Ana içeriğe git

Ne Feto ne Akp, derdimiz bizim çimenler! Devam oku     Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi-Fehim TaştekinDevam oku     İnsanlığı Hedefleyen Suruç Katliamının 2. Yıldönümü!Devam oku     DÇH: Darbe Girişimi, Sonrası ve Olası GelişmelerDevam oku     Darbecileri Yaratan Vahşi Kapitalizm Bizi Bölüyor!Devam oku     Darbe Karşıtlığı Zafer Kaygın’ı Özgürleştirmekten Geçer!Devam oku     DÜN MADIMAK'I YAKTILAR, BUGÜN HER YERİ!Devam oku     PETKİM İşçileri, Hafta Tatili Yasası ve Adalet!Devam oku     Derneklerimiz Yeni Yönetim Kurullarını SeçtiDevam oku     Sivil İtaatsizliğin Dayanılmaz Cazibesi-Mine SöğütDevam oku     
 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 2 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora
  • Tarkan Çakas
  • Irmaknuh

Kullanıcı girişi

Cübbeli Ahmet Prototipi ve Kıdem Tazminatları

Toplumsal yaşamın dinselleştirilerek halkın uyuşturulması projesinin kadrolu din tüccarı Cübbeli Ahmet denilen bir uyanığın “Kıdem tazminatı caiz değildir” açıklaması, sistemin gönüllü kölelerinin yaşadığımız bu akıl almaz sürece toplumu çeşitli kılıflarla alıştırma çabasını göstermektedir.
Çalışanların kazanılmış hakları ve temel güvenceleri hakkında bu derece cüretkâr konuşabilmenin ideolojik arka planı ve nerelerden cesaret bulduğu ortadadır.
Cübbeli Ahmet prototipi, dinci aklın emeğin mi sermayenin mi yanında olduğunu ahaliye tam boy göstermiş oldu. Böylece bu ülkede laiklikten soyutlanmış bir eşitlik mücadelesinin, eşitlik mücadelesinden kopuk bir laiklik mücadelesinin mümkün olamayacağı gerçeğini bir kez daha önemli kıldı. Hem sömürüye hem de bu sömürüye payandalık yapan tüm taşeronlara aynı oranda karşı çıkmak durumundayız. Zira hem halklardan yanayım deyip hem de egemenlik ilişkilerini kabullenen bir yerde durmak, “Laiklik olsun ama çok yaşasın patronlar” diyen aklın sınırları kadardır. Ya da; hem “Alın teri kurumadan çalışanın hakkını vereceksin” deyip hem de kıdem tazminatlarımızın gaspına arka çıkanın tutarsızlığı kadardır.
Görüldüğü üzere, son 35-40 yıldır sistematik olarak topluma servis edilen neoliberal propagandanın etkisi altındaki ‘parçalı’ perspektifle bugünü kavrayamayız. Hayata bütünlüklü bakmak durumundayız. Çünkü hayatımızın her alanına hükmeden bir dizi kurum, kişi ve kavram, üretim ilişkilerinin doğal ürünleri. Dolayısıyla, din üzerinden sistemin çıkarlarına halkı yedeklemeye çalışan bir tarikat ağasını üretim ilişkilerinden soyutlayarak ele almak, bilime ve tarihin akışına itibar etmemek ve milyonlarca yurttaşa geri zekâlı muamelesi yapmakla eşdeğerdir. Yani Cübbelileri yaratan zemindir asıl mesele.
Ne de olsa; anayasasında ‘demokratik, hukuk, laik’ olduğu söylenen bir ülkede, çalışanlarla ilgili bir durumun dini ölçülerle ele alınmasının garipliğini ve bunun olağanlaşmasını yadırgamayanlar çokça var bu memlekette.
Ne de olsa; iktidardan güç alarak benzer çıkışların ödüllendirildiği bir memleketteyiz.
Ne de olsa; günlük yaşamında ve rutin görevlerde hiçbir sorumluluk üstlenmeyen ama yılda birkaç eyleme katılıp rahatlayan, narsizm ve konformizm karışımı “en hakiki muhalif” dehaları var bu memleketin.
Ne de olsa; uluslararası tekeller, sermaye sınıfı ve yedeklerindeki gerici odaklar bu derece cüretkarlaşırken, şiddete varacak şekilde birbirine giren kimi ilerici yapıların bizleri derinden yaraladığı bir memleketteyiz.
Ne de olsa; din tüccarlarıyla mücadele etmek yerine, sistemin kirine pasına bulaşmamış samimi dindarları da hedefe almayı “ilericilik” sanıp, aslında sistemi besleyen özensizliğin çokça yaşandığı bir memleketteyiz.
Ne de olsa; son 30 yıl boyunca cemaatleri “demokratik kurum” olarak topluma lanse eden müthiş fikirleriyle ünlü “soldan”-sağdan liberalleri var bu memleketin.
Ne de olsa; işlerine geri dönmek için bedenini açlığa yatıran Nuriye ve Semih ölüm sınırındayken, işinden atılan insanların çoluğu çocuğu açlığa mahkum edilirken, “açın halinden anlamak için oruç tutan” ama bunlara çıtını çıkarmayanları var bu memleketin.
Ne de olsa; CIA tetikçisi Cemaatin öncülüğünde bir darbenin elebaşları ortalıkta dolaşırken veya rahatça yurt dışına kapağı atarken, ‘nur yüzlü’ damatlar salınırken, 1 yıldır darbenin siyasi ayağı gizlenirken, darbe bahanesiyle on binlerce muhalifin içeri atılarak veya işinden kovularak toplumu dizayn etmeye kalkılmasını umursamayanlar çokça var bu memlekette.
Ne de olsa; milyonlarca insanın açlık sınırında olduğu, hak hukuk diyenin “hain” ilan edildiği bir ülkede halkın sorunlarını dile getirmek yerine saray sofralarına oturabilmek için çırpınan, yüzlerinde bir kilo boya ve bin türlü yapmacıklıkla arzı endam eden bir sürü ‘dini bütün’ şarkıcısı, topçusu, mankeni var bu memleketin.
Malzeme bu. Nitekim torunlarımız bir gün kederle geriye dönüp baktıklarında gönüllü köleleşmiş bir cenahın akıldan ve vicdandan ne kadar uzaklaşmış olduğunu görecekler. Ve muhtemelen hayretler içerisinde soracaklar: ‘Hiç mi yüzünüz kızarmadı!?’…
Köle sahiplerinden ve kölelerden olmadığımız için böyle haklı ve kahredici bir soruya maruz kalmayacağız, meydan sadece sömürünün dilini konuşanlara bırakılacak değil ya.
Bırakılmaz. Geçenlerde bir dizide izlediğim ve gerçek yaşamdan bir isim olan ‘Albay Cevdet’ ne kadar gerçek bilemeyiz ama rütbeler bir kenara;
Ne de olsa Cevdetler bitmez bu memlekette..
Volkan Düzenli (14.06.2017)
 
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes