Ana içeriğe git

İktidarı Ürküten Kaftancıoğlu'ndan AçıklamaDevam oku     DÇH NEDİR? NEDEN VAR?-Gujan CeyhanDevam oku     İKKD Worşer/Kengeş toplantısının 2.si yapıldı..Devam oku     TMMOB İçmimarlar Odası Ankara Şube Seçimleri Devam oku     Üniversite biat etmezmiş! Külliyen yalan…-Murat SevinçDevam oku     2018'E DE BOYUN EĞMEDEN GİRİYORUZ!..Devam oku     Muhittin Ünal: “ZORUNLU BİR AÇIKLAMA”Devam oku     Kültür Tahribatına Dair Söyleyecek Sözümüz Var!-DÇH GençliğiDevam oku     Kem söz ve bir konuşma üzerine..-Adnan ÖzveriDevam oku     Biz neyiz? Ne değiliz?-Gujan CeyhanDevam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 2 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora
  • Tarkan Çakas

Kullanıcı girişi

Uluslar, Halklar ve Halkların Kardeşliği-Serdar Eren

Türkiye sol tarihinde döneme özgü öne çıkmış bazı sloganlar vardır. Misal, 68 kuşağı “Yanki go home”, “Bağımsız Türkiye” sloganlarını çok atmıştır. Bu dönemin karakteristiği de mücadelenin antiemperyalist muhtevada gitmesiydi. 75’lere gelindiğinde ise yükselen sosyalizm mücadelesini engellemek için sola karşı faşist saldırılar başlayınca mücadelenin muhtevası da anti-faşist hale döndü.
Atılan sloganlarda da “Faşizme ölüm tek yol devrim”, “Faşizme geçit yok” vb. anti-faşist söylem ağır basmaya başladı .”Halka hürriyet, halklara özgürlük “ vs. sloganlar da duyulmaya başlar.12 Eylül darbesinden sonra sosyalist hareketler eski güçlerine henüz ulaşamadılar. Bu dönemde toplumsal muhalefette Kürt hareketi güçlenerek öne çıktı. Kürtlerin kimlik mücadelesi solun demokrasi mücadelesiyle birlikte toplumsal muhalefetin önemli bileşeni haline geldi. Kürtlerin yok sayılmasına, eşit görülmeyişine karşı dayanışma için ”Yaşasın halkların kardeşliği” sloganı daha çok atılır oldu. Solun enternasyonal olma iddiası “kuvveden fiile çıktı”. Bu dönemde Türkiye’nin çevresinde yaşanan Balkan, Kafkas ve Ortadoğu halklarının ezilmesi sömürülmesi savaştırılması ve işgaller hatırlanıp göz önüne alındığında ‘Halkların Kardeşliğine’ aslında gerçekten ne kadar ihtiyaç olduğu da ortaya çıkar. Halk kelimesi (sözlükte; avam, nas, eşhas, kavim, amme) bir ülkenin yurttaşlarının tümü diye tarif edilir. Marksist dilde ise sömürücü egemen sınıfa karşıt da bir anlamı vardır. Karl Marks “Tarihi yapan halktır “der. Sınıflı toplumlarda halk yönetici, asker, sivil idareci ve egemen olan sınıf dışında kalan kesimleri ifade eder. Ancak sınıfsız toplumda tüm nüfusu kapsar. Günlük dilde bazen bir şehrin yaşayanlarını tanımlarken bazen bir ulusu bazen bir etnik topluluğu ya da grubu anarken, sayarken ‘halk’ deriz. Farklı milliyet, etni, aidiyetleri de yan yana sayarken bunlara halklar vs. deriz. Her ulusun bir halkı vardır ama her halk bir ulus yaratmamıştır. Uluslaşma 18 yy. da Avrupa’da ortaya çıkmış, yayılmış ve dünyada pek çok ulus devlet kurulmaya başlanmıştır. Ulus kavramını çok eskilere götürmeye çalışanlar vardır. 3 bin yıllık 5 bin yıllık tarihimiz, milletimiz vs. diyenler olsa da bunlar modern kullandığımız ‘ulus, millet’ tanımlarını karşılar örnekler değillerdir. Misal Hunlar, Persler ya da Selçuklular. Bu devletleri oluşturan şey Atilla’nın, Büyük İskenderin fetih savaşları, başarıları ve bu yüzden ona destek veren sonra dağılan ya da Keyhusrevin yanında çıkarları gereği toplanan, sonra dağılan savaş ganimet vb. çıkar birlikleridir. Millet ya da ulus tanımı için bazı kriterler istikrarlı bir dil birliği, toprak birliği, ekonomik yaşam birliği, kültür ortaklığı, tarih ve gelecek öngörüsü gibi şeylerin oluşması gerekir. Sosyalistler, 2.Enternasyonalde ulus tartışmalarına önemli katkılar sunmuşlardır. (Kautsyk, Lüksemburg, Bauer, Lenin,ve Stalin) ulus düşüncesine yaklaşımda aralarında kısmi farklılıklar da vardır (özellikle Lüksemburg sınıfa önem verirken ulusal sorunlara uzak durur.) Uluslaşma süreçleri dünyanın farklı yerlerinde farklı biçimlerde yaşanmıştır. Batı Avrupa’da Amsterdam, Ansvers, Hamburg gibi ticaret merkezleri aynı kültürü taşısa da kendilerini biri Hollandalı biri Belçikalı diğeri Alman ulus-devleti olarak örgütlenmiş bulmuştur. Hamburglu’yla ortak yönü çok az Bavyeralı ise onunla Alman ulusunu oluşturmuştur. Roma Cermen, Etrüsk, Arap, Yunan karışımı İtalya’yı oluşturan siyasi birlikte Sardunyalılar ve Sicilyalılar İtalyan kökenli değildirler. Ama onlarda dahil olarak hep beraber İtalyan ulusunu oluşturmuşlardır. İngiltere’de Saksonlar İngiliz olurken adanın yerlisi Kelt kökenlilerden İrlanda, İskoçya, Galler ayrı ‘ulusçuklar’ olmuş, uluslaşmaya çalışmaktadırlar.. Galya, Roma Bröton Cermen Fransız ulus devletinin kökleridir. Doğu Avrupa’da ise uluslaşmalar biraz farklı yaşandı. Doğuda imparatorluklar çok milliyetli devletler Avusturya-Macaristan, Çarlık Rusya’sı. Osmanlı gibi imparatorluklar vardı. Bu imparatorluklardaki milliyetçilikler örgütlenip mücadele verip ayrılıp kendi ulus devletlerine evrildiler. Hırvatlar, Çekler, Sırplar, Macarlar, Polonyalılar, Letonyalılar, Gürcüler, Ermeniler, Yunanlar, Bulgarlar, Arnavutlar vs. Bu uluslaşmalarda süreç önce milliyetçiler mücadele edip ayrılıp devletleşiyor, uluslaşıyor. Balkanlar ve Rumeli tebaası içindeki Ortodoks Hristiyan milliyetler kısmen özerk sayılacak imtiyazlara sahiptiler, atanan beyler prensler vs. ler aracılığı ile Osmanlı’ya bağlı olsalar da kendi milli ve dini kimliklerini yaşayabilmekteydiler ama 18 yy sonları hızla ulus olma yolunu tuttular. Bu halklardan Müslüman olmayı seçmişleri ise göç ya da sürgünler bekliyordu. Yine Balkan ve Rumeli’ye ve adalara akın fetih için gidip yerleşen Türk boyları (bunların önemli kısmı Osmanlı ile savaşan Karamanoğlu vs. gibi beyliklerin komutan ya da önderlerinin halkının Osmanlı’da iktidara da rakip ya da olası maraza çıkarması engellenmek için sürülenler Bektaşiler, Karamanlar vb. halktan olduğu ileri sürülür.) Anadolu’ya geri dönmek zorunda kalmışlardır. Rumeli den gelen, sürülen; Müslüman Boşnak, Arnavut, Makedon ve yine Müslüman olup Kafkasya’dan gelen, sürülen Çerkes, Abaza ve Gürcüler de Anadolu’daki Türk halkıyla (Yörük, Türkmen, Manav, Çepni, Avşar, Kızık vs. ) ve diğerleriyle (Kürtler, Araplar, eski bakiyeler vs. ile Türk uluslaşma sürecinin aktörleri olmuşlardır. Bu süreç önce TC’nin kurulması sonra Türk ulusunun yaratılması sürecidir. Kürtler ağırlıkta olmakla beraber bu sürecin herkes için Türkleşme ile sonuçlanmadığı kendi dil ve kimlik taleplerini taşıyanlar olduğu da günümüzün bir Türkiye gerçeğidir. Çarlık Rusya’sı sonrası Bolşevikler genelde Çarlığın sınırlarına sahip çıktı(Polonya ve Baltık hariç), Savaş sürerken 1. emperyalist paylaşım anlaşmalarını açıklayıp deşifre ederek savaştan çekildi. Kars Erzurum vs. yi terk edip Kars ve Gümrü anlaşmalarıyla Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerini hukuka bağlayıp sınırlarını çizdi. Ülkeleri SSCB sınırlarında kalan sürgün halkların anavatanla tarihi böylece aradaki demir perdeyle ayrılmış oldu. Bu son kısa dönemi Balkan, Yemen, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet ilan, inşa, asimilasyon vs. önemli yoğun süreçler olarak yaşayan Anadolu halkları ve özellikle Çerkesler ulus ya da kimlik seslerini çok sonraları ancak hatırlayıp çıkarmaya başladılar. 60’larda ve 70’lerde, Kafkas dernekleri kültürel kimlik çalışmaları anlamında önemli işler yaptılar. Bu süreç Kafkasya’dan Anadolu’ya sürgün edilen, göçürülen halkların birbirleriyle de dayanışması ve ortak kaderi paylaşmış olmanın benzer kültüre sahip olmanın etkisiyle kardeşçe yaşandı. Çerkes, Abaza. Çeçen, Karaçay, Oset, Dağıstanlı, 60’lı, 70’li ve 80’li yılların dönemine uygun birlik, dayanışma gibi sosyalliğin öne çıktığı süreçte ayrışmadan derneklerde, gecelerde vs. etkinliklerde yan yana olabildiler. Hatta bu dönem, ‘emeğin Türkiye’si, emeğin Avrupası ve emeğin dünyası’ ütopyaları ve bu çerçevede mücadelelerini örgütlenmeleri diğer halklar gibi Çerkesler arasında da oldukça taraftar buluyordu. Çerkesler de kendi ulusal-kimliksel mücadeleleri yanında halkların kardeşçe yaşayacağı bir dünya için de üzerlerine düşeni yapmışlardır, yapacaklardır diyebiliriz. Özellikle de onlarca halkın yaşadığı Kafkasya’da halkların kardeşliği projesinin mutlaka diğerlerini göz ardı etmemesi gerekliliği ortadadır. Türkiye’den daha az bir toprak üzerinde 70 yıl boyunca Gürcüler, Ermeniler, Azeriler, Adigeler, Abazalar, Çeçenler, İnguşlar, Ruslar, Karçaylar, Nogaylar, Balkarlar, Kumuklar, Osetler, Mesketler, Lazlar, Avarlar, Dargiler, Laklar, Tabasaranlar, Rutullar, Tsahurlar, Tatlar, Talışlar, Megreller vs. vs. 2.dünya savaşı sonrası bazı yanlış uygulamalar hariç genelde haklarıyla, kimlikleriyle var olmuşlardır. 70 yıldan sonra ise Karabağ savaşı, güçlünün işgal girişiminden kaynaklı Çeçen-Rus savaşları, Abhaz-Gürcü savaşları, Gürcü-Güney Osetya çatışması, ilk patlaklardı. Şu an durulmuş görülen Kafkasya da çok kimlikli, çok kültürlü, çok dinli ve halkların kardeşliğini esas almayan hiçbir proje bölgede kalıcı olamayacaktır.
Serdar EREN (26.12.2015) 
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes