Ana içeriğe git

MAHMUT ÖZDEN'in Katilleri Halka Açıklansın!Devam oku     EYT Tüm Toplumun Meselesidir!-Volkan DüzenliDevam oku     Bugün 30 Eylül: YAŞASIN ÖZGÜR ABHAZYA!..Devam oku     3. Havalimanı İşçileri Pervasızlığa İsyan Etti!Devam oku     12 Eylül Darbesi ve Darbe ÇocuklarıDevam oku     Gençlerin Adıgey Gezisinden Notlar-Adnan ArslanDevam oku     Sözmez Baykan'ı ve Mücadelesini Selamlıyoruz!.Devam oku     Ah o gemide ben de olsaydım…- Murat SevinçDevam oku     Rusya’nın Anadil Yasasına Karşı 126 Kurumdan Çağrı!Devam oku     Anadillerin Seçmeli Yapılmasıyla İlgili Forum’un ArdındanDevam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 1 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • cerkes19
  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay

Kullanıcı girişi

Saraylı sanatçılara geçmiş olsun-Canan Aydın

Zülfü Livaneli ile yaptığı söyleşiyi harmanlayarak bir haber-yazı hazırlayan Canan Aydın’ın bu ‘tam da yeri ve zamanı’ dedirten çalışmasını iki nedenle yayımlıyoruz..
Birincisi; iktidar sofrasına minnet etmeyen sanatçılar ile iktidarla yapışık yürüyen “sanatçılar” arasındaki farkın daha net görülmesi ve bu farkın her alanda karşılığının olması. İkincisi ise; Bu haber yazıda geçen “sanatçılar” kelimesinin çıkarılarak, bazı yerlere “Dik duran insanlar/Çerkesler”, bazı yerlere de “Kapıkulu insanlar/Çerkesler” yazılarak bir kez daha okunmasını sağlamak içindir. DÇH-İletişim Birimi
Saraylı sanatçılara geçmiş olsun
Zülfü Livaneli: “Türkiye’de üç darbe dahil çok olaylar, iktidarlar gördük. Bunların karşısında eğilen, bunlardan menfaat uman, bunlarla iyi geçinmeye çalışan sanatçıların da her daim yok olduğunu gördük”
AKP, 13 yıllık iktidarı döneminde hoyrat dilini her alanda kullandı. Tabii bundan sanatçılar ve sanat dünyası da çokça nasibini aldı. Eserler ‘ucube’ oldu sanatçılar ‘müsvette’… Sarayda kurulan sofralara oturmayanlar fişlendi, yuhalatıldı.
Bunun yanında bir kısım sanatçı da bu sofradan eksik olmadı; sofradan “ceplerine duble yol yapanlar” mı dersiniz birlikte çalıp söylemeler mi dersiniz; kahvaltılarda buluşmalar, davetler, düetler…
7 Haziran genel seçimler sonrasında sanatını ve sanatçısını da alan AKP derin bir sessizliğe büründü. Beraber yürüdükleri, beraber ıslandıkları bu yolda, bu kez ters esen bu rüzgârlı dönem nasıl geçecek? Peki, şimdi ne yapacak onlar?
DİRENMEYEN OYUNCAKTIR 
Tüm bunların yanında sanatçı kimliğinden ödün vermeyen, dik duran sanatçılar da oldu. Onlardan biri de yazar, sanatçı, siyasetçi Zülfü Livaneli. Baskıcı düzene çanak tutan, söylemleriyle iktidarın yanında her daim yer alan sanatçıları Livaneli’ye sorduk. Sanatın özünde direniş olduğunu söyleyen Livaneli; “Direnmeyen sanat, haksızlıklara başkaldırmayan sanat zaten oyuncaktır. Türkiye’de üç darbe dahil çok olaylar, iktidarlar gördük. Bunların karşısında eğilen, bunlardan menfaat uman, bunlarla iyi geçinmeye çalışan sanatçıların da her daim yok olduğunu gördük” ifadeleriyle değerlendirdi. Nâzım Hikmet gibi, Yaşar Kemal gibi sadece direnen sanatçının kaldığını da söyleyen Livaneli, “Bakın yüzyıllardan beri Pir Sultan Abdal diyoruz, Dadaloğlu diyoruz ve bu bütün şeyleri söylüyoruz. Bu, yenilgilerin tarihidir. Yani aslında karşısında durarak haksızlığı yenmiştir. Bu önemli bir kural. O yüzden de geçmiş olsun diyorum” diyor.
SANAT VİCDANDAN YANADIR 
AKP hükümetinin sanatta yarattığı tahribatın giderilmesi için 7 Haziran sonrasının bir umut olup olmadığını da değerlendiren Livaneli şunları söyledi: “Bu biraz siyasi tahminlere girer. AKP’nin iktidarı bırakacağı kanısında değilim. Bırakmamak için sonsuz bir kavgayı göze alacaklar. Muhalefet partilerine iktidar vermezler. En yakın ihtimal yanlarına yakın bir partiyi alıp koalisyon yapmalarıdır. Beceremezlerse de erken seçime götüreceklerdir. O yüzden henüz bu dönem bitti, başka bir dönem başladı demek istemiyorum. Genel olarak sanatta tahribat oldu. Ama kendi sanatçılarını yetiştiremediler. Çünkü sanat vicdandan yanadır, insan haklarından yanadır, ezilenden yanadır. Böyle olmayan sanat zaten olmadı. Dünyada da yok. O saray dalkavuklarından sanatçı çıkmaz.”
CANAN AYDIN-birgun.net

Yorumlar

Bu haber yazıyı ve aşağıdaki

Haziran 12, 2015 yazan Konuk, 3 yıl 21 hafta ago
Comment: 11479

Bu haber yazıyı ve aşağıdaki yorumu okudum. Canan hanım Fransız atasözünü doğrulayan bir güzel çalışma yapmış, sizlerin de bu çalışmaya burada yer vermeniz yerinde olmuş. Aşağıdaki yoruma katılıp katılmamam ayrı bir konu ama saray soytarılarını eleştiren Livaneli'yi haklı olarak da olsa tam da bu eleştirinin altında eleştirmek, istemeden de olsa saray soytarılarına dolaylı destek anlamı yaratacaktır. Öyle olmadığını biliyorum ama oluşacak algıdan bahsediyorum. Yani aşağıdaki yorum bu haber yazıdan bağımsız olarak işlenseydi tek bir itirazım olmazdı. Saygılar.

Zülfü Livaneli...

Haziran 11, 2015 yazan Konuk, 3 yıl 21 hafta ago
Comment: 11476

Sayın Z.Livaneli,

Sizinle 1991'in Ocak ayında uçakla Paris'e giderken tanışmıştık. Siz bir toplantı, ben de "simulator" eğitimi için gitmiştik. Bir rastlantı sonucu, dönüşte de uçakta birlikte oturmuştuk. Gazeteci Savaş Ay da aynı uçaktaydı. Sanırım anımsamışsınızdır.

Yolculuk sırasında yaptığımız sohbetten belleğimde üç konu kalmıştı. Bunları size açmayı, epeyce bir zamandır istiyordum. Kısmet bugünmüş.

Ben size İstanbul'u yiyip, bitiren Bedrettin Dalan'ın dürüst olmadığını, İstanbul'u talan ettiğini ve somut bir örnek olarak da, Çamlıca'daki Sevda Tepesi'ni Arap prenslerinden birine satarken uyguladığı hukuk dışı yöntemi anlatmıştım. Bu olayı bana, o bölgedeki tapulu arsası Dalan tarafından zorla sattırılan gerçek bir İstanbul Hanımefendisi'nin anlattığını size aktardığımda, büyük bir tepki gösterip buna inanmadığınızı ve Dalan'ın böyle bir şey yapmayacağını savlamıştınız. Bunun üzerine ben, şaşırmış ve susmuştum. Dalan'a neden toz kondurmadığınızı İstanbul'a döndükten sonra, bizzat sizin yayımladığınız köşe yazısından öğrenme şansını bulmuştum.

Dalan o sıralar bir parti kurmuştu. Yazınızdan öğrendiğime göre, Dalan'a bir Anayasa taslağı hazırlayan ve de aynı zamanda o'nun hukuk müşavirliğini yapan kişi, meğerse sizin babanızmış ! Şimdi soruyorum, babanız o'na hâlâ hukuksal yardım yapıyor mu? Siz, Dalan'a hâlâ saygı duyuyor musunuz ?..

İkinci konuya geliyorum. Sizin gibi bir sanatçının Engin Ardıç, Hıncal Uluç, Mehmet Altan, Cengiz Çandar, Güneri Cıvaoğlu vb. gibilerle aynı gazetede yazmasını içime sindirememiştim. Bunu sizin onurunuzu incitmeyecek biçimde şöyle dile getirmiştim: "Daha geniş bir okur kitlesine seslenmek için Sabah Gazetesi'ni seçtiniz herhalde." Siz de bu görüşümü onaylamıştınız. Daha sonra sorduğum "Sizin gazetede sendika yok, çalışanlar örgütsüz. Bu konuda ne diyeceksiniz?" soruma şu yanıtı vermiştiniz: "Ama bizim gazete iyi para veriyor!"

Demokrasi, örgütlü toplum demektir. Sendikalaşmayı salt para açısından düşünmeniz, beni hayrete düşürmüştü. "Boyalı" basının aralarındaki "ansiklopedi savaşı" sırasında, karşı gazeteler hakkındaki yazılarınız da bir olgunluk ürünü değildi. Siz Sabah'ta değil de örneğin, Milliyet'te yazsaydınız, eminim bu kez de Sabah'ı suçlayan yazılar yazacaktınız.

Özellikle geri bırakılmış ülkelerdeki insanlar nedense, hep bulundukları konuma göre düşünürler ve davranırlar. Hiçbir zaman kendilerini karşısındakinin yerine koyup, düşünmezler. Yani duygudaşlık(empati) yapmasını bilemezler. Oysa bunu yapmak, sağlıklı bir karar vermeye yarayacağı için, sorunun en azından yarısını çözer...

Sonuncu konu da şuydu: Söz Yılmaz Güney'den açılmıştı. O'nun Fransa'dayken çevrilen ve senaryosunu yazdığı "YOL" filminin video kasedini Paris'te satın almıştım. O filmin müziğini de siz yapmıştınız. Kendi adınızı da Abidin Dino'nun önerisi üzerine "Sebastian" olarak yazdırmıştınız. Yani korktuğunuz için gerçek adınızın yazılmasını istememiştiniz. Oysa o filmde rol alan herkes gerçek adını kullanmıştı. Hatta, o filmde rol alan jandarma astsubayı ve erler, Şanlıurfa J.Komutanlığı personeliydiler. Yani gerçek karakterlerdi. Siz ise, filmin herhalde Türkiye'de gösterimine izin verildiğinde gerçek adınızı yazdırırsınız artık !..(Nitekim, aynı dediğim gibi olmuş ve film Türkiye'de gösterime girdiğinde, Z.Livaneli gerçek adını yazdırmıştı jenerikte.2015)

Yılmaz Güney hakkında yakışıksız sözler sarfetmiştiniz. O'na yakıştırdığınız sıfatlardan biri de, o'nun tabancalı bir haydut olduğuydu! Bay Livaneli, siz Güney'i anlayamazsınız. Yukarıda da vurguladığım gibi, duygudaşlık(empati) yapamıyorsunuz. Siz o'nun çektiği acıların yüzde birini bile çekmediniz. Bizler daha sosyalizmin "s"sini bilmezken, o bunun savaşımını her yönüyle veriyordu. O bu savaşımı başkalarının yaptığı gibi, para kazanmak için de yapmıyordu. Çünkü o, oportünist değildi !..

Belediye Başkanlığı'na adaylığınızı koymadan kısa bir süre önce yazdığınız bir yazıda, Yılmaz Güney'i övüyordunuz. O'nu sevip, sevmemeniz kimseyi ilgilendirmez. Benim vurgulamak istediğim, "çifte standart" olayıdır. Bir insan topluma seslenirken(hitap) başka türlü, tek tek bireyle konuşurken bir başka türlü nasıl böyle konuşabiliyor, ben buna da hayret etmiştim...

Size ulaşabilmek için çok uğraştım. PTT'nin "Bilinmeyen Numaralar Servisi"nde kaydınız yoktu. Bir yazınızda Kenan Evren(Tiksindiğim faşistlerin başında gelir) için, evinin çevresinde alınan önlemler nedeniyle "Halkından korkan bir cumhurbaşkanı" deyimini kullanmıştınız. Siz de telefonunuzu halktan saklayarak aynı konuma düşmüş olmuyor musunuz?

Neyse, seçim bürosunun fax numarasını, seçim çalışmalarınızı örgütleyen, Erzincan Askerî Lisesi'nden arkadaşım ve eski milletvekili Süleyman Genç'ten aldım.

Yukarıdaki eleştirilerimin nedeni, sizi kötülemek değildir. Sol'u toparlamak savı ile ortaya çıkanların, düşünce ve davranışları bir bütün oluşturmalıdır. Kimse mükemmel değildir. Önemli olan, yapılan yanlışların yinelenmemesidir...

Başarılar.

Erol Soysever
15 Mart 1994

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes