ayakta alkışlayan “kafkasologlar” ve “uluslarası sivil toplum kurulusları” temsilcileri katıldılar. Bu haberi sevinçle Türkiye kamuoyuna aktaran neo-liberal ve mikro milliyetçi çevreler ise, Jamestown Vakfı’nı bir “sivil toplum örgütü” ve “politik arastırma merkezlerinden birisi” olarak “tarafsızca” tanıtıp üzerlerine düşen görevi(!) yerine getirmiş oldular.
   Jamestown Vakfı'nın Kafkasya sevgisini anlamakta zorlandığını ifade eden Sayın Mehdi Çetinbaş ile siyaseten farklı yerlerde olsakta, bir yazısındaki şu cümlelerini çok yerinde buluyoruz: “Kuzey Kafkasya’da son yıllarda ortaya çıkan, rejim muhalifi ve demokrasi yanlısı güçlerin, gördükleri baskılar sonucu ABD’ye kapak atmaları ve mücadelelerini buradan sürdürmeleri benim çok ilgimi çekiyor. (….) ülkesini terk ederek ABD’ye yerleşti. Burada Jamestown Vakfı’nın şemsiyesi altında faaliyetlere başladı. Jamestown Vakfi’nın nereden geldiğini bilmedigimiz Kuzey Kafkasya sevgisi sayesinde, geçmişte Kafkasya ile ilgili bir çok toplantılar yapıldı. Bu toplantılara hem Kafkasya, hem de Türkiye’den araştırmacılar katıldı… ABD ile Rusya Kafkasya üzerinden satranç oynamaktadırlar. Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi ile büyük bir prestij kaybeden ABD, konumunu yeniden düzeltme ihtiyacı duymaktadır….. ABD, sivil toplum kuruluşları kanalıyla Kuzey Kafkasya üzerinde büyük oyunlar oynamaya karar vermiştir. Bunun işaretlerini konunun uzmanı olanlar ve bölgeyi yakından tanıyanlar çok rahat görebilmektedirler.”
   Görünen o ki; Rus-Kafkas savaşları öncesinde uluslararası güçlerce kullanılmak üzere ileri sürülen Çerkes toplumunun içinden gelen bazı kişiler tarihten yeterince ders almamışlar. Eğer bu güçler şimdi de Jamestown v.b. yapılar üzerinden toplum içinde ilişkilenmelerini rahatça yaratabiliyorlarsa, bu sürecin sorumlusu sadece oyun kurucular olmasa gerek. Sessizce izleyenlerin; Kafkasya halklarının savaşlarla, sürgün ve soykırımla geçen son 300 yılında Rusya, İngiltere, Osmanlı, Almanya v.b güçlerin ayak oyunlarını tekrar gözden geçirmeleri yararlı olacaktır. Bununla birlikte, şu birkaç soruyla süreci sorgulamalarında yarar var: Jamestown Vakfı gibi paravan yapılanmalarla kimler adına temasa geçiliyor? Temasa geçenler halklarımız tarafından seçilmiş, genel kabul görmüş bir temsil heyeti mi? Nice emekler vererek ve ağır bedeller ödeyerek bu halkın içinden çıkmıs dik duruşu olan bir örgüt mü? Bizler adına neyi alıp, neyi veriyorlar?
   Diğer yandan, Jamestown ve Soros dışında yeşil sermaye ve tarikatlar da asla gözardı edilemez. Küreselci tarikatların ABD’nin çiftliğinde oturanlar tarafindan yönetildiğini hatırlarsak, tarikatlar ile ABD’nin kesenin ağzını açmasına ve her iki yapının insanlarını aynı protokol koltuklarında görmemize şaşırmamak lazım. Çerkesler’in Gürcistan üzerinden Jamestown Vakfı ile, mütedeyyin Müslümanların tarikatlarca, bunun dışında Rusya'nın da farklı taraflardan farklı yöntemlerle halklarımızın çekiştirildiği görülmelidir. Bu manzara karşısında; yedeklenmeci politikaları sorgulamadan çaresizlikle kabullanen iyiniyetli insanlarımızın da durumu üzücüdür. Emperyal senaryoların figüranı olmayalım demek; ürkek, korkak yapıya bürünerek, dünya siyasetinden uzak bir duruşun sürgit yaşamasını savunmak değildir. Öyle algılanmamalı ve şaibeli ilişkilenmelere meşruiyet sağlamak için de öyle gösterilmeye çalısılmamalıdır. Mesele: Dünya siyaseti karşısında, kendi duruşunu sergileyebilecek, ilkeli, kendi halkından güç alan yapıları ortaya çıkarmak olmalıdır. Bu yapılar, halklarımızın ezici çoğunluğundan ibaret olan “emegiyle geçinen yoksulları ve kimliğinden yoksunları” merkezine almalıdır. Bu yapıları ortaya çıkarmadan, mevcut yapıları "yok et" yaklaşımları ile, el yordamı ve kaba ajitasyonla nereye gittiği belli olmayan bir çizgi, en iyi ihtimalle geçici heveslerle yan yana gelenlerin maceracılığı ile anılabilir.  
   Jamestown Vakfı’nı bir de Türkiye’nin özellikle son 10 yılına damgasını vuran “yeniden dizayn” sürecinin oldukça tanıdık bir siması üzerinden mercek altına alalım..
Son 3-4 yılda Türkiye’nin gündemini sarsan bir dizi gizli belgenin Utah üzerinden yayınlandığının ortaya çıkmasıyla birlikte, kamuoyunun yakından tanıdığı Taraf Gazetesi yazarı ve polis akademisi mezunu bir komiser olan Emre Uslu çok anılır oldu. Cemaate yakın olarak bilinen gazetelerde yaziları sürekli yayinlanan ve televizyon programlarının vazgeçilmez “uzman”ı olan Uslu, yasalara göre bir devlet memurunun 4 yıldan fazla yurtdışında kalması mümkün olmadığı halde “geçirdiği bir kaza” nedeniyle üç ayda bir “okyanus ötesi uçamaz” raporu aldığı için 8 senedir yurtdışında idi. Peki, son yıllarda operasyonlar konusunda bizi aralıksiz aydınlatan(!) Emre Uslu nerede ortaya çıktı biliyor musunuz? Özel bir çabaya gerek kalmadan gazeteciler onu, Jamestown Vakfı bünyesinde çalışıyorken Washington’da buldu. Vakıf, kadrosu emniyette bulunan bir polisi, yani Taraf yazarı Emrullah Uslu’yu Türkiye uzmanı olarak bünyesine almıştı. CIA Türkiye Masası Eski Şefi Graham Fuller ile de zaman zaman görüşen Uslu, 17 Şubat 2009 günü Vakfın bir toplantısında da konuşmacı olarak görev aldı. Emre Uslu’nun Jamestown Vakfı adına katıldığı duyurusunda belirtilerek düzenlenen konferansın başlığı: “ABD ve Avrupa’nın Avrasya’da ki Enerji Güvenliği Sorunları”. Uslu’nun konuşma başlığı ise; “PKK ve Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı Güvenliği”. Ne tesadüf, o hattın güvenliği için Kafkasya’da ne kazanlar kaynatıldı!..
   Buraya kadar Jamestown Vakfı’nın Türkiye ve Kafkasya sevgisini(!) genel hatlarıyla biraz olsun aydınlatmaya çalıştık. Bir sure sonra da, gittikleri hatalı yoldan dönmedikleri taktirde  Jamestown Vakfı’na sevgi ve hürmetlerini her fırsatta gösterenlerin ortak yanlarına mercek tutacağız. Durumu özetleyen “Thamade(*) Howard” ironisini anlamak istemeyen öznelerin trajik savruluş hikayelerinin tarihsel köklerini ve güncel durumlarını yine halklarımızdan edindiğimiz bilgilerle detaylandırarak gerekirse zamanla sunabiliriz.
Biliyorsunuz ki; arkaladıkları vakfın onlarla işi bitince, diğer ideolojik akrabaları gibi sırtüstü düşüşleri çok zaman almayacak. Emek, eşitlik, adalet, sömürü, emperyalizm v.b. kavramları halkın belleğinden çıkarmak için canla başla uğraşıyor olsalar da, çevrelerindeki iyiniyetli ve cefakar insanları perde olarak kullansalar da; çabaları nafile. Dünyanın her yerine savaştan başka bir şey getirmemiş olan paravan kuruluşlarla eşgüdüm halinde yürüyen, onları şirin gösteren, halkın birikimi ile ortaya konmus yapıları eleştirip düzeltmek yerine "yok etmeliyiz" diyen, halklar arasında düşmanlıklar peydah eden ve tüm bunları "ulusal mücadelenin pragmatizmi" ile akılcılaştırmaya çalışan milliyetçi “politika”yı, Türkiye ve Kafkasya özelinde ne yazık ki iyi tanıyoruz..
Jamestown türü yapılanmalar bir dirence karşı alternatif planlarını da önceden hazırlayarak yola çıkarlar. Onların asıl amaç ve görevlerinin ne olduğuyla ilgili görüşlerimizi sunarken, uzantıları aracılığıyla bu vakfın ne gibi hileli tepkiler geliştirebileceğini de biliyoruz. Ama riskleri göze alamayanlar, karanlıkta kalmaya mahkum olurlar..
   Jamestown Vakfı ve benzerleri  görevlerini yapıyor. Emeğiyle geçinen yoksullar ve kimliklerinden yoksun olanlar ortak bir zeminde yanıtlar vererek, görevlerini yapmış olacaklar. Farklı halklardan yoksulların ve yoksunların örgütlü bir şekilde bir araya gelerek, barış ve kardeşlik şarkıları söyleyebildiği bir hayat; küresel aktörlerin uzantısı iktidarların mantık kodlarıyla toplumu kuşatan neoliberalizmin ve ırkçılığın panzehiri olacaktır.
 
‘Yoksullar ve Yoksunlar İçin’ Çerkesler ve Dostları
 
* Thamade: Çerkes toplumunda, önder vasıflarda görülen, saygı ve hürmet gösterilen büyük kişi.

29 Subat 2012

 

 

 

 

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes