Ana içeriğe git

Sözmez Baykan'ı ve Mücadelesini Selamlıyoruz!.Devam oku     Ah o gemide ben de olsaydım…- Murat SevinçDevam oku     Rusya’nın Anadil Yasasına Karşı 126 Kurumdan Çağrı!Devam oku     Anadillerin Seçmeli Yapılmasıyla İlgili Forum’un ArdındanDevam oku     Güncel.. 'Adnan Hoca’dan ‘ahlaksız’a nasıl geldik!Devam oku     24 Haziran’ı Doğru Okumakla ve ‘Yakışanı Yapmakla’ Mükellefiz!Devam oku     DÇH 21 MAYIS METNİDevam oku     1 MAYIS’tan 24 Haziran'a Emeğin Yolundayız!Devam oku     Türkiye Çerkesleri Particiliğe, Yancılığa HAYIR Diyor!Devam oku     Kaffed'den Tetikçi Fuat Uğur'a İlişkin AçıklamaDevam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 0 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • cerkes19
  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay

Kullanıcı girişi

Utanç Size, Direnmek Bize - Selahattin Bilici

Elbette hepimizin dünya görüşünün aynı olması beklenemez. Yalnızca aynı soydan gelmemiz, Çerkes olmamız bizi bir kılmaz. Yaşanan bazı olaylar karşısında farklı refleksler sergilememiz eşyanın tabiatı kadar doğaldır. Yine eşyanın tabiatı kadar doğal olan bir başka gerçeklik ise kimi istisnai
durumlarda, bütün ayrı gayrıları bir kenara bırakarak ortak
tavır koyabilme iradesini göstermekten geçer. Bu istisnai durumların adı yoktur. Yaşandığı zaman kendiliğinden anlaşılır. İşte o zamanlar da sadece taşımış olduğun etnik kimliğin değil, insan olmanın da gereğini yerine getirmiş olursunuz. Yoksa istediğin kadar Çerkesim diye gez, dernekler, federasyonlar kur, insan olmayı beceremedikten sonra neye yarar.
Suruç’da yaşadığımız dehşet ortak tavır göstermemiz gereken o istisnai durumlardan bir tanesiydi. Bizim için iki kere hissedilmesi gereken bir acı. Hem Çerkes olarak hem de insan olarak. Ölenlerin mensubu oldukları milliyetler üzerinden güzelleme yapmak değildir söz konusu olan. Senin ölün benim ölüm yarışı da değildir. Orta yerde duran apaçık bir realitedir. Çerkes kimliği ile siyasal kimliğini aynı potada eritebilme becerisini gösterebilmiş bir anne ve oğluna, hak ettikleri saygıyı gösterme erdemidir. Hepsi bu. Saygı duymanın çeşitli yolları vardır. Yitirmiş olduğunuz insanların değerlerini canlı tutmaya çalışırsınız. İsimlerini, anılarını o değerler üzerinden yaşatırsınız. Bırakmış oldukları yerden devam etme becerisini sergilemek için uğraşırsınız. Ki bilirsiniz ki, siz hatırladıkça onlar da bir şekilde var olacaklardır. Bunu yapamıyorsanız eğer geriye bir tek şey kalmıştır, susmak. Susun, konuşmayın, kirletmeyin.
 
Ama maalesef susmayı bile beceremeyenler var. Eklenmiş oldukları siyasal yapılar aracılığı ile elde edecekleri rantların derdine düşmüş acizler. Şirin görünmek adına, durun biz onlardan değiliz feryatları içerisinde kin kusuyorlar. Ölülerimize saygısızlık yapıyorlar. Maksatlı bir şekilde iftira ve karalamalarda bulunuyorlar. Dertleri açık. İcazetli kimlik mücadelelerini, icazet sahiplerini kızdırıp, küstürmeden devam edebilmek. Kendilerine sunulan sınırları belirli alanın korunaklığı  içerisinde Çerkesçilik oynamak. Şunu bir türlü anlamak istemiyorlar. Biz bu ülke de sadece Çerkes olmaktan kaynaklı bir mücadelenin tarafı değiliz. Aynı zaman da ortak sorunlar etrafında birleşmiş halkların birleşik mücadelesinin de tarafıyız. Demokrasi, barış, özgürlük, emek ve dahi sıralayacağımız pek çok başka şeyin bu topraklarda yaşıyor olmaktan kaynaklı olarak bizim de sorunumuz olduğunun farkındayız. Sizin yaptığınız gibi, dernek kapısından girdikten sonra bunları dışarıda bırakmamızı beklemeyin bizden. Adına politika yapmak mı diyorsunuz? Evet aynen öyle. Politika yapıyoruz. Tıpkı sizin gibi. Biliyor musunuz, politika yapmayalım demek politika yapmanın en rezil hallerinde bir tanesidir. Ve siz işte tam da bunu yapıyorsunuz. Bilerek, isteyerek, taammüden.
 
Korkuyorsunuz. Korkmakta da haklısınız. Yıllardan beridir yürütmüş olduğunuz folklorik retoriğiniz tehdit altında. Egemenlerin takdir dolu bakışlarından olmak istemiyorsunuz. Birileri  çıkıyor dernek binaları içerisine hapsetmiş olduğunuz kimlik siyasetini alanlara taşıyor. Bunu yaparken de benzer kaygıları taşıyan öteki halklarla bir araya gelme iradesini gösteriyor. Kimliklerini; emek, demokrasi, barış ve özgürlük ideallerine sahip diğerlerinin yanına eklemleyip, olması gerekeni işaret ediyorlar. Tıpkı Suruç’da öldürülen iki kardeşimiz gibi. Emek, demokrasi, barış, özgürlük kelimeleri nasıl da tehlikeli sözcüklerdir bu topraklarda. Adınız bir kere bunlarla anılmaya baş göstermesin kendiniz de tehdit olur çıkarsınız egemenlerin gözünde. Takdir dolu mırıltıların, sırt sıvazlamaların yerini gözdağı ve temizleyin bu işi beklentisi alır. İşte siz de  bunu yapma telaşı içerisindesiniz. Egemenlerin gözünde ki yerinizi koruma telaşında. Biz onlar gibi değiliz, onlar sadece küçük bir azınlık, Çerkesleri temsil edemezler derdinden ağzınızdan çıkanı kulağınız duymaz hale gelmiş. Kraldan çok kralcı kesilmişsiniz.
 
Çerkes Dernekleri Federasyonu  (Çerkes-Fed) zorunlu bir açıklama yayınlamış. Suruç’da düzenlenen saldırıyı elbette haksız ve haince buluyorlarmış, ölümlerin vermiş olduğu sızıyı tüm yürekleri ile paylaşıyorlarmış ama. Bir ama, kendinden önce gelen cümlenin tamamını anlamsız kılar. Yani daha en baştan samimiyet olgusunu yok eder. O nedenle başta söylenenlerin öylesine, laf olsun diye açıklandığı son derece aşikar. Devam etmişler. Saldırı sonrası ülke de meydana gelen kaos ortamı ve oluşan fitne ateşine katkı sağlamamak adına şimdiye kadar sesiz kalmışlar. Ancak bazı ‘’karanlık odakların’’ kendilerini hedef alması nedeniyle bu açıklamayı yapmaya mecbur kalmışlar. Üstelik bu ‘’karanlık odaklar’’ bütün Çerkesleri bu kaosun ortasına çekmek için göstermiş olduğu bütün gayretlere rağmen yine iyi dayanmışlar.
 
Nereden bakarsan bak tutarsızlık. Saldırı sonrasında sessiz kalmayı bir marifetmiş gibi gösterip, katliama tepki gösterenleri kaos ve fitne yaratmakla suçlamak için insanın sağlıklı olmayan bir ruh hali içerisinde bulunması gerekir. Bu ülke de bir katliam yaşanmış, 33 tane gencecik insan göz göre göre ölmüş. Her ocağa bir ateş düşmüş. O ocaklardan iki tanesi bizim kendi ocağımızken ne yapılmasını bekliyordunuz? Evet sokaklara çıktık, öfkemizi haykırdık, ölülerimize sahip çıktık, sorumluların, ihmal sahibi olanların bir an önce hak ettikleri cezayı almalarını istedik. İnsan olmanın gereğini yerine getirdik. Bu mudur zorunuza giden? Yoksa orada şehit düşen iki Çerkes’e, aynı zaman da Çerkes olmanın acısıyla da iki kere daha fazla sahip çıkmamamıza mı bozuldunuz? Karanlık odak tarifinizi katliam yapanlar için değil de, acısını, öfkesini ortaya koyanlar için yapmanız daha en baştan renginizi ortaya koyuyor. Susmanız gereken yerde susmayı bilmiyorsunuz. Tıpkı konuşulması gereken yerde konuşamadığınız gibi. Değerlerimize saygısızlık yapanlara hak ettikleri cevabı her zaman veririz. Bu durum zorunuza gidiyorsa sıkıntı sizdedir.
 
Ancak açıklamanızın bir yerinde oldukça haklısınız. ‘’ Çerkes halkı, herkesin, istediği her şeyi, istediği kalıba döküp dikte edebileceği kurşun askerler topluluğu değildir. ‘’ Kesinlikle doğru bir tanımlama. Bu tanımlamayı yapma becerisine sahi insanlar olarak şunu da bilmeniz gerekir ki, Çerkesler sizin öngördüğünüz gibi dernek binalarına kendilerini hapsedip, yemek ve halk oyunları üzerinden varlıklarını devam ettirmeye çalışmak zorunda da değil. Kimliklerine sahip çıkarken, ülkelerine sahip çıkma becerisini de gösterebilirler. Siz bildiğiniz gibi devam edin. Biz de kendi bildiğimiz gibi. Yalnız bildiklerinizi tek doğru belleyip, bize de dayatmaya çalıştığınız da, olmayınca da karalama ve iftiraya başvurduğunuz da  sonuçlarına da katlanmayı göze almışsınız demektir. Bu ağlayıp, sızlanma neden şimdi? Nedir bu sabrettik, sabrettik dayanamadık saçmalığı? Bizim canımız gidecek, kanımız dökülecek, sonra birileri çıkıp ‘’Su testisi su yolunda kırılır. Bunların Çerkeslikle alakası yok.Katil, tecavüzcü, teröriste sahip mi çıkacağız’’ diyecek. Bizden de susmamız beklenecek öyle mi? Sizin aksinize biz nerede konuşulup, nerede susulması gerektiğini gayet iyi biliriz. Üzmeyin kendinizi.
 
Karışık bir ruh hali içerisindesiniz. Bir yandan Suruç’ a ne kadar çok üzüldüğünüzü ifade etmeye çalışırken öte yandan bu durumun son derece normal olduğunu iddia edecek kadar kararmış gözünüz. Her bir sahte üzüntü kelimesinin ardından gelen ‘’İyi ama onlar da oraya gitmeselerdi. Ne işleri varmış bakayım orada?’’ imaları çiğliğin ötesine geçmek olsa gerek. Sahi haberiniz yok mu oraya ne için gittiklerinden? Söyleyelim o zaman da, belki anlarsınız. Yıkılmış bir şehrin enkazı içerisinde kalmış çaresiz çocukları sevindirmeye gittiler. Ağaç dikmeye, kütüphane kurmaya gittiler. Başka bir niyetleri yoktu. Uzun zamandır ölümün kol gezdiği topraklara yaşam götürmeye çalışıyorlardı. Kendi şahsi çıkarları için değil, bazılarının anlayamayacağı daha ulvi amaçlara sahiptiler. Nasıl, tüm bunlar öldürülmek için yeterli midir? İkna oldunuz mu? Anladınız mı ne için orada olduklarını? Aslında her şeyin farkındasınız ama, malum bir yerlere yaranmak zorundasınız. Devam edin böyle. Belki yaranırsınız.
 
Saçmalama konusunda işi o kadar ileriye taşıyorsunuz ki, acımak mı kızmak gerekiyor kararsız kalıyor insan. Siyasal iktidarın dahi cesaret edemediği bir üslupla bu alçakça saldırıyı aklamaya uğraşıyorsunuz. Neymiş efendim, bu ölen insanlar zaten sol bir örgütün militanlarıymış. Bu sol örgüt IŞİD’e karşı savaşıyormuş. Aralarında bir kan davası varmış. Doğal olarak IŞİD’de misilleme eyleminde bulunmuştur. Bu kadar. Evet hepsi bu kadar. Yapmayın, etmeyin, bu kadar alçalmayın. Bunu Çerkes adı altında yaparak bizi de utandırmayın. Ağzınızdan çıkanı kulağınız duymaz mı? 33 tane genç, hayatının baharında, pırıl pırıl insan. Farklı etnik kimliklerden, farklı şehirlerden, hatta farklı siyasal düşüncelerden. Orada bulunmalarının tek sebebi katiller ve tecavüzcüler çetesinin kuşatması altında perişan olmuş insanların yanlarında olduğunu göstermek. Onlar bilmiyor mu, birkaç oyuncak, kitap ve fidan bütün acıları sarmaya yetmez? Onların derdi kimliğine, inancına, siyasal düşüncesine aldırmadan mazlumun yanında durma becerisini gösterebilmek. Yalnız değilsiniz, yanınızdayız diyebilmek. İnsan olmanın onurunu yaşatmak. Bakın ne diyorum. Onur, kardeşlik, mazlum. Tanıdık geldi mi? Gelseydi zaten şu sözleri kaleme almazdınız. Eli kanlı katiller ile bu gençleri aynı kefeye koymazdınız. Utanmasanız neredeyse hak ettiler diyeceksiniz. O kadar ürkmüşsünüz ki, açıklamanızın hiçbir yerinde IŞİD’e terör örgütü diyemiyorsunuz. Ne kadar da tanıdık bir durum. Aferin size, yaranmaya çalıştıklarınızın izinden gidiyorsunuz.
 
Sizin iddia ettiğiniz gibi Suruç’ daki 300 kişiyi bir araya getiren şey tek başına bir ideolojiye olan bağlılıkları değildir. Dünyanın neresinde olursa olsun ezilenin yanında olma erdemine sahip olmalarıdır. İdeolojilere can veren insanlardır. Onu rezilde edebilirler, yücelmesini de sağlayabilirler. Suruç’da can veren insanların ideolojisi ne olursa olsun, insanlığı yücelttikleri çok açık. Güzel bir dünya ve gelecek düşünü, kendi şahsi çıkarlarının önüne koymak, anlayamayacağınız kadar uzaktır size.
 
Ölenlerin arasından kimseyi ayırıp, farklı bir yerle koymuyoruz. Buna gerek de yok. Onlar zaten Çerkes kimlikleri ile oradaydılar. Tıpkı yıllardır aynı kimlik ile ezilenin, barışın ve kardeşliğin yanında saf tuttukları gibi. Siz ister kabul edin isterseniz etmeyin, anılarını, isimlerini yaşatmak için, uğruna hayatlarını feda ettikleri ideallerinin takipçileri olacağız. Biliyorum çok rahatsız olacaksınız ama, bunu aynı zaman da Çerkes olarak yapacağız. Üzerinizde hissettiğiniz baskı bizlerden kaynaklı değildir. Şirin görünmeye çalıştığınız yerlerden kaynaklıdır. Üzülmeyin, kendinizi akladınız. Bir katliamı meşrulaştırarak, o katliama karşı tepki gösterenleri karalayarak egemenlerin gözünde hak ettiğiniz yeri kazandınız. Gayri sırtınız yere gelmez. Direnmek bize, bu utanç size olsun…

Selahattin Bilici (15.08.2015)

 

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes