Ana içeriğe git

Türkiye Çerkesleri Particiliğe, Yancılığa HAYIR Diyor!Devam oku     Kaffed'den Tetikçi Fuat Uğur'a İlişkin AçıklamaDevam oku     “Türkiye gider Mersine, eller gider tersine”: Akkuyu/Sinop… Devam oku     Kastelli’den ‘Dombili’ye: ‘Bizim Çiftlik’ Devam oku     8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!Devam oku     Panel: Değişen Rolü ile KadınDevam oku     SÜRGÜNLERİN ULUSU-Serdar Eren Devam oku     Forbes dergisi Türkiye'nin en zenginlerini açıkladı Devam oku     23 Şubat Sürgünü ve Güncel Karşılıkları!..Devam oku     DİSK-AR araştırması: “Türkiye İşçi Sınıfı Gerçeği” Devam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 2 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora

Kullanıcı girişi

AKP’Yİ GETİRENLER ve GÖTÜRDÜKLERİ

Ülkemiz, eskilerin deyimiyle secim sath-ı mailine epeyce yaklaşmış bulunuyor. Esasen yaşanan bunca rezilliğe karşın, birtakım insanlarımızın yapılan hırsızlık, yolsuzluk, yalan, rüşvet gibi suçları görmezden gelmeleri ve hatta savunur pozisyon almaları, dikkatle izlenmesi gereken oldukça sağlıksız bir durumu işaret etmektedir. 
Bu durumu net anlamak için yakın geçmişe şöyle bir göz gezdirelim.. 
Akepe tepe yöneticilerinin 1995 yılı CIA raporlarında (daha ortada Akepe yokken) Tayyip Erdoğan’ın Başbakan, Abdullah Gül’ün Dışişleri Bakanı olacağı bilgileri yer almaktaydı. Esasen ABD emperyalizmi Türkiye’de izlediği politikayı 1970’lerde değiştirmiş, toplumda oluşturulan “yeni muhafazakârlık” akımı üzerinden gündeme konulan ‘Ilımlı İslam’ modellemesi ile iktidarı tümüyle kontrol edebileceğini planlamıştı. 1980 yılında CIA’nın “bizim çocuklar” dediği darbeci generaller vasıtasıyla; başta sol olmak üzere diğer toplumsal dinamikler ezilmiş, din istismarını temel alan, muhafazakâr kesimi de kolayca yönlendirecek bir siyasi yapı oluşturulmuştur. En fazla İmam-Hatip lisesinin faşist generaller tarafından açtırılmış olması, bu anlamda önemli adımlar manzumesinden sayılabilir. Hazırlanan 1982 Anayasası sonrasında yönetime gelen Turgut ÖZAL liderliğindeki ANAP, başlangıçta iyi anlaşılamayan ancak parçalar birleştikçe anlam kazanan, toplumun ve devlet kurumlarının itibar ve işlevlerinin düşürülüp yok edilmesi faaliyetlerini o süreçte “devlette değişiklik” gibi sunmakta idi. Mesela rüşveti meşru gösteren “benim memurum işini bilir” söylemi, bu neoliberal planın uygulama parçalarından biri olarak görülebilir.
Akepeyi oluşturan isimlerin çok çok önceden belirlendiği, uzun ve planlı bir çalışma sonucunda iktidara getirilerek ülkenin tüm kurumlarını işlevsiz hale soktuklarını söylemek, abartılı bir iddia olmayacaktır. Daha sonrasında Erdoğan’ın henüz Başbakan bile olmadan Amerika’ya çağırılması, kendisi için “Deliğe süpürmeyin, bu adamı kullanın” tavsiyeleri, hafızalarımızda tazeliğini koruyan bilgilerdir. Bütün parçalar bir araya getirildiğinde, Akepenin bir ABD Emperyalizminin projesi olduğu ve BOP’un hayata geçirilmesinde çok önemli görevler yerine getirdiği gerçeği ortadadır.
Akepenin, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde, Ortadoğu ülkelerinin sınır değişikliklerinin kolaylıkla gerçekleştirilmesi, algı yönetimi metoduyla bölge halklarının ‘uyutulması’ bağlamında önemli görevler ifa ettiği, defalarca kanıtlanmış, üzerine ciltler dolusu makaleler yazılmış bir konudur. Benim üzerinde durduğum temel konu ise, Akepe iktidarının kurumları nasıl ve ne şekilde talan ettiği ve işlev göremez hale getirdiğidir.
Akepe, planını hayata geçirirken ilk aşamada son derece yumuşak bir söylem geliştirmiş, birinci önceliğini kurumlardaki ‘tarafsız’ unsurları emrine almaya ve bütün kurumlardaki üst yönetimleri ele geçirme faaliyetlerine ayırmıştır. Bu süreçte kamu personelinin işlevsiz kaldığını, ‘kartla maaş çeken’ unsurlara dönüştürüldüğünü söyleyebiliriz.
Sonraki aşamada ise, yumuşak söylemlerin aksine, tüm insanlık kurallarının hiçe sayılarak, “kendi kadrolarımızla çalışmak hakkımız” aldatmacası üzerinden büyük bir memur kıyımı gerçekleştirilmiştir. Bu dönemdeki kıyımının, Cumhuriyet döneminde eşi benzeri görülmemiş bir kıyım olduğunu söylersek, abartmış olmayız. Size çok somut bir örnekten söz edebilirim. Manisa Tavuk Hastalıkları Araştırma ve Aşı Üretim Enstitüsü, Akepe tarafından 2005 yılında kapatılmıştır. Ne ilginç bir tesadüftür ki, kapatılan bu kurum kuş gribi üzerinde araştırmalar yapmaktadır. Konuyla ilgili görsel basında açıklamalarda bulunulmuş, birçok araştırmacı-gazeteci makaleler yazmış, ancak diğer bütün konularda olduğu gibi, konu iktidar partisi ve yandaşlarınca gündemden düşürülmüştür.
Bugün Türkiye, üniversite sınavlarını dahi şaibesiz yapamayacak bir noktadadır. TÜBITAK basit bir HDD analizi yapamayacak durumdadır. Adli Tıp Kurumu, her raporu birbiriyle çelişen bir kurum haline gelmiş durumdadır. Kısaca bütün devlet kurumları ehil olmayan, ancak Akepeli olan kişilerin elinde oyuncak halindedir. Akepe öncesi dönemde kurumlar çok mu iyiydi? Elbette hayır. Ancak kurumlar, hiç bu kadar bütünüyle çapsız insanların işgaline uğratılmamıştı. Bu durumu da “milletle kucaklaşma” olarak lanse edip, yapılan yağma ve talanı perdelemeye çalışıyorlar.
Kısacası Akepe, ekonomi-politik-sosyal alanlara kadar toplumun bütünüyle vasıfsızlaştırılıp teslim alınması yönünde emperyalizme karşı görevlerini layıkıyla yerine getirmiştir. Ancak, hesap edemedikleri, beklemedikleri bir halk muhalefetiyle karşılaşmışlardır. Halkın biriken öfkesi her alana yayılmıştır. Artık Akepe, misyonunu tamamlamıştır. 
Bu manada 7 Haziran günü toplumsal muhalefetin alacağı tedbirler, Türkiye halklarının onurlu yaşama dair umudunun da göstergesidir. Bu çerçevede Demokratik Çerkes Hareketi’nin, sandığı aşan mücadele anlayışına vurgusu ve güncel siyasetin parçası olan seçimlere dair emekten ve halklardan yana yaptığı işaretlemeleri son derece önemlidir. Hayat, bütünlüklü bakanları hiç yanıltmadı.
Bizleri yok sayanlar, artık yok hükmündedir..
Azmi Berberoğlu (01.06.2015)
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes