Ana içeriğe git

MAHMUT ÖZDEN'in Katilleri Halka Açıklansın!Devam oku     EYT Tüm Toplumun Meselesidir!-Volkan DüzenliDevam oku     Bugün 30 Eylül: YAŞASIN ÖZGÜR ABHAZYA!..Devam oku     3. Havalimanı İşçileri Pervasızlığa İsyan Etti!Devam oku     12 Eylül Darbesi ve Darbe ÇocuklarıDevam oku     Gençlerin Adıgey Gezisinden Notlar-Adnan ArslanDevam oku     Sözmez Baykan'ı ve Mücadelesini Selamlıyoruz!.Devam oku     Ah o gemide ben de olsaydım…- Murat SevinçDevam oku     Rusya’nın Anadil Yasasına Karşı 126 Kurumdan Çağrı!Devam oku     Anadillerin Seçmeli Yapılmasıyla İlgili Forum’un ArdındanDevam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 0 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • cerkes19
  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay

Kullanıcı girişi

DÇH’nin Referandum Tutumu: Biz İtaat Nedir Bilmeyiz!

16 Nisan Referandumunda yurttaşların yapacakları tercih hem ülke geneli hem Çerkesler özelinde yaşamsal önemdedir. Bu nedenle, Şubat ayında kamuoyuna deklare edilen DÇH’nin referandum metnini tekrar yayınlıyoruz..
Referanduma İlişkin Tespitlerimiz, Gerekçelerimiz ve Yöntem Önerilerimiz
Ülkeyi referanduma taşıyan sürecin arkasında yatan nedenleri doğru tespit ettiğimizde, karşı çıkış noktalarımızı doğru belirleyebilir, kapsayıcı bir mecra yaratabiliriz.
Ülkemiz ağır bir ekonomik-sosyal krizdeyken tek dertlerinin ‘her derde deva başkanlık’ olması, referandumun bir direktifle yürüdüğünü, Evetçi partilerin sadece birer figüran olduğunu işaretleyen önemli bir gösterge. Sermayenin çıkarlarıyla o partilerin beklentilerinin örtüştüğü bir konjonktür iki partiyi yan yana getirdi. Referandum sürecinde patronlara nice olumluluklar yaratılırken, çalışanlara baskıların artması bu gerçeği daha da netleştiriyor.
Elbirliğiyle takatsiz bıraktıkları Türkiye’yi kendileri için daha kullanışlı bir aşamaya taşımayı hedefleyen Türkiye egemenleri ve onların işlerini yürüten politikacılar, varlık koşullarını ve geleceklerini bir rejim değişikliğinde görüyor. Egemenler ‘yeni bir yönetim modeli’ istiyor. Artık sınırlı demokrasi koşullarına bile tahammülleri yok. Yine şovenizm, dinselleştirme, otoriter yönetim olmadan işlerini rahat yürütemiyorlar. Dolayısıyla bugün ülkemizde dinselleşmenin ve milliyetçiliğin ana damarı iki partinin otoriterleşme üzerinde birleşmesi bir tesadüf değil. AKP ve MHP eliyle dini ve milliyetçi duyguları kabartarak, ekonomik ve sosyal baskılardan bunalan halkın bir blok halinde isyan etme riskine set çekiyorlar. Türkiye’de emek ve laiklik karşıtı piyasacılığı bütünüyle kalıcılaştırmak isteyen odaklar geçmişte de oldu, bugün ise bu odakların ana mirasçısı iki partinin ittifakıyla ‘bitirici vuruş’ peşindeler.
Dayatılan maddeler böyle bir ekonomi-politik sürecin çıktısıdır. Görülüyor ki mesele “senin partin-benim partim” meselesi değil, tüm çalışan kesimlerin birleşmesi meselesidir.
Buradan hareketle, yüzlerce Hayır’lı gerekçemizden bir kısmı şöyle:
Bu süreçte, ülkenin en az yüzde doksan beşi olarak bizlerin ekonomik ve demokratik haklarını ardı ardına gasp eden ‘katilimize aşık’ olabilir miyiz? Hayır!
Önerilen değişiklilerde; yasama, yürütme ve yargının tek elde toplanacağı, Meclis’in devre dışı bırakılacağı bir rejim hedefleniyorken, bu sürüklemeye ortak olur muyuz? Hayır!
İktidar “istikrar ve kalkınma” için evet denilmesi gerektiğini anlatıyor ama ülkeyi 15 yıldır yönetenler yüzünden ekonomi dibe vurmuşken, demokrasi yerlerde sürünüyorken, dış ilişkiler ve güvenlik bitik durumdayken, istikrarsızlığın faillerinin herhangi bir vaadine güvenilebilir mii? Hayır!
18 yaşında seçilme hakkı gelecekmiş, oysa milletvekilliği için bir çuval paraya ihtiyaç olduğunu herkes biliyor. Yoksul ailelerden gençler her gün can verirken tuzu kuruların çocuklarını milletvekili yapıp askerlik yükümlülüğünden kurtaracak olanlar, uyguladıkları politikalarla milyonlarca genci işsizliğe mahkum edenler, üniversiteli gençleri yerlerde sürükleyenler gençliğe önem veriyor olabilir mi? Hayır!
2010 yılında CIA maşası Fethullahçılarla beraber olup “Evet” oyu çıkaranlar, IŞİD’çilere “kızgın çocuklar” diyenler, bugün tıpkı darbeci Kenan Evren gibi “teröristler hayır diyor” manipülasyonuna başvuruyor. Hileyle ve yıldırmayla hizaya getirilir miyiz? Hayır!
2010 referandumunda 'darbecilerle hesaplaşma’ adı altında Evetten iliğine kadar yararlanan Cemaatin gücünü katlamalarının sonucunda bugün 15 Temmuz darbesini gördük. Yine 'darbe düzenini sonlandırmak için Evet’ propagandası yapanlara, “kandırıldık” diyerek sıyrılmaya çalışanlara inanacak mıyız? Hayır!
OHAL koşullarında referandum yapılması, demokratik normlarda adil ve eşit bir seçim sisteminin olmaması, geçmişte bakanların seçim gecesi YSK’ya girmesi, elektriklerin kesilmesi, sahte seçmen yaratılması, dışarıdan müdahaleye açık SEÇSİS isimli bilgisayar sisteminin varlığı, adil bir seçim ortamı olduğunu gösterir mi? Hayır!
6 milyon oy almış bir siyasi partinin milletvekillerinin, belediye başkanlarının sırf referandum sürecinde etkisizleştirmek için tutuklu yargılanmaları doğru mu? Hayır!
Bilimsel ve laik eğitimi reddeden, eğitim sistemini havale ettikleri tarikatların yurtlarında çocuklarımızın ölümlerine yol açanların aklına ve vicdanına güvenilebilir mi? Hayır!
15 Temmuz darbe girişimini gerekçe göstererek OHAL rejimini kalıcılaştıran, sendikaları, basını, üniversiteleri sindirmeye çalışanlara güvenebilir miyiz? Hayır!
Soma’yı unutabilir miyiz, Reyhanlı, Suruç, Ankara Garı, Kızılay, Beşiktaş, Kayseri saldırılarının görüldüğü davalarda adalet sağlanamamasını görmezden gelebilir miyiz? Hayır!
Yandaşlara kaynak aktararak doğal zenginliklerin yağmalanmasını onaylar mıyız? Hayır!
Sadece son 3 ayda bile alım gücümüzün yüzde 30 düşmesinin bizde ve çocuklarımızda yarattığı tahribatı affeder miyiz? Hayır!
Çerkes soykırımının tescilini ve Çerkes adını dahi anmayan, Abhazya’nın tanınmasına karşı çıkan, Gürcistan’a hibeleri artırarak devam ettiren, Abhaz çocukları 23 Nisan Şenlikleri’ne almayan, Çeçen mültecilere sefaleti reva gören, Çeçen cinayetlerinde dosyaları rafa kaldıran, Abhazya ve Osetya’ya yönelik inkârcı anlaşmalar imzalayan bir anlayışı unutabilir miyiz? Elbette HAYIR!
Tüm halklar gibi Türkiye’de demokrasinin gelişimiyle paralel olan varlık koşulumuz gereği “Hayır” demek bir dik duruşu gerektiriyor. Zira biz hiç itaat etmedik, etmeyiz de..
Yöntemsel Önerilerimiz
• Her seçim gibi yine çalma çırpma yapılmaması için hepimiz sorumluyuz ama öncelikli iş yüzde 25 oy alan CHP’ye ve diğer partilere düşüyor. Oy oranı ve organizasyon yapısı güçlü bu partiler hiçbir propaganda çalışması bile yapmasa, sadece sandıkta ve bilgisayar girişlerindeki hileleri engellese sandıktan ‘Hayır’ çıkacağı aşikâr. “Bunlar ne yapar eder evet çıkartır” algısını sonlandırmak için partilere açık çağrı yapıyoruz; siz güvenliği sağlayın, halkın zaten gerekeni yapacağı gün gibi ortada..
• Daha önceki seçimlerde “Biz gelmezsek kaos olur” diyerek halkın korku ve kaygılarına oynayanlar bugün de “Evet çıkmazsa iç savaş çıkar” diyerek yine benzer yolları deniyorlar, Hayırcıları bölme girişimlerine de başladılar. Bu bataklığa girmeyelim.
• Farklı kesimlere seslenebilen ama kendisi olmaktan vazgeçmeyen hem kapsayıcı hem özgüvenli bir dil, kimlerin neden hayır dediğini tartışmaktan ziyade ‘Hayır’ diyen farklı kesimlerin kendi hitap ettiği kitleye dönük çalışma yapmasını daha verimli kılacaktır.
• ‘Evet’ diyenleri aşağılayıcı sözler değerlerimizle uyuşmadığı gibi bir bumerang etkisi de yaratıyor. "Kömürcüler, makarnacılar” gibi toptancı ifadeler, o kesimin otorite çevresinde daha da kenetlenmesini sağlıyor, eğitimsiz kesimleri daha da kemikleştiriyor, halkın kutuplaştırılmasına karşı çıkarken onun parçası olmamalıyız. Eleştirilerimizin hedefinde 'Evet'in siyasi aktörleri ve onları sahneye süren ekonomi-politik mekanizma olmalıdır.
• Akrabalarımıza, komşularımıza, iş arkadaşlarımıza meselenin ciddiyetini sabırla anlatalım. Sadece seçimden “hayır” çıkarmak için değil dünü, bugünü ve yarını bir arada düşünelim. ‘Bugün Hayır ama bu bize yetmez’  diyerek, eşitlikçi temelde ‘yeni bir başlangıç’ yaratılması mümkündür.
Nihayetinde, iktidar kontrolündeki büyük propaganda aygıtlarının sistemli olarak ürettiği lafazanlıktan ibaret tekrarları varsa, halk olarak bizim de aklımız, vicdanımız ve dayanışma irademiz var. Bizim tekrarımız da budur.
Biz, bir arada eşitçe ve kardeşçe yaşam için bu referandumda ‘Hayır!’ diyoruz.. 
(20 Şubat 2017)
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes