Ana içeriğe git

BES’i Besleme, Krizin Faturasını Ödeme! Devam oku     Medet Önlü Duruşmaları Devam Ediyor!Devam oku     İktidarı Ürküten Kaftancıoğlu'ndan AçıklamaDevam oku     DÇH NEDİR? NEDEN VAR?-Gujan CeyhanDevam oku     İKKD Worşer/Kengeş toplantısının 2.si yapıldı..Devam oku     TMMOB İçmimarlar Odası Ankara Şube Seçimleri Devam oku     Üniversite biat etmezmiş! Külliyen yalan…-Murat SevinçDevam oku     2018'E DE BOYUN EĞMEDEN GİRİYORUZ!..Devam oku     Muhittin Ünal: “ZORUNLU BİR AÇIKLAMA”Devam oku     Kültür Tahribatına Dair Söyleyecek Sözümüz Var!-DÇH GençliğiDevam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 1 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora
  • Tarkan Çakas

Kullanıcı girişi

23 Şubat Sürgünü ve Güncel Karşılıkları!..

Dün de bugün de ödenen ağır bedeller değişmedi..
Çeçen, İnguş, Karaçay ve Balkarlar’ın maruz kaldığı sürgünün nedenleri ve sonuçları hakkında  ne yazık ki Dünya halklarının yeterince bilgi sahibi olması sağlanamadı. Bu sorunu bir parça olsun giderebilmek adına, 23 Şubat Sürgünü’nü ve güncel karşılıklarını detaylarıyla paylaşıyoruz.
23 ŞUBAT 1944 GERÇEKLİĞİ!..
Bu trajediyi, dönemin koşullarından ve aktörlerden soyutlayarak değerlendiremeyiz..
İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’nın saldırısına uğrayan SSCB, Alman faşizmi ve Batı kapitalizmi tarafından çevrili durumdaydı. “Potansiyel risk” olarak tanımlanan herhangi bir halkın, durumu bir fırsat olarak görerek ayaklanmasından tedirgindi. Bu ortamda halklar topyekün mahkum edilerek Orta Asya ve Sibirya’ya sürgün edildi ve lağvedilen Çeçen-İnguş Otonom Cumhuriyeti'nin toprakları Rus ve diğer Sovyetler Birliği nüfusu ile dolduruldu.
Bu Trajedinin Hiçbir Mazereti Olamaz.. Çeçen-İnguş Otonom Cumhuriyeti’nin tüm vatandaşları kasaba ve köylerin meydanlarında Kızıl Ordu Günü’nü kutluyordu. Güvenlik güçleri tüm meydanların etrafını sardı ve askeri komutanlar vatandaşlara tüm Çeçen ve İnguş halkının Orta Asya ve Sibirya’ya sürgüne gönderilmesine ilişkin Yüksek Sovyet Kararnamesi’ni okudular, insanlara hazırlanmış özel merkezlerde toplanmalarını emrettiler. Sürgün kararının hemen ardından yüzbinlerce insan sığır taşımak için kullanılan tren vagonlarına tıka basa yüklendiler. Pencerelerine tahtalar çakılmış trenler ne yemek ne de hijyen için durmadığı gibi balık istifi vagonlara doldurulan pek çok insan dondurucu soğuktan, açlıktan ve hastalıktan dolayı yaşamını yitirdi. 
Yıkım sadece fiziki değildi. Çeçenler’in binlerce yıllık tüm anıları da yok edildi. Kütüphanelerden ve arşivlerden eski el yazmaları, dini-felsefi bilimsel çalışmalar, edebi eserler Çeçenya’nın dört bir yanından Grozny’e getirildi ve şehir merkezinde yakıldı. 
Bunlar yaşanırken; Sovyet ordusunda askere alınan binlerce Çeçen ve İnguş genç, Sovyetler Birliği’ni Nazi ordusunun işgalinden korumak için diğer halklardan kardeşleriyle birlikte Alman faşizminin tarihin çöplüğüne atıldığı son mevziye kadar savaşıyor ve ölüyordu. 
Bunları yapan aynı parti, yakın geçmişinde Kafkasya halklarının ulusal-kültürel varlığını devam ettirmesi için pek çok konuda uygun zemin hazırlayan partiydi.
9 Ocak 1957’de SSCB Yüksek Sovyeti İcra Komitesi bir kararname ile Çeçen-İnguş Otonom Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ni yeniden kurdu.. Haklarının iade edildiğini öğrenen binlerce Çeçen anavatanları Çeçenya’ya geri dönmeye başladılar. 
Hiçbir Gerekçe Halka Zulmü Haklılaştıramaz.. Bolşevik Partisinin “Alman propagandasına kanan birçok Çeçen ve Kırımlı Tatar'ın varlığını" ve "Yerli halkın bu duruma tepkisiz kaldığını" gerekçe göstererek böyle bir karar alması, Batı emperyalizminin yıllarca diline dolamasına neden oldu.
Tıpkı İngiltere ve Osmanlı gibi Almanya’nın da 1800’lü yıllardan beri Kafkaslardaki yayılmacı emellerini ve kendisine işbirlikçiler devşirdiğini görmezlikten gelemeyiz. 20 milyon insanın ölümü pahasına Nazi işgalcilerini püskürtmüş olan Sovyet ülkesinin önlemler alması doğaldır. Ancak; bir halkın içerisinden çıkan bazı unsurların olumsuzlularını gerekçe göstererek yapılan bu haksızlığı mazur görmek, hafifletmeye çalışmak, sağlıklı insanların yaklaşımı olamaz. Aynı zamanda, “savaş, işgal, sömürü, katliam” v.b. insanlık suçları konusunda en son konuşması gereken Batı emperyalistlerinin bu meseleyi malzeme yapmasına izin vermek de bir o kadar akıl dışıdır.
Her Koşulda Halka Zulmü Lanetlemeliyiz.. Devrim mahkemelerince, Alman ajan ve işbirlikçilerin yakalanıp gerekli cezaya çarptırılması mümkünken, bu cezadan maalesef olaylarla ilgisi olmayan sıradan yüzbinlerce Çecen doğrudan etkilenmiştir. 
Tarihteki sayısız örnekte olduğu gibi bugün de her halkın içerisinde işgalcilerle veya güç odaklarıyla işbirlikçiliği kurtuluş olarak gören zavallı unsurlar olabilmektedir. Ancak, “Halkların eşitliğini ve özgürlüğünü” merkezine alarak insanlığa başka bir dünyanın mümkün olduğunu kendi pratiğiyle somutlayan bir SSCB sürecinde bir halkın suçlanarak sürgün ve soykırıma maruz bırakılması anlaşılabilir değildir. Diğer taraftan, tüm dünyanın gözü önünde Irak, Somali, Afganistan ve Filistin’de yüzbinlerce insanı katleden ABD ve Avrupa emperyalistleri, diğerinin katliamlarını öne çıkararak kendisini temize çıkarabilmesi söz konusu değildir.
İşgal, Sürgün, Soykırım Çeçenler’in Peşini Bırakmadı.. Rusya oligarklarının Çeçen topraklarını işgal etmek için 1994 ve 1998 yıllarında çıkardığı iki savaşın da bilançosu ağırdı. 45 bini çocuk olmak üzere 200 bini aşkın insan öldü ve 350 bini aşkın insan vatanlarından koparılarak mülteci edildi. Çeçenya’nın seçilmiş tüm başkanları katledildi. Çeçenya’nın dört bir yanında yaygın şekilde keyfi tutuklama, işkence, yargısız infaz ve tecavüz gibi yıldırma ve kişiliksizleştirme politikası sistematik olarak uygulandı. Bu vahşet, uluslararası insan hakları organizasyonları tarafından belgelenerek yayınlandı. Bunları ortaya çıkarma cesaretini gösteren gazeteciler, aktivistler katledildi. Böylece Çeçenler dünyadan yalıtılmaya çalışıldı.
Çeçen halkının haklı talepleri, ABD ve Avrupa gibi emperyalist odaklar tarafından istismar edilerek kullanılmaya çalışıldı. Farklı coğrafyalara yayılmış vaziyette her halktan olduğu gibi Çeçenlerden de birkaç bin "paralı asker" öne çıkarılarak, Çeçen halkının genel haklılığına gölge düşürülmeye çalışıldı. Stratejik öneme ve kaynaklara sahip Çeçenya toprakları her dönem emperyalist çatışmaların tatbikat alanına dönüştürüldü. Tüm bu kuşatmaya rağmen Çeçen halkı varlığı için, “Onurlu Barış” için dişiyle tırnağıyla hala direniyor.
Günümüzde Rusya’nın atadığı Kadirov üzerinden ülke kaynakları Rusya oligarşisine ve bir avuç yerel yöneticiye aktarılıyor. Çeçenya’yı pazar ekonomisine, küresel sisteme entegre etmeye ve ehlileştirmeye çalışan Rusya’nın ve uzantılarının sömürü ve vurgun düzeni, bol ışıltılı binalarla, abartı düzeyinde lüks camilerle, uluslar arası şovlarla perdelenmeye çalışılıyor. Daha da kötüsü, tüm Dünya Çeçen halkının durumunu görmezden geliyor. Günümüzün güya demokratik olan ülkelerinin her durumu kendi amaçları için kullanan ikiyüzlü politikaları, bir halkın adım adım yok oluşuna hizmet ediyor.
Diğer taraftan bugün Türkiye'de yaşayan Çeçen Mülteciler çok ağır koşullarda yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Geçmişte direnişin içinde yer alan Çeçen komutanlar herkesin gözü önünde öldürülüyor, cinayet dosyaları tozlu raflarda bekletiliyor. Mültecilerin sorunlarına çözüm arayan ve savaşçılığıyla bilinen Çeçen halkının savaş lordları tarafından kullanılmasına karşı çıkan Medet Önlü'nün hunharca katledilmesi, hafızalarımızda tazeliğini koruyor.
Dolhur Dats, Duhur Dats, Dits a Diyra Dats!..
Ağlamayacağız, Yılmayacağız, Unutmayacağız!..
Çeçen, Adige, Abhaz, Oset, Avar ve diğer kardeş halkların yan yana gelişiyle açığa çıkan Demokratik Çerkes Hareketi, Çeçen aydınlarının her dönem dile getirdiği bir soruyu tekrar soruyor: Çeçen halkı, “Köle olarak yaşamaktansa, özgürlük için ölmeyi tercih ederiz” deme cesaretini gösterdiği için bu ağır bedeli ödemek zorunda mı?
1944 Çeçen Soykırımının yıldönümü Kafkasya halkları ve tüm ezilen halklar için üzücü bir gün olduğu kadar, aynı zamanda duyarsızlığın, çiftestandartların ve emperyalist oyunların bir kez daha sorgulaması gereken gündür. Tüm halklar koşulsuzca taraf olmalıdır.

Çeçen halkı da barışın egemen olduğu demokratik bir yaşamı hak ediyor. Halklara eşitlikçi temelde yaklaşan ve hak arama mücadelesine öncülük eden emek ve demokrasi güçlerinin, özelde 23 Şubat Sürgünü'ne genelde Çeçen sorununa yaklaşımının, diğer tüm halklara olduğu gibi dayanışma esaslı olacağından kuşkumuz yoktur. 

Her türden işgale karşı koyan, onurunu ve değerlerini yaşamlarıyla savunan Çeçen halkımızı/halklarımızı ve benzer örneklere maruz kalan her halkı saygıyla selamlıyoruz.

DEMOKRATİK ÇERKES HAREKETİ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes