Ana içeriğe git

İktidarı Ürküten Kaftancıoğlu'ndan AçıklamaDevam oku     DÇH NEDİR? NEDEN VAR?-Gujan CeyhanDevam oku     İKKD Worşer/Kengeş toplantısının 2.si yapıldı..Devam oku     TMMOB İçmimarlar Odası Ankara Şube Seçimleri Devam oku     Üniversite biat etmezmiş! Külliyen yalan…-Murat SevinçDevam oku     2018'E DE BOYUN EĞMEDEN GİRİYORUZ!..Devam oku     Muhittin Ünal: “ZORUNLU BİR AÇIKLAMA”Devam oku     Kültür Tahribatına Dair Söyleyecek Sözümüz Var!-DÇH GençliğiDevam oku     Kem söz ve bir konuşma üzerine..-Adnan ÖzveriDevam oku     Biz neyiz? Ne değiliz?-Gujan CeyhanDevam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 1 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora
  • Tarkan Çakas

Kullanıcı girişi

Otoriter Gidişatın Nedenleri ve ‘Hayır’lı Öneriler

Anayasanın ‘gizli oy’ kuralının açıkça ihlal edildiği ilk tur geride kaldı. 
İkinci turdan sonra muhtemelen referandum takvimi başlayacak. Şimdi sıra halkta, mevzuyu bütünüyle kavrama ve gereğini yapmada..
Başkanlık yolunun neden-sonuç ilişkisi
Toplum yaşamını iktisadi ilişkiler biçimlendiriyor. Bu ilişkilerin bir devamı olarak bugün Dünyanın en zengin sekiz kişisinin serveti, dünyanın yarısını oluşturan nüfusun servetine eşit. Dolayısıyla tüm dünyada dizginsiz sömürünün başına elbette dizginsiz temsilciler gerekiyor. Sistem, tıkanmışlığının çaresini Trumpgillerde arıyor. Çünkü işler iyice birbirine girdi. Bu durum, tekelci sermayenin akıl ve vicdan dışı kar arayışının ve işçi sınıfının (tüm demokrasi güçlerinin de) mücadelesindeki düşüşün doğal bir sonucudur. Bu koşullarda egemen siyaset; kitlelerin bir blok halinde ayaklanmasının önünü kesmek için bir yandan milliyetçiliği aralıksız pompalarken, diğer yandan da tarikat, cemaat, misyonerlik gibi halkı uyutma üslerini zinde tutuyor. Mutsuz insanlığın ‘hesaplaşma’ duygusunu ‘kader’ ile sarmalayıp öbür dünyaya havale ediliyor, adeta bir bilinç ve ruh körlüğü hedefleniyor.
Özellikle böylesi dönemlerde sistem, sübvanse ettiği dinsellik ve milliyetçilik üzerinden kolay yöneteceği insanı yaratır, itaat eden ve şükreden insan modeli üretilir ve yüceltilir. Ekonomik-sosyal sorunlardaki artışın, milliyetçi ve dini kesimlerin güce muhtaçlığını ve bağlılığını daha da artıracağını biliyorlar. Bu çerçevede dini kurumlarla sinsi ortaklıklar kuran politikacılar, ‘Tanrı erkini’ kullanmaya ve bu erkin dokunulmazlık alanından sınırsızca istifade etmeye alışıyorlar ve zamanla kendilerini ‘külli iradeyle’ özdeşleştiriyorlar. Oysa bilinir ki, “İtaat et, rahat et” diyenlerin aslında tek tanrısı sermaye sınıfıdır.
Sistem bu azgın işlerini Türkiye’de de şovenizm, dinselleştirme, otoriter yönetim olmadan yapamıyor. Zira dinselleşmenin merkez üssü bir parti ile milliyetçiliğin ana damarı başka bir partinin ‘başkanlık’ sistemi üzerinde ittifak kurması tesadüf değildir. Kendi pozisyonlarını da zora sokarak ortaklaşmaları, aslında sistemin işleyişine ne derece bağımlı olduklarını da gösteriyor. Muhafazakârlığın devlet ideolojisi haline gelmesi karşısında dindarların ve milliyetçilerin otoriteye eklenmesi ya da acıklı bir suskunluğun içinde kaybolması da bu işletim sisteminden kaynaklanıyor.
Net görünüyor; başkanlık, sıkışan uluslararası tekellerin ve Türkiye burjuvazisinin bir mamulüdür. Anayasal dönüşüm, salt Erdoğan’ın hırslarıyla açıklanamaz. Takatsiz bıraktıkları Türkiye’nin yönetimsel değişimini, dünyadaki ekonomi-politik gelişmelerden, sermaye sınıfının dönemsel ihtiyaçlarından ve ülkenin iç dinamiklerinden soyutlayarak değerlendiremeyiz. Gelişmeleri bu bağlam içinde okursak, çözüm yollarını da yakalayabiliriz.
Kavrayıcı yaklaşımı önceliğe almak, siyasal ve ahlaki bir zorunluluktur
Bu tespitler çerçevesinde önerilerim şöyle:
- Geçici, cılız ve birbirinden kopuk tepkiler yerine, tüm ileri kurumların ilkesel birlikteliğiyle ülke genelini kapsayan bir Hayır’lı Halk Meclisi kurulabilir. Bu yapıldı, günün koşullarına göre yine yapılabilir. Nitekim bu ülkede yapıcılar; neyin, nerede, ne zaman ve ne şekilde yapılacağını bilebilecek, eklemlenmiş bir icazet siyasetinden ziyade bağımsız bir siyasi mücadele hattı geliştirebilecek tarihsel birikime ve tecrübeye sahiptir.
- Kurulacak ‘Hayır’ cephesini ayrıştırıcı bir dille, öznel hesaplarla, salt şiddet içeren eylemliliklerle olumsuz etkileyen veya ürkekliği kitleselleştirmeye çalışan anlayışlarla enerji ve zaman kaybetmemek gerekir. Sırf AKP ile özel hesabı adına bu dinamik süreci kendi mecrasına tahvil etmeye kalkabilecek Cemaat artığı unsurlar anında dışlanmalıdır. İyi niyetsiz bir bilinç, en az bilinçsiz bir iyi niyet kadar oyalayıcıdır.
- Etnik, dinsel, mezhepsel temelde bir ‘kimlik siyaseti’ sınırlılığı yerine, olabildiğince bütünlüklü ve kapsayıcı ilerlemekte yarar vardır. Öncelikle toplumsal çıkarlarımızın laiklikle doğrudan bağını gösterebilmek için emeği, laikliği ve Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını birleşik ele alan bir süreci örmek durumundayız.
- Hedefin daraltılıp, cephenin genişletilmesi.. Anayasa görüşmeleri gibi ana bir gündem varken, her halktan ve her kesimden ciddi bir ‘Hayır’ cephesi oluşuyorken, günceli kavramayan söylem ve pratikler, dini duyguları ve milliyetçiliği körükleyerek ilerleyen ittifakın işine yarar. Yöntem ve zamanlama hataları, AKP seçmeninin ve henüz mevzuyu yeterince kavramamış kesimlerin otorite çevresinde daha da kenetlenmelerini sağlıyor. Bu nedenle, bir doğrunun ifade edilme yer ve zamanının ortak doğruları ne yönde etkileyebileceğini hesap eden bir perspektif gereklidir. Gidişata karşıtlığı ‘Hayır’ temelinde geniş bir cepheyle güçlendirmek için, o cephenin tüm potansiyel bileşenlerinin kendi ‘özel’ durumlarını değil, cephenin kapsayıcılığını öne almaları gerekir. Ve bu cephenin anti-emperyalist her vurgusu, “faiz lobisi, Batı’nın oyunu” gibi ifadelerle yıllardır emperyalist Batı ile ortaklığını temize çıkarmaya çalışan öznelerin hilesini de bozacaktır.
-  Mesele salt ‘seçim’ de değil.. Süreci bulandırmak için “halka gitmenin neresi kötü” gibi bir söylem bile buldular. Demokratik normlara uygun, şeffaf, propaganda imkânının eşit olduğu bir dönemdeymişiz gibi ortaya atılan bu söylemler hilelidir ve dikta rejimine rıza üretmekten başka bir iş değildir. Kendi milletvekillerinin oyunu dahi yakın takiple-açık oylamayla verdiren bir partinin, hile hurda olmayan bir seçimden başarıyla çıkması olanaksızdır. Bilgisayar sisteminden oy pusulalarına kadar itinayla uyguladıkları seçim hileleriyle yüzde 51’i alsalar bile, artık bu saatten sonra son derece kırılgan bir zemin üzerinde hüküm sürebilirler. Bu ‘Hayır’lı bir avantajdır. Bu avantaj, halkın yüksek bir makamın şefaatine sığınmış bir zavallılar topluluğu olmadığını göstermeyi sağlayabilecek değerdedir. 
- Hem iç hem de dış konuları da kullanarak ülke ortamını sürekli gerdikleri oranda kendi saflarını sıklaştırıyorlar. Yeterince korkuttukları bilinci zayıf insanların mülkiyetçi otoriteye sığınacaklarını biliyorlar. Buna sesini çıkaranlara karşı ise geliştirdikleri “iç savaş çıkarmak isteyenler” söylemi, bizzat duyarlı kesimleri pasifleştirme aracı haline geldi. Hazırladıkları cinnet ortamı genişledi. Bu şekilde korku ve çıkar üzerine oluşturdukları bir taban var ve bu ağ ancak alternatif bir güç alanı oluşursa çözülür. Bunun için de ülkesini seven her bir kişinin aklına ve çabasına ihtiyaç var. Kolektif akıl yenilmez.
Kaygılanmayın, her şerde bir ‘Hayır’ vardır..
Volkan Düzenli (18.01.2016)
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes