Ana içeriğe git

EYT Tüm Toplumun Meselesidir!-Volkan DüzenliDevam oku     Bugün 30 Eylül: YAŞASIN ÖZGÜR ABHAZYA!..Devam oku     3. Havalimanı İşçileri Pervasızlığa İsyan Etti!Devam oku     12 Eylül Darbesi ve Darbe ÇocuklarıDevam oku     Gençlerin Adıgey Gezisinden Notlar-Adnan ArslanDevam oku     Sözmez Baykan'ı ve Mücadelesini Selamlıyoruz!.Devam oku     Ah o gemide ben de olsaydım…- Murat SevinçDevam oku     Rusya’nın Anadil Yasasına Karşı 126 Kurumdan Çağrı!Devam oku     Anadillerin Seçmeli Yapılmasıyla İlgili Forum’un ArdındanDevam oku     Güncel.. 'Adnan Hoca’dan ‘ahlaksız’a nasıl geldik!Devam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 0 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • cerkes19
  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay

Kullanıcı girişi

Kaffed Konferans DÇH Konuşma Metni

Kaffed'in 13-14 Aralık 2014 günlerinde Ankara'da düzenlediği “150. Yılda Çerkesler, Güncel ve Gelecek” konulu konferansa DÇH adına bir konuşma yaparak ve ayrıca DÇH’li bir arkadaşımızın konuşması ile katıldık. DÇH’nin konuşma metnini yayımlıyoruz.
DÇH’nin Tarihsel Sürece, Bugüne ve Geleceğe Dair Tespit ve Önerileri
Öncelikle; 60’a yakın derneğin üst yapısı olan, önemli bir tarihsel kazanım olarak varlığını sürdüren Kaffed’e bu çalışması için teşekkür ediyor, tüm katılımcıları ve konukları saygıyla selamlıyoruz.
Yaşadığımız çok yönlü süreç, yeni bir değerlendirme ve ortaklaşma zemini yaratmayı gerekli kılıyor.
Yaklaşık 3 yıl önce yola çıkarak; farklı ülke ve şehirlerde düzenlediğimiz etkinliklerle, demokratik kamuoyuna “Çerkeslerin sesini”, Çerkes kamuoyuna da “emeğin sesini” taşımaya çalışan bizler, aşağıdaki tespit ve önerilerimizi temel başlıklar altında sizlerle paylaşıyoruz:
1) Dünya Konjonktürü.. Yeni kaynaklar elde etmek ve yaşadıkları krizi aşmak için uluslararası güçler Kafkasya, Ortadoğu ve Balkanlar başta olmak üzere tüm dünyayı yeniden dizayn etmekte, dengeler hızla değiştirilmektedir. Ekonomi-politik nedenleri olan bu değişim; egemen ideoloji, devlet yapısı, genel algı gibi üst yapı kurumlarını da dönüştürmüştür. Bu değişimden Çerkesler de payını almaktadır. Örneğin; “Arap Baharı”na paralel olarak sıranın bölgede yaşayan Çerkesler’e ve “Kafkas Baharı” adı altında tüm Kafkasya’ya da geldiği yaşayarak görüldü.
Daha yakın zamanda milliyetçi pragmatizmin tüm demogojik yol ve yöntemleriyle ABD’nin ve Gürcistan’ın peşine takılan, emektar kişi ve kurumları itibarsızlaştırarak kendisine alan açmaya çalışan ve bu gerçekleri dile getirenlere ölçüsüzce saldıranların bugün küresel çekişmelerden bahsediyor olması da manidardır. Klasik propaganda hilelerine dayanan, kendi söz ve pratikleriyle çelişen bu çıkışları ciddi almamız beklenemez.
Diğer taraftan; mevcut sistemin yarattığı haksızlıklara, ekonomik-askeri-siyasi-kültürel saldırılarına karşı halklar da dünya ölçeğinde direniyor. Küresel hesaplar, artık hak arayan kitleler tarafından altüst ediliyor. Özetlediğimiz bu süreç gösteriyor ki, dünya gerçeklerinden kendimizi soyutlayarak çözümlere ulaşamayız.
2) Türkiye Diasporası.. 12 Eylül darbesi ve 1990’ların “bin operasyonlu” uygulamalarıyla sindirilmeye çalışılan halklar bugün; kendinden olmayanı yok sayan bir “sivil vesayet”le yüzleşmektedir. Bir yandan “açılım, yeni anayasa” v.b. gündemlerle toplumun beklentisi sıcak tutulmakta, diğer yandan ekonomik-demokratik haklar budanmakta ve bu durum kanunlarla meşrulaştırılmaktadır.
Bilinmelidir ki; saraylara, uçaklara, vakıflara, destekçilere aktarılan milyarlarca doların, halkların yaşamsal taleplerine aktarılması gereken kaynaklar olduğunun farkındayız. Çıkar gruplarının ihtiyaçlarını kesintisiz biçimde karşılayan hükümet, iktidar olmanın olanaklarını görülmemiş bir şekilde kullanmaktadır. Yarattığı biat mekanizmasıyla toplumun bu haksızlıklara karşı dirençsiz veya kayıtsız kalmasını da sağlayan iktidar, toplumsal çatışma ve yarılma riski içeren birçok alanda da kışkırtıcı yöntemler kullandı. Şiddet ve şiddetin dili toplumu esir aldı. Halkların yaşamsal taleplerini, kendi politikalarını güçlendireceğini düşündüğü noktalarda gündeme taşıdı ve siyasal pazarlıkların konusu haline getirdi. Dışlayıcı üslubunu, dış politikaya da yansıttı. Ortadoğu’da izlenen siyaset, Çerkeslerin de içinde olduğu bir milyonu aşan göçmen topluluğunu bugün temel bir sorun haline getirdi.
Önümüzdeki Milletvekili Seçimlerinin de bu koşulların belirlediği gergin bir politik iklimde gerçekleşeceği aşikârdır.
Sürecin daha iyi anlaşılması için halklarımıza yönelik onur kırıcı uygulamalardan da birkaç somut örnek verelim:
Geçmişten bugüne neredeyse tüm iktidarlar, Çerkes soykırımının tescili için tek bir adım atmadılar. Abhazya’nın hukuken tanınması yönünde hiçbir girişimde bulunmadılar, hatta Gürcistan’a askeri-siyasi hibeleri artırarak devam ettirdiler. Gürcistan’ın baskısıyla “23 Nisan şenlikleri”ne Abhaz çocukları almadılar. Çeçen mücadelesini dilinden düşürmeyenler, Çeçen mültecilere yıllarca sefaleti reva gördüler, Çeçen cinayetlerinde dosyaları rafa kaldırdılar. Meşhur “paket”lerinde Çerkes adını dahi anmayanlar, “Çerkesçeyi ebeveynlerinden öğrensinler” deyiverdi. Abhazya ve Osetya’yı Gürcistan’ın bir parçası görüp, inkârcı anlaşmalar imzaladılar. Abhazya Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı seçimi için İstanbul’da kurulan sandığa izin vermediler. Çerkeslerin taleplerini kendi siyasi mecralarına akıtmak ve toplumumuzu kontrol altında tutmak için kimi unsurlar servis edildi. İktidara sistematik olarak ödüller veren akıl almaz tutumlarla yüzleştik.
Bu örnekler bile gösteriyor ki; Amerika’yı Müslümanların keşfettiğini söyleyenler, 150 yıldır bir arada yaşadığı yaklaşık 5 milyon Çerkesi henüz keşfetmiş değil.
Diğer taraftan, muhalefet boşluğu da apaçık ortadadır. İktidarın alternatifi gibi görünen öznelerin, bu süreci halklar lehine dönüştürme gücü ve iradesi henüz mevcut değil. Bu koşullar altında; gerçekleri dile getirmek ve mücadele etmek, bizlerin ve tüm demokratik güçlerin önde gelen görevidir. Bu görev, Türkiye halklarının direnme eğilimleri ile Çerkeslerin varlığını güçlendirecek demokratik adımlar atması arasında sıkı bir ilişkinin varlığını işaretler.
Aynı zamanda; hayatımızı ve geleceğimizi korumak için yan yana durabilmenin yollarını arayan bir birlik tartışması, verili yapıların bir ortak söylem ve eylem birlikteliğinin ötesine geçtiğinde, tüm potansiyeli harekete geçirebilme arayışına yöneldiğinde anlam bulacaktır.
3) Çerkes Toplumuna Özel Sorunlar.. Soykırım ve sürgünün bıraktığı ağır izler, asimilasyon ve anadil sorunu, Kafkasya’da nüfus azlığı, Kafkasya ile bağların zayıflığı, yerel bölgelerin özgül şartları, Rusya’nın kontrolünde bir DÇB gerçeği, toplumsal meselelere apolitik argümanlarla yaklaşılması, devlet ve iktidarların kodlarıyla çözüm arama alışkanlığı gibi toplumumuza özel pek çok mesele sıralayabiliriz. En önemlisi de; Çerkes toplumunun içinde emeğiyle geçinen insanlardan oluşan en az %90’dan ibaret olan kesimin toplumsal mücadeleye bir blok halinde katılamamış olmasıdır. Hem yaşamlarını idame ettirme zorluğu hem de “Çerkesliğini koruyamama” gibi iki kat cenderenin içinde olan bu çoğunluk, kısıtlı koşullarından dolayı etkinliklere uzak kalmakta ve dolayısıyla kurumlarımız da bu geniş kitlenin gücünden yararlanamamaktadır.
Bu çoğunluğa yeterince önem vermeyen aynı fasit daire içindeki adımlar, halklarımızın beklentilerini olduğu yere çivilemekte ve ister istemez güç odaklarına yedeklenmektedir.
Görülüyor ki; emek ve kimlik mücadelesi, yaşamsal düzeyde bir bütünlük arz etmektedirler. Bu bağın güçlenmesi; halkları milliyetçileştirerek, birbirinin karşısına koyarak halkı parçalayan egemen politikaları geri püskürtebilecektir.
Bunlara ek olarak; Rusya, ABD ve yerel iktidarlar “Kendi Çerkesi”ni yaratma çabasındadır. Dolayısıyla; sonuçsuz işlerle nefes tüketerek biriken enerjimizi bu odakların potasına akıtmak yerine; tarihsel mücadele geleneğimizin izlerini sürmeliyiz, bu izleri güncellemeliyiz. Kendimiz olmalıyız.
SOMUT ÖNERİLERİMİZ:
1. Genelde yaşadığımız ülke özelde Çerkesler ciddi bir yarılma sürecindeyken, hiçbir öznenin kendini dayatmadığı, sürecin ruhuna uygun siyasi, kültürel, ekonomik tabanlı bir ortak hareket oluşturmalıyız.
2. İnsanlığın ve Çerkesliğin malzemeleştirildiği bu zamanda, ‘Halk Meclisi’ anlayışımıza, ‘Thamade/Ayhabı’  geleneğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Halkın ve kurumların söz ve karar süreçlerine eşitçe katılması için gerekli mekanizmalar oluşturulmalıdır. Tarihsel deneyimlerimizin işaret ettiği ‘Çerkes Halk Meclisleri’ üzerinden siyasete daha etkin müdahaleyi gerçekleştirmeliyiz.
3. Ayrıştırıcı bir özgeçmişi olmayan tüm Çerkes yapılanmaları bu sürecin doğal unsurları olarak kabul edilmeli, Çerkesler özelinde ve ülke genelinde çok önemli gelişmeleri sessizce izleyen derneklerin sürece etkin katılımları sağlanabilmelidir. Bu süreci, üretenler yönetmelidir.
4. Rusya ile özdeş veya yakın anlayışlarla bu anlayışların panzehri gibi sunulan ‘Amerikancılık’ gerçeğine karşı tam bağımsız bir yol haritası oluşturmalıyız.
5. Magazinel kişilerin Çerkes kimlikleri üzerinden popülist çıkışlar yapmanın bugüne kadar toplumumuzdan götürdükleri gözetilerek, bu türden zemin ve öznelere net mesafe koyulmalıdır.
6. Eşitsizliğe, sömürüye, asimilasyona, inkâr ve imha politikalarına karşı bir mücadele yürütülmeli; ırk, dil, din, renk, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin herkesin eşit haklara sahip olduğu savunulmalıdır. Bu çerçevede; ülkemizin en önemli dinamiklerinden olan Kürtler, Aleviler ve tüm mağdurlarla ilgili bir konuda; hiçbir aktöre yedeklenmeden, “onurlu barışı” savunan sivil bir dili hayata geçirerek, Çerkesliğin ve insanlığın saygınlığını taçlandırmalıyız.
7. Çerkesliğin ve tüm insanlığın değerleri bütünlüklü ele alınmalıdır. Kafkasya halkları ile tüm dünya halkları birbirinin rakibi veya ikamesi değil, birbirinin parçası veya tamamlayıcısı olarak tanımlanmalıdır.
8. Toplumsal mücadelenin emek, kimlik, çevre, kadın v.b. ana başlıkları bütünlüklü değerlendirmeli, Çerkeslik hayatın gerçeklerinden yalıtılmamalıdır.
9. 21 Mayıs’ın “Soykırım ve sürgüne karşı mücadele günü” olarak başta Rusya ve Türkiye olmak üzere tüm dünyada tanınmasını merkeze alan bir mücadele yürütülmelidir.
10. Tüm kişi ve kurumlarla karşılıklı olarak ilkeli, ölçülü ve özenli yaklaşım esas alınmalı, halklarımızın dışarıdan herhangi bir sürece veya güce yedekleme amaçlı adımlara karşı mesafe koyulmalıdır.
11. Tüm halkların kendi kimliklerini özgürce ifade etmesinden ve örgütlemesinden yana olunduğu kadar, halkların bir arada kardeşçe yaşamasından yana olunmalıdır.
12. Baskı politikalarına karşı demokrasi, emperyalizme karşı tam bağımsızlık, diktatörlüklere karşı özgürlük, ırkçılığa-şovenizme karşı halkların kardeşliği için mücadele edilmelidir.
13. Halklarımızın beklentilerini istismar eden küresel senaryolara ve iktidarların mantık kodlarına karşı her koşulda ve her düzeyde net duruşu savunmalı, dolayısıyla devletlerle değil, halklarla çözüm aranmalıdır.
14. Milliyetçilik, dini değer, aidiyet v.b. duyarlılıklara yaslanarak neo-liberalizmi meşrulaştırmaya çalışan akımlara karşı tam bağımsız, demokratik ve birleşik bir duruş esas alınmalıdır.
15. “Tükler, Kürtler ve Diğerleri” üst başlığı üzerinden bu coğrafyadaki Çerkes halk gerçekliğini hafife alarak “çantada keklik” görenlerin yaklaşımlarını ve dilini değiştirebilecek ortak adımlar atılmalıdır.
Son söz olarak;
Bilinmelidir ki, Çerkesler sahipsiz değil. Herhangi bir kurumumuza veya mücadele insanımıza yönelik olumsuz bir tutuma karşı tüm gücümüzle halkımızı savunacağız.
“Adigelik insanlıktır” ifadesini şiar edinenleri, “Candan önce onur gelir” diyenleri, “Özgür kal” diyerek vedalaşanları, toplumumuzun emektarlarını ve dostlarımızı mücadelemizin tüm sıcaklığı ve onuruyla selamlıyoruz.
 
DEMOKRATİK ÇERKES HAREKETİ
 
NOT: Konuşma video link: 
http://www.youtube.com/watch?v=xFXWglldxOQ&feature=youtu.be
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes