Ana içeriğe git

24 Haziran’ı Doğru Okumakla ve ‘Yakışanı Yapmakla’ Mükellefiz!Devam oku     DÇH 21 MAYIS METNİDevam oku     1 MAYIS’tan 24 Haziran'a Emeğin Yolundayız!Devam oku     Türkiye Çerkesleri Particiliğe, Yancılığa HAYIR Diyor!Devam oku     Kaffed'den Tetikçi Fuat Uğur'a İlişkin AçıklamaDevam oku     “Türkiye gider Mersine, eller gider tersine”: Akkuyu/Sinop… Devam oku     Kastelli’den ‘Dombili’ye: ‘Bizim Çiftlik’ Devam oku     8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!Devam oku     Panel: Değişen Rolü ile KadınDevam oku     SÜRGÜNLERİN ULUSU-Serdar Eren Devam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 2 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora

Kullanıcı girişi

Halklar ve Anadolu-Serdar Eren

Üzerinde yaşadığımız Türkiye Cumhuriyeti’nin pek çok kentinde birçok kıymetli müze vardır. Anadolu Medeniyetleri, mozaik, etnografya, belediye müzeleri, özel müzeler ve benzeri pek çok müzede bu uygarlıklara ait az çok yazılı ve görsel kaynak mevcuttur. 
Ören yerleri, kaleler, köprüler, surlar, kemerler, antik tiyatrolar, taş evler, eski araç gereçler, giyim, süs vb. eşyalar. Güzel havalarda yapılacak bir turistik gezide bu medeniyetleri keşfetmenin, elde kamera gezmenin tozmanın keyfine diyecek yoktur. Ama acıların tarihi aklımıza gelir mi? Savaşların katliamların çetelesi yok mudur? Tarihte yaşanan uygarlık, barbarlıklarla birlikte, yan yana yaşanmadı mı?
Beş milyar yıl önce oluştuğu düşünülen Dünyamızda insan tarihinin başlangıcı 50 bin yıl önceye gider (homo sapiens). Tarımsal faaliyetler ve yerleşimler 10 bin yıl kadar önce görülmeye başlandı. Beş binyıl önce de yazı icat olundu. Tarihçiler bunu tarihin başlangıcı sayarlar daha evveli için ise tarih öncesi çağlar denilir. Ahmet Arif ne güzel yazmıştır o güzel dizeleri,
“Beşikler vermişim Nuh'a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana'n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,….” diye.

Anadolu tarihi bir halklar geçidi tarihidir. İlk bilinen Luviler'dir; sonra sırasıyla ve bazen aynı dönem de olmak üzere birbiriyle komşuluk ederek etkileşim içine giren Hititler, Frigler, Lidyalılar, İyonyalılar, Urartular, Persler, İskender İmparatorluğu, Sasaniler, İlhanlılar, Roma İmparatorluğu, Ermeniler, Kürtler, Araplar, Türkler, Moğollar, Selçuklular, Anadolu Türk Beylikleri, Süryaniler, Nasturiler, Keldaniler, Acemler ve benzerleri Anadolu topraklarında yaşamışlardır. Kimi Anadolu’nun otokton halkı, kimi seferler düzenleyerek gelen, kimi ise göçerek sürülerek gelip izler bırakan kavimler, uygarlıklardır. Balkan ve Kafkaslar'ı da katacak olursak bu geçide; Hunlar İskitler, Alanlar, Turaniler, Adigeler, Abazalar, Çeçenler, Gürcüler, Osetler, Ruslar ve benzeri ile Eflak Boğdanlılar, Karadağlılar, Sırplar, Yunanlar, Bulgarlar, Arnavutlar, Makedonlar da katılırlar.
Bazen kendinden önceki uygarlığın yıkılması veya fethedilmesi sonrası ortaya çıkan bu medeniyetler, bazen de birlikte hatta bazen iç içe yaşamaya çalışmışlardır. Karl Marks’ın “Fethedici toplumlar bir müddet sonra fethettikleri uygarlığın etkisinde kalırlar, ona benzerler” şeklinde bir sözü vardır.Hititler'de Luvi izi, Selçuklu'da Ermeni izi, Türkler'de Bizans izi veya Arap izi yemek kültüründe mimaride müzikte hemen görülür. İnsanlık tarihi 19. yy'a kadar bir arada yaşayan kavim, uygarlık, halk ve benzerlerinin, en güçlü olanın hakimiyetinde yaşayarak var olduğu süreçler şeklinde kaydolmuştur. İmparatorluk krallık gibi idarelerin diğerlerine kendi yasalarını ekonomik ve siyasi olarak kabul ettirdiği ve biat ettirdiği görülmüştür. Vergi, haraç vb. uygulamalarla, kendine bağlı biçimde ama birlikte yaşamalarına müsaade ettiği görülmüştür. 19 yy'da ise bazı imparatorluklar dağılmaya ve yerlerine ulus devletleri kurulmaya başlanmıştır. Bazıları ise federal yada birleşik bağlaşık devletlere dönüşmeyi tercih etmiştir.
Tarih şimdiye kadar farklı ulusların eşitçe bir arada yaşamaya en yakın örnekleri olarak Sovyetler Birliği, Yugoslavya gibi birlikleri görmüştür. Bunlar da gerek idarecilerin beceriksizliği yada subjektif yanlılığı gerek ise bu örnek modellere düşman olan emperyalist rakip devletlerin ablukası ve karıştırması sonucu dağılmışlardır. Yine de uzun süre farklı ulusların, halkların eşit yaşadığı hem başarılı hem eleştirilecek model örnekler olarak var olmuşlardır. Bugün Yugoslavya yok, SSCB yerine ise RF var.
İçinde yaşadığımız Türkiye de imparatorluk bakiyesi bir ülkedir. Pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış Anadolu'da Osmanlı Devleti parçalandıktan sonra onun yerine kurulmuştur. Kurucu öncülleri de Osmanlı’daki yenilikçi asker ve sivil bürokratlar ve aydınlardır. Osmanlı’da başlayan yenilikçilik hareketleri farklı milliyetlere bazı haklar getirmiştir. Tanzimat Fermanı (1839) azınlıkların can ve mal güvenliğinin garanti edildiği ve onların da eşit Osmanlı vatandaşı sayıldığı hükmünü getirmiştir. Islahat Fermanı (1856) milliyetçilikten etkilenen Balkan tebaalarının, Batılı devletlerin kışkırtmasından kurtulması için onları Osmanlı'da tutmak üzere hazırlanmıştır. Bu fermanın amacı, millet sistemini kaldırarak bütün din topluluklarına eşit vatandaşlık hakları sağlayarak Müslüman ve gayrimüslim Osmanlı tebaası arasında tam bir eşitlik sağlamaktı. Böylece Millet-î Rum haricinde gayrimüslimlere de devlet kademelerinde memur olma yolu açılmıştır. Din değiştirme hakkı kabul edilmiş, İslâm'dan çıkmanın ölüm cezasıyla cezalandırılması usulüne son verilmiştir. Gayrimüslimlere askeri okullara gitme hakkı tanınmıştır. Ayrıca uygulanan vergilerde (bkz. cizye) de bir eşitlik sağlanmıştır. gayrimüslimlerin de askerlik yapma yükümlülüğü doğmuştur. Islahat Fermanı Rusya ve Batılı devletlere Osmanlı'daki azınlıklar yada farklı milliyetler için müdahale etme hakkı veriyordu. Bu yabancı hamilik Payitaht tarafından Osmanlı ülkesindeki Hristiyan nüfusun içten içe ileride bela olacaklar olarak görülmeye başlanmasını da getirmiştir. Özellikle Anadolu'da, İstanbul'da Müslüman nüfusun arttırılması için göçler özendirilmeye başlanmıştır. Göçebe Türkler aşiretlerde yerleşik düzene, iskana mecbur edilmeye başlanmışlardır.
Mithat Paşa, Namık Kemal gibi Fransa'dan etkilenen aydınlarca anayasa ve meclis oluşturulması fikri, 1876'da 1. Meşrutiyet'in ilanıyla sonuçlanmıştır. Padişah Abdülhamit döneminde oluşturulan ilk Osmanlı Meclis-i Mebusan'ında 69 Müslüman, 46 gayrimüslim mebus bulunuyordu. Meclis başkanı, babası Rumluktan Müslümanlığa geçenlerden Ahmet Vefik Paşa idi. Mecliste gayrimüslimlere, Rumlara katı davrandığı kaydedilir. Ancak meclisin fiili ömrü çok kısa sürdü. 1877'de Rusya'nın Osmanlı'ya savaş ilan etmesi üzerine Abdülhamit de Rusya'ya cihat ilan etti. Bu karar mecliste tartışma yarattı. Aslında Rusya boyunduruğuna girmek istemeyen Hrıstiyanlar Osmanlı birliğinden yanaydı. Gayrimüslimler, cihat sadece Müslümanları bağladığından dolayı buna itiraz etti. Bunun üzerine Abdülhamit meclisi tatil etti. Uzun bir istibdat dönemimden sonra 1908'de Jöntürkler Abdülhamit'e meşrutiyeti 2. kez kabul ettirdi. Senato ve yeni seçilen Meclis-i Mebusan 17 Aralık 1908'de toplanmış, meclis başkanı ise Abdülhamit tarafından sürgüne gönderilen ve sürgünden geri gelen Ahmed Rıza olmuştur. 2. Mecliste toplam 147 Türk, 60 Arap, 27 Arnavut, 26 Rum, 14 Ermeni, 4 Yahudi ve 10 Slav temsilci yer almıştır.
Daha sonra Balkan Savaşı, 1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilanı Ermeniler ve Rumların tehcir ve mübadelesi yaşandı. Büyük toprak kayıplarından sonra Anadolu'da kurulan Türkiye Cumhuriyeti ise Türk Ulus devletini yaratma süreci olmuştur. Milli mücadelenin başlarında, Mustafa Kemal’in, Kürt aşiret reislerine çektiği telgraflarda, Sovyet Rusya Dışişleri Komiseri Çiçerin’e yazdığı mektuplarda, bazı meclis konuşmalarında ‘Kürdistan’ dediğini, Birinci Meclis’in Doğu’dan gelen üyelerine ‘Kürdistan’ milletvekili dendiğini biliyoruz. Ama 1923’ten itibaren belgelerde bölgeden Vilayat-ı Şarkıya veya Şarkî Anadolu olarak söz edilmeye başlandı.
Rum ve Ermeni azınlıklar haricindeki Balkan ve Kafkas kökenliler, Araplar, Kürtler ise 70 yıldır Türkleştirilmeye çalışılmaktadır. Türk kimliğinin etnik bir soyu ifade etmediği, vatandaşın hangi kökenden olursa olsun 'Bakan, Vekil' dahil her şey olunabildiği vurgusuyla diğer ulusal talepler 70 yıldır bölücülük yaftasıyla bastırılma yoluna gidilmiştir.
Türkiye'nin güneyindeki Kürt federe devletinin televizyon yayınları, Avrupa'dan Roj Tv vb. Kürtçe yayınlar çoğalıp Anadolu'da yaşayan Kürtler yüzünü o tarafa dönmeye başlayınca; Türkiye'de de TRT Şeş Kürtçe yayına başladı o sayede az da olsa haber müzik vb gibi Arapça, Çerkesçe, Boşnakça yayın da yapılmaya başlandı. Ancak anadil eğitimi, anayasal vatandaşlık vb. talepler hala bölücülük olarak görülmekte.
93 yıllık Cumhuriyet'in meclisine giren, haklarını arayan HDP milletvekillerinin 'dokunulmazlıklarının kaldırılması, bölücülük ve teröristlik suçlamaları', geldiğimiz yerin halklar ve halkların hakları konusunda pek ileri olmadığını göstermekte. Demokratik açılım ise rafta kaldı. Özyönetim ilanlarının kaale alınmaması, tartışılmaması, tanınmayışı, hendek operasyonları, ölümler, barıştan uzaklaşma “az gittik uz gittik dere tepe düz gittik, bir de dönüp baktık ki bir arpa boyu yol gitmişik” sözünü hatırlatmakta. Ve bir şiir yine bizi aydınlatıyor:
“ANADOLU
ah bu Türk yanım benim
Hititlerden başlayarak…
ah bu Ermeni yanım
çok konuşkanım, çok susarak…
ah, bu Azeri yanım benim
bu Gürcü yanım benim
ekmek ve şarabı kutsayarak…
ah, bu Rum yanım benim
ağıt söyler oynayarak…
ve ah bu Laz yanım,
hoyrat, lacivert, matrak…
ah, bu Arnavut yanım benim
sevdasını yüreğine bir bıçakla kazarak…
ah bu Boşnak yanım benim
yarasına zeytin dalı sararak…
ah, bu tatar yanım benim,
atımın toynaklarında savrulur toprak…
ah bu Yahudi yanım benim
çalışırım tapınarak,
tapınırım ağlayarak…
ah, bu Arap yanım benim
mümin,cesur, korkak…
ve Kürt yanım
yoksulluktan kaçarak,
dağlara sığınarak…
ah bu Çerkes yanım benim ah
bin yıldır savaşarak
ah bu insan yanım benim
ah bu insan yanım
boynumda bir çıngırak…
ÇETİN ÖNER”
Ahmet Arif‘in ve Thamademiz Çerkes aydını Çetin Öner’in aynı adı taşıyan şiirleri “Anadolu” tek ulus, tek millet, tek dil ve her tür tek tipleşmeye karşı demokratik bir cevap gibi. Sadece şiir değil birer tarih güzellemesi, halklar güzellemesi. Edebiyat kadar siyaset de umarım bir Anadolu güzellemesi yaratır.
Serdar Eren (12.03.2016)
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes