Ana içeriğe git

Türkiye Çerkesleri Particiliğe, Yancılığa HAYIR Diyor!Devam oku     Kaffed'den Tetikçi Fuat Uğur'a İlişkin AçıklamaDevam oku     “Türkiye gider Mersine, eller gider tersine”: Akkuyu/Sinop… Devam oku     Kastelli’den ‘Dombili’ye: ‘Bizim Çiftlik’ Devam oku     8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!Devam oku     Panel: Değişen Rolü ile KadınDevam oku     SÜRGÜNLERİN ULUSU-Serdar Eren Devam oku     Forbes dergisi Türkiye'nin en zenginlerini açıkladı Devam oku     23 Şubat Sürgünü ve Güncel Karşılıkları!..Devam oku     DİSK-AR araştırması: “Türkiye İşçi Sınıfı Gerçeği” Devam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 0 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora

Kullanıcı girişi

Hapae Erhan(lar), Bize Müttefiklerini Söyledi!

Geçmişte ‘sol’ çevrelerde bulunduktan sonra akıllanıp liberallikte soluğu aldığına neredeyse her yazısında değinen Hapae Erhan, "Gelin samimi konuşalım." diyerek başlamış söze. Hatta yazısına yönelik 'eleştirilere cevap' minvalinde ikinci yazıyı bile yazmış.
Peki, samimi konuşalım..
Bize Müttefikinizi Söyleyin Size Kim Olduğunuzu Söyleyelim!..
Bizim çevrede, “İlla beni muhatap alın” türü yaklaşımları genellikle ‘yok sayalım’ deriz ve oyalanmayız. Fakat bir toplumda savrulanların sayısı ve etki derecesi, o toplumun direnç geleneğini ve entelektüel derinliğini gösterdiği için “Madem öyle” diye söze başlayıp, savrulanların aksi yönünde bir alan açmak bazen kaçınılmaz oluyor. Başlayalım..
Evet, Erhan Bey’in her iki yazısında da görülüyor ki, bugünkü siyasal düzlemde kimlerin yanında veya karşısında olunması gerekir bunu iyi öğrenmiş, bunun hesabını iyi yapmış.
Geçmiş emekleri gözetilerek ve ‘şakacı biri’ diyerek, garip çıkışlarını bugüne kadar çoğumuz hep toleransla karşıladık. Ancak, “…15 Temmuzda dindar Çerkesler biz Çerkeslerin namusunu kurtardı.” ve “… solcuların-liberallerin, dindarlarla birlikte demokrasiye sahip çıkması gerekmez mi?” gibi ölçüsüz ifadeleri çok insanı kırdı, kızdırdı.
Bin yıldır emek ve demokrasi güçlerinin verdiği mücadeleyi bir çırpıda yok saymış ve üstelik bunu tarih boyunca kendilerine dokunan dışında hiçbir ortak mücadelede yer almayan ve Çerkes halkının (tüm halkların da) demokrasi mücadelesine hep karşı cepheden (iktidar aklıyla) bakan bir çevre üzerinden test etmiş. Üstelik, düne kadar darbecilerle iç içe olup bugün en afili “darbe karşıtı” olanlara kanmamızı, kendisi gibi geçmişi hızla unutmamızı, sınıfsal gerçeklikleri es geçmemizi, güce odaklı konjonktürel öznelerin paçasına yapışmamızı bekliyor. Tüm benzerleri gibi sola çakarak ilerleyen, eski CIA istasyon şefi Paul Goble ile aynı zeminde yazı yazarak bizlere ‘demokrasi dersi’ veren Hapae Erhan’ın bu savruluş macerasına elbette omuz verenler olacaktır. Ne de olsa kimilerine göre ‘kurtarılmaya muhtaç’ bir Çerkes namusu (!) ve hızla yaranılması gereken bir yükselen trend var!
Ve aslında, “Çerkeslerin namusunu” kendi hükmüne alan aklın 2 soruluk canı var:
Hapae Erhan’ın mantığından yola çıkacak olursak, bugün gurur duyduğu aynı eğilimler daha 3 yıl öncesi, yani 2002-2013 yılları arasında darbeci cemaatle iç içe oldukları için 11 yıl boyunca Çerkeslerin namusunu kirletmiş olmuyorlar mı!?
Farz edelim ki 15 Temmuz'da MHP iktidardaydı ve darbeye karşı MHP’liler iktidarlarını korudular, bu durumda ‘Çerkes kökenli’ MHP’lilerle birlikte yürümemizi mi salık verecekti!?
Bir de; o gece bedenini tankların önüne yatıran cesur insanları, her şey bittikten sonra zaten ele geçirilmiş tankların üstüne çıkıp fotoğraflar çektiren ve pay kapmaya çalışan fırsatçılarla aynı kefeye koyamayız. Filtremiz bu. Dindarlar ile dincileri iyi ayırmalı. Gücün borazanlığını yapmayan dindar insanlarla zaten bir sorunumuz olmadı, olmaz da. Namusludurlar.
Ancak, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi, CIA yöneticisi Marc Grossman’nın “medya danışmanı” olduğu ‘muhafazakâr’ bir holdingin yönettiği bir tarikatın mensubu olup, şimdiler de “darbe karşıtı” görünenlerin ne derece güvenilir oldukları malum! 1965’lerde CIA’in Türkiye’de kurduğu Komünizmle Mücadele Dernekleri’nin ilk başkanının Fethullah Gülen olması ne kadar tesadüf değilse, bu da değil. 12 Eylül’e övgüler yağdırmak için Fethullah’la yarış içerisinde olmaları da cabası. Çok uzağa gitmeye de gerek yok aslında; daha geçen yıl Suruç katliamında yitirdiğimiz Ferdane ve Nartan Kılıç’a küfürler eden bunlar değil miydi!? 12 Eylül çocuklarının peşinden gitmemizi de istedi ya, vah ki vah! Neyse..
Anlaşılan o ki, Hapae Erhan’a göre darbe karşıtı olmak için AKP’nin konsolide ettiği kesimlerden olmak gerekiyor. Aman yavaş! Hani yanı başında birden düşmek üzere olan birine denir ya, işte tam da o türden bir ‘aman yavaş’ diyorum.
Bu yazı Hapae Erhan’a yönelik kişisel bir yazı değil. Burada mesele, onu ve benzerlerini üreten, bu propagandayı yaptıran ideolojik düzlemdir, iktidar gazıyla şişirilmiş özgüvendir ve o propagandanın geri püskürtülme zaruriyetidir. Dolayısıyla sözü, o düzlemin kritik bir kavramı olan döneklerle devam ettiriyorum..
Her ‘dönek’, yeni çevresine kabulünü hızlandırmak için terk ettiği geçmişine düşmanlığını istikrarlı bir şekilde sürdürür. Daima güçlüye omuz veren, hızlıca araziye uyum sağlayan eğilimlerde özen ve tutarlılık aramak nafile bir çabadır. Toplumsal mücadeleyi kendi algısı ve cesaret çıtasıyla sınırlayan bir yarı-aydındır. Sınıfsal gerçekliklerden umudunu yitirerek soluğu egemenlerin kollarında almış bir siyasal-sosyal yenilgi figürüdür.
Dürüstçe “Benden bu kadar” deyip kenara çekilenlere sözümüz yok elbette ama doğrudan egemen safa geçenlerin diz çöküşleri, sadece sorgu odalarıyla sınırlı değil hayatın her alanına sirayet etmiştir. Başarısızlığa ve ilgisizliğe gelemez, kim şefkat gösterirse ona yanaşır. Bir dönem savunduğu “toplumsal kurtuluş” evresinden “bireysel kurtuluş” evresine geçiş süreci tam bir trajedidir. Suçu diğer arkadaşlara, “akılsız” insanlara vs. atıp kendini hep haklı çıkarmaya çalışır. “Öğreten adam” edasıyla verdiği fikirler her köşe başında değişir ama fikir vermekten asla vazgeçmez. Gerektiği yerde geçmiş yaşamındaki muhalif terminolojinin cephaneliğinden araklamalar yapıyor olması, yeni hayatındaki çevresi tarafından hep kullanılagelmiştir. Dahası, kapitalist akla göre zamanla alışveriş değeri düşen bir şeyi uzun süre elde tutmak rantabl olmadığı için, bildiğiniz “kullan-at” klasiği geçerlidir. 
Tükenmişliğin simgesi olan döneklerin, ‘düzenle bütünleşme yolunda’ uğradıkları ilk durak; halkın değerlerine, nice emekle yaratılan birikime ölçüsüzce yaklaşmak olmuştur. Dolayısıyla düzen, ilk dönekleri önlere sürer. Böylece; “siz de bunlar gibi gerçekleri görün, doğru yola gelin” yaygarasına zemin hazırlamış olur. Psikolojik savaş enstitülerinin dönek cephesi inşa etmesi boşuna değildir.
Kendi ihtiyaçlarını toplumun ihtiyacı gibi servis etme yönleri çok güçlüdür. Birden bire milli ve dini değerleri keşfetmesi sizi yanıltmasın. Çünkü bu cephenin gelişim seyri, ABD tarafından Türkiye’ye biçilen “Ilımlı İslam” gömleğine paraleldir. Geleneksel değerlere körü körüne bağlı olan, inançları istismar eden kesime sürekli yancılık yapan dönekler; popülizm, kariyerizm ve narsisizm ile birlikte anılır. 
Biliriz ki, toplumların çöküntü ve travma yaşadığı savaş, darbe vb. dönemlerden sonra iktidar fetişizmi revaçta olur. Dolayısıyla obskürantizm koşullarının, bir dönek için meşruiyet zemini bağlamında bulunmaz bir fırsat olduğunu bilirsek, o iki yazının arka planını anlamamız kolaylaşıyor.
İç dinamikleri ve kadro birikimi heba edilmiş bir toplum, kanmaya müsaittir..  Ayaküstü tüketimin ve bellek zayıflığının yaygınlaştığı günümüz koşulları Hapae Erhan(lar)ın abartılı halini mutlaklaştırıyor olabilir ama hatırlayalım; özendiği İslamcılar, radikaliyle-ılımlısıyla tarih sahnesine çıkışlarından itibaren emperyalizmin en değerli müttefiki oldular. Bugün de o tarihsel miraslarına sarılarak her türden demokratik talebi boğma, halkı uyutma ve oyalama görevlerine devam ediyorlar. Üstelik bu kesim bugün hiç olmadığı denli saldırgan ve akıldışı bir konumda.  
Bu çerçevede hatırlamaya devam edelim: İktidar ile Cemaatin birlikte oldukları dönemlerde Taraf, Zaman gibi cemaatin kurduğu gazeteler havuz medyasıydı. Gündem belirlenirken veya operasyon yapılırken başlama vuruşunu yapan genellikle bu gazetelerdi. Basın tarihinin utanç sayfaları arasında yerlerini alan bu timlerin yaptıkları düpedüz tetikçilikti. 2012 sonrası ise, onların yerini Yeni Akit, Sabah, Akşam vb. propaganda aygıtları aldı. 1980 öncesi “sıkı solcu” olduğunu söyleyenler 2013 öncesi Taraf çizgisindeydi, şimdi de Yeni Akit çizgisine geçmiş görünüyor. Bu durumda Hapae Erhan şu soruyu çoktan hak etti: Darbe başarılı olsaydı, bu kez bizlere cemaatçi olmayı mı salık verecekti?
Tüm dünyaya seslendiğini sandığı “köşesinde” kendinden olmayana akılsız muamelesi yapıyor, pek düşünce üretmediği halde başkalarını düşünce üretmemekle suçluyor, kimine ‘kalk gel’ diyor, kimine ‘yürü git’ diyor. Kendisini eleştirenleri kategorize de etmiş, fırçalamış. Tartışılabilecekler ile tartışılamayacakları tasnif etmiş. Ben de tartışılamayacaklar arasında olmaya gönüllüyüm. Ne de olsa temiz yüzlü bir adamdı..
Yine ‘Var olanı yok, yok olanı var’ gösterenler için eklemeliyim; burada kişisel ve kurumsal yazılar yazıldı. Dolayısıyla, 15 Temmuz'un detaylarına girmedim. Zira bu konuya öyle garip girmiş ki, tartışmak istediğinin o olmadığı belli.
Çerkes toplumunda ikinci bir ‘Fuat Uğur vakası’ olmak üzere olan Hapae Erhan’ın aslında bu savruluşunu hızla sorgulayıp nasıl ve neden bu temel yanlışa düştüğünü göreceğine inanmak istiyoruz. 
Nihayetinde, Hareket etmeyen zincirlerini fark edemezdiyen Rosa Luksemburg’u hatırlatmak, Hapae Erhan’a son görevim olsun.
Güle güle Hapae Erhan.. Yine bu arada; aman yavaş..
Volkan Düzenli (23.09.2016)
 
NOT: Bahsi geçen iki yazısının başlıkları: Çerkesler'in Sınavı, Eleştirilere Cevap
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes