Ana içeriğe git

İktidarı Ürküten Kaftancıoğlu'ndan AçıklamaDevam oku     DÇH NEDİR? NEDEN VAR?-Gujan CeyhanDevam oku     İKKD Worşer/Kengeş toplantısının 2.si yapıldı..Devam oku     TMMOB İçmimarlar Odası Ankara Şube Seçimleri Devam oku     Üniversite biat etmezmiş! Külliyen yalan…-Murat SevinçDevam oku     2018'E DE BOYUN EĞMEDEN GİRİYORUZ!..Devam oku     Muhittin Ünal: “ZORUNLU BİR AÇIKLAMA”Devam oku     Kültür Tahribatına Dair Söyleyecek Sözümüz Var!-DÇH GençliğiDevam oku     Kem söz ve bir konuşma üzerine..-Adnan ÖzveriDevam oku     Biz neyiz? Ne değiliz?-Gujan CeyhanDevam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 1 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora
  • Tarkan Çakas

Kullanıcı girişi

Sarayda İftar Düzeni ve Kaffed..

Saray'da iftar yemeğine Kaffed’in de katılmasını birkaç yönden irdelemekte yarar var. 
Duyar duymaz olayın ilk akla gelen yönü bellidir. Tuğlalarının kanla ve israfla örülmesiyle anılan bir kaçak sarayda, herkesin 'cumhurbaşkanı' olmadığını defaten kanıtlayan birinin davetine katılmak, dünya ve ülke insanının vicdanında ve Çerkes halkının 5 bin yıllık direniş tarihi nezdinde kabul edilebilir bir iş değildir.
Bu olayın bir diğer önemli yönü ise; çeşitli çekince ve kaygılarla alınan kurum kararı gereği davete katıldığı için Kaffed başkanı Yaşar Aslankaya’nın hedeflenmesi, nesnel ve öznel koşulları eksik okumaktır. Esas mesele, böyle bir kararı aldıran toplumsal zemindir. Esas mesele; soykırım, sürgün ve asimilasyonun doğal bir sonucu olarak iç dinamikleri kesintiye uğratıldığı için bünyesinde nice eksikler barındıran toplumsal dokudur. Bu toplumsal zeminin üzerinden atlayıp kişileri işaretlemek, siyasal sosyoloji bağlamında sorunlu bir yaklaşımın yansımasıdır. Kadirşinaslığa da sığmaz.
Olayın başka bir yönü; birkaç hafta içerisinde ‘çadır kurar gibi kurulduğu’ bilinen, çağrılmaktan da gurur duyabilecek olan Çerfed’in saraya davet edilmemesi, üstlendiği görevlerde artık yetersiz olduğunun AKP tarafından anlaşıldığını da göstermektedir. Bu davetle devlet, 52 derneğin üst çatı örgütü Kaffed’i muhatap aldığını göstermiştir. Bugüne kadar Çerkeslere dair neredeyse tek bir adım atmayan AKP’nin ‘hinlik’ ustalığını ve sicilini hesaba katacak olursak, bu davetle saray karşıtı Çerkeslerin Kaffed çevresinden uzaklaşmasını da hedeflemiş olabileceğini söyleyebiliriz. Bu türden bir ayrıştırma hesaplarının olabileceği, AKP’nin “çözüm süreci” ve çalıştaylarla Aleviler ve Kürtler özelinde de benzer taktikleri uyguladığını bilenlere yabancı gelmeyecektir.
Konunun diğer bir boyutu da; Kafkas Vakfı’nın Ensar Vakfı’nda iftar düzenlemesi veya vitrin gülü “sanatçı”ların sarayda ağırlanmaları, Kaffed’in saraya gitmesiyle aynı şey değildir, eşitlenemezler. Onlar, ideolojik ve tarihsel ortaklaşma, göbek bağları gereği oradaydılar, Kaffed’in ise gerekçeleri başka.
Kaffed’in “zorunlu olarak” davete katılmasını akılcılaştırmak ve karşı çıkanları rahatlatmak için olası gerekçelerini tahmin edebiliyoruz. Mesela; ‘dernekler tabanının ağırlıkla muhafazakâr olması, Kaffed’in çok farklı fikir ve altyapıdan gelen kesimleri kapsaması, tüm makam ve mevkilerle muhatap olma zorunluluğu, talepleri dile getirme isteği’ gibi gerekçeleri olduğunu öngörebiliriz. Ancak, ülke geneline kan kusturanların ana üssünde olmayı bu gerekçeler belki “akılcı” kılabilir ama haklı kılması mümkün değildir. Çünkü toplumsal bir kurum, halkı ilerletmek, halka önderlik etmek için vardır. Bir kurum, toplumun geri yanlarını ve konformizmi referans almaya bir başlarsa, sonu bellidir. Hak aramaktan, muhalif olmaktan her dakika uzaklaşır ve son kertede iktidarın gölgesinde “rahata” erer. Dahası, ‘madem Kaffed çok farklı kesimleri içinde barındırıyor, dengeyi neden karşı çıkanlar lehine belirlemiyor’ sorusu oldukça makul bir sorudur.
Ve 450 "STK"dan her bir katılımcıya birer dakika bile verilse 450 dakika edeceğinden hareketle, 'taleplerimizi dile getirmek için oraya gittik' gerekçesi anlaşılır olmaktan uzaktır.
AKP’yi tanıyorsunuz; 14 yıllık Çerkes karnesi de var.. Çerkes soykırımının tescilini ve Çerkeslerin adını dahi anmayan, Abhazya’nın tanınması için hiçbir girişimde bulunmayan, Gürcistan’a hibeleri artırarak devam ettiren, Abhaz çocukları 23 Nisan Şenlikleri’ne almayan, Çeçen mültecilere sefaleti reva gören, Çeçen cinayetlerinde dosyaları rafa kaldıran, Çeçenlerin Suriye’de savaşmasını engelleyen Medet Önlü’nün katledilmesine göz yuman, Gürcistan’la inkârcı anlaşmalar imzalayan, Abhazya’daki seçimler için İstanbul’da kurulan sandığa el koyan bir AKP ile tanışıklığımız bunlarla da sınırlı değil. Ülke kaynaklarını peşkeş çekmesi, emekçi düşmanlığı, Gezi süreci, 17-25 Aralık operasyonlarında ortaya saçılan yağma, yandaş işadamlarına ayrıcalıklar, havuz medyası, Soma ve Ermenek katliamları, “Yeni Osmanlıcılık” eksenli dış politikada çuvallama, ekonomik kriz, Kabataş gibi bir dizi yalan, sınavlardaki yolsuzluklar, hilelerle işe girdirmeler, hükümet yedekli tarikatçılığın ortaokullara kadar girdirilmesi, dini değerlerin sürekli istismar edilmesi, “istikrar sembolü AKP” hakkında bir kanaate varmaya yetiyor.
Ki, ‘cumhurbaşkanına hakaret’ bahanesiyle bu yazının da “hukuki” baskı görme ihtimalinin olması, ne derece akıl almaz koşullar altında yaşadığımızı gösteriyor..
Yaşadığımız bu süreç bir eşiktir, bir turnusoldür.. Rus Çarlığının Kafkasya’yı ve Batılı Emperyalistlerin Anadolu’yu işgal ettiği dönemlerde de görüldü ki; işgalcilere karşı direnenler de oldu, sessizce izleyenler de. Bugün de bizler, güce biat etmek için yarış içine girenlerle yan yana görünmemeliyiz. Zira bir yandan yok sayılan Çerkes halkının haklarını savunup, diğer yandan yok sayanın masasında oturmak anlaşılır değildir. Herkes bilir; sofrasına oturmak, niyetten bağımsız olarak muhtedirin zulmüne ses çıkarmamak demektir. Oysa Çerkeslerin yeri demokrasi güçlerinin yanıdır. Özgürlüktür!
Binlerce yıldır, "Candan Önce Onur Gelir" ve "Adigelik İnsanlıktır" söylemini şiar edinen, vedalaşırken bile "Özgür Kal" diyen Kuzey Kafkasya halklarının nerede ve ne amaçla olursa olsun ‘parselciler’ arasında görünmesi, toplum için telafisi zor bir yüktür. Sübvansiyonlu mafyacılarla, tecavüzcü yatağı vakıflarla, din tüccarı tarikatçılarla, avantacı simsarlarla aynı ortamda olunması, her şeyden önce toplumsal teamüllerimize yabancıdır. Ki, 'ezik azınlık' psikolojisinin güçle yan yana görünme klasiğinin bugüne kadar hiçbir şey sağlamadığı da hepimizce bilinmektedir. Zaman bu işi de sınayacaktır..
Kaffed’de hem Çerkeslik hem de entelektüel birikimi oldukça güçlü insanlarımız var. Yazı da bu hassasiyetler çerçevesinde yazıldı. Yıpratmak için konu kollayan fırsatçılardan olmadığımız bilinir. Zira gerektiğinde sahiplenenlerin, gerektiğinde eleştirmesi de olağandır. Zaten olası tepkileri de öngörmüş olmalılar. Elbette, kurumlarımızın artıları gibi eksileri de hepimizindir. Dolayısıyla, Kaffed’i daha ileriye taşıma kararlılığımız devam edecektir. Emeklerini, bunca koşturmalarını bir çırpıda gözden çıkarmamız olanak dışıdır. Umarım ki yukarıdaki eleştirel yaklaşım, bu konuya ilişkin Kaffed’e yönelik ölçüsüz tepkilerin daha yapıcı bir mecraya taşınmasını sağlaması kadar, Kaffed’in bu süreci serinkanlılıkla gözden geçirmesine de vesile olur.
Volkan Düzenli (27.06.2016)
 
Not: Bu yazı, yayınlamadan önce Kaffed YK’ya ulaştırıldı. 
 
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes