Ana içeriğe git

Türkiye Çerkesleri Particiliğe, Yancılığa HAYIR Diyor!Devam oku     Kaffed'den Tetikçi Fuat Uğur'a İlişkin AçıklamaDevam oku     “Türkiye gider Mersine, eller gider tersine”: Akkuyu/Sinop… Devam oku     Kastelli’den ‘Dombili’ye: ‘Bizim Çiftlik’ Devam oku     8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!Devam oku     Panel: Değişen Rolü ile KadınDevam oku     SÜRGÜNLERİN ULUSU-Serdar Eren Devam oku     Forbes dergisi Türkiye'nin en zenginlerini açıkladı Devam oku     23 Şubat Sürgünü ve Güncel Karşılıkları!..Devam oku     DİSK-AR araştırması: “Türkiye İşçi Sınıfı Gerçeği” Devam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 1 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora

Kullanıcı girişi

Çerkesler Barışı Savunacak - Selahattin Bilici

ÇERKES KÜRDE DÜŞMAN OLMAYACAK. BARIŞI VE KARDEŞLİĞİ SAVUNACAK!
‘’Biz bu filmi daha önce görmüştük’’ klişesini, sahiplerinin ağzından alıp kendilerine iade ediyoruz. Aşinasıyızdır. İktidarları için tehdit teşkil eden her türlü gelişme sonrasında ekran karşısında boy gösterirler. 
Lacivert takım elbise, ciddi bir yüz, ağdalı bir ses tonu eşliğinde klişelerini tekrarlayıp, sağ duyu çağrısında bulunurlar. Şimdi siz durun. Boşuna ekrana çevirmeyin yüzünüzü. Orada değiliz. Evimizden, sokağımızdan, okulumuzdan, yaşamın içinden, günlük kıyafetlerimiz içinde size sesleniyoruz: ‘’Biz bu filmi daha önce görmüştük.’’ Bir daha izlemek istemiyoruz.
Hafızamız o kadar da balıklarınkine benzemiyor. Her ne kadar hızına yetişemediğimiz bir gündemin içinde kafamızı allak bullak etseniz de, emrinize amade gazeteleriniz, televizyonlarınız ile beynimizin ırzına geçmeye çalışsanız da, hatırlıyoruz. O kadar iyi kazıdınız ki bilincimize, unutmamız mümkün değil. Neyi mi hatırlıyoruz? 90’lar boyunca bu ülke halklarına yaşattığınız karabasanı. Ülkenin bir tarafında yürüttüğünüz kirli savaşı. O kirli savaşın memleketin muhtelif yerlerinde ki izdüşümünü. Sizin gibi düşünmeyen herkesi öteki ve hain ilan etmenizi. Hainlere reva gördüğünüz muameleyi. Ülkecenek içine girilmiş olan o cinnet halini, sokaklara salınmış paramiliter gruplar eli ile yaratılan linç kültürünü. Parmağınızı gözümüzün içine soka soka savurduğunuz onca tehdide rağmen vaz geçmemişken barış dileğimizden, bugün mü vazgeçeceğiz? Hadi canım komik olmayın. Barışı savunurken sizden izin alacak değiliz.
Savaş isteyenler bir adım öne çıksınlar. Tanıyalım, bilelim onları. Yok öyle kutsalların arkasına sığınmasınlar. Vatan millet edebiyatı da yapmasınlar hiç. İnanın karnımız tıka basa doldu.Ha kustuk ha kusacağız. O vatan millet edebiyatının altında yatan gerçek kutsallarınızın ayrımındayız. Bu defa öyle üç beş kişi de değiliz. Hayli kalabalığız. Kürdüz, Türküz, Çerkesiz, Lazız, Arabız, Boşnağız ve dahi her renkten, her dildeniz. Hadi şimdi açıklayın bize neden bu kadar çok savaşı istediğinizi. Sizi dinliyoruz. Ama şu hassasiyet dediklerinizi bir kenara bırakın. Dedik ya yemiyoruz.
İktidar üzerinize yapıştı. Artık zamanı geldiğinde bırakılması gereken bir araç olmaktan çıkıp amacın kendisi haline dönüştü. Neredeyse bir doğum hakkı. Bir türlü vazgeçmek mümkün olmuyor. Kaybedecek o kadar çok şey, ödenecek o kadar çok hesap var ki. Fiili olarak kaybedilen bir iktidarı her ne pahasına olursa olsun yeniden kazanmanın gayreti içerisindesiniz. Bu gayretin sonu sizi savaşa götürmüş ne gam. Ölenler sizden olmadıktan sonra. Doğru değil mi? Ölenler sizden değil. Hep bizden. İsimleri değişiyor, milliyetleri değişiyor, inançları değişiyor, yüzleri, sesleri değişiyor. Ama bir şey hep aynı kalıyor. Cenazelerin girdiği evlerin yoksulluğu. O hep aynı. Edirne, Ağrı, Yozgat, Rize, Antalya, İzmir, Afyon, Kars. Şehirler farklı. Ölenin evi aynı. Boyası dökülmüş duvarlar, kiremit kaplı çatılar, kaba kumaştan perdelerin örttüğü pencereler, çamurlu yollar, ağlayan ana babalar, dul kalmış eşler, bir daha babasını göremeyecek olan çocuklar. Hiç değişmiyor ki. Siz savaş istiyorsunuz. Biz ölüyoruz.
İktidarınızı tehdit eden her şey korkunuza korku katıyor. Artık davranışlarınızın sonuçlarına değil, korkunuzu dindirip dindirmediğine bakıyorsunuz. Elinizde ki silahlı güçleri, bile bile ölüme göndermekten çekinmiyorsunuz. Eğer onların akan kanları iktidarınızın daha da sağlam olmasına hizmet edecekse, hiç bir beis görmezsiniz. Barış, iktidarda kalmak adına kullanılan safsatadan ibarettir. İşe yaramazsa işe yaramıyordur, iyi değildir. Çöpe atılmalıdır. Düne kadar kötü olan savaş, bugünden sonra iyi olandır. İnsanlar savaşın getireceği korku ve nefret ile yeniden bize yöneleceklerse, varsın savaş olsun. Ölenlere şehit deriz, kalanlara gazi. Kredi kartı borçlarını kapatır, elektrik paralarını öderiz. Yeter de artar bile.
Peki ya siz? Savaş kampının bir diğer neferi. Sizin derdiniz ne? Neden bu kadar düşmansınız barışa? Esip gürlediğiniz de mangalda kül bırakmıyorsunuz. Bir gün olsun ağzınızdan yaşama, güzele, doğruya dair bir şey duymadık. Hep nefret, hep kan, hep ölüm. Topu topu bildiğiniz üç kelime ve yaptığınız siyaset bundan ibaret. Bilmiyor muyuz sizi? Tanımıyor muyuz? Temsil ettiğiniz siyasal düşünce, halklar arasındaki nefret ve düşmanlık üzerinden besleniyor. Dün de böyleydi bu gün de böyle. 90’lar sizler için ne güzel yıllardı değil mi? Futbol maçlarında yükselen ırkçı sloganlarınız, ölen gençlerin cenazelerini kendi partinizin mitingine çevirme alışkanlığınız, ellerinde öldürdükleri çocukların boyunda ki silahları, dudaklarında aşağı yayılan bıyıkları ile ölüm makineleriniz, kapısına çarpı işareti koyulmuş evlere yönelik gerçekleştirdiğiniz kitlesel linç hareketleriniz. Sizi var eden, bir güç olarak başımıza bela kesilmenize neden olan şey her ölümle birlikte daha da büyüyen nefretten başka bir şey değildi. Ölümden besleniyordunuz, kan ile politika yapıyordunuz.
Şimdi de derdiniz aynı. Yeniden o yıllara dönelim. Ölen her gencin bedeninde vuku bulan yüzde bilmem kaçlık oy artışı ile rantımıza rant katalım. Kamuoyu araştırmalarında ki yükselişimiz cenazelerin sayısı ile doğru orantı da seyretsin. Tüm bunların özlemi ve beklentisi içinde olan sizler, şerefsiz olan bizler. Hadi oradan. Kan emici canavarlar. Şeref sizin neyinize.
Olmuyor olmuyor. Ne kadar isteseler de sokakları terörize edip bir iç savaş görüntüsü yaratamıyorlar. Olmadıkça da daha çok saldırıyorlar. Tek dertleri ülkenin her yerinde halkları birbiri ile karşı karşıya getirmek. Korku ve kutuplaşma üzerinden üç beş oy fazla almak. Üç beş oy için bunca can...
Yaratılmak istenen savaş iklimi güzel olan hiç bir şeyin yeşermesine izin vermeyecek kadar soğuk ve çirkin. Sadece ölenlerle sınırlı kalmayacağını hepimiz biliyoruz. Her ölümle birlikte yaşadığımız toprakların tek gerçekliği haline gelecek. Yaratılmış olan korku ve çılgınlığın esrikliğinden kimse muaf olmayacak. Grevler ertelenecek, yeni baskı yasaları gündeme gelecek, sokağa çıkan herkes düşman muamelesi görecek, ötekileştirme revaç da olacak, en ufak bir hak talebi bile acımasızca bastırılacak, sürek avları, göz altılar, yargısız infazlar rutine binecek. Ve sen ey beyninin ırzına geçilmiş, vicdanı ipotek altına alınmış sokakta ki adam. Evet sen. Yıllardır sürdürülen bir yalanın amansız takipçisi. Ezim ezim ezilirken, iliklerine kadar sömürülürken, artık bu savaş tacirlerine alkış tutma. Barışı savun. Barış diyenlerin yanında saf tut. Onlar barış ile birlikte emeğinin hakkını, çocuğunun yarını, güzel ve mutlu bir ülke düşünü savunanlardır. Düşmanların değil.
Peki sen Çerkes kardeşim. Aynı kandan, aynı soydan geldiğim. Ya sen ne yapacaksın? Söz konusu olan sadece bir halkın inkarı değildir. Onunla birlikte senin de inkarındır. İnkar edilen çoğulculuk ve demokrasi, yerine konulmaya çalışan tekçi anlayış seni kapsamıyor mu? Aynı cenderenin içinde sen de öğütüleceksin. Yıllardır öğütüldüğün yetmedi mi? Hala mı savaş çığırtkanlarının şak şakçılığına soyunacaksın? Dur biraz. Dinle. Savaşın, sürülmenin acısını senden iyi kim bilir? Görmüyor musun, sana yalan söylüyorlar. Kendi iktidarları ve daha fazla güç, zenginlik adına zulmün yanında saf tutmanı bekliyorlar. Senin yerin onların yanı değil. Sen onların “Çerkezi“ değil, mazlumun yanında durmayı şiar edinmiş “Çerkes” halkının evladısın. Hiç bir halk senin düşmanın değil. Olamaz da.Kimliğine, emeğine, onuruna sahip çıkmanın yolu barışı savunmaktan geçiyor.
Ben bir Çerkesim. On yıllardır ekmeye çalıştığınız kin ve nefret tohumlarının içimde yeşermesine izin vermedim. Vermeyeceğim de. Hem kimliğimi savunacağım hem de emeğimi. Ne herhangi bir halka ne de Kürde düşman olmayacağım. Onlarla birlikte barışın yanında saf tutacağım. Mücadelem yalnızca  Çerkes kalabilme mücadelesi değildir. Emeğim ve onurumla birlikte Çerkes kalabilme mücadelesidir. Safım bellidir. Savaşa karşı barış, sömürüye karşı emek, sınıfa karşı sınıf. Gerisi hayat…
Selahattin Bilici (13.08.2015)
 
 
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes