Ana içeriğe git

Ne Feto ne Akp, derdimiz bizim çimenler! Devam oku     Suriye’deki Kafkasya lejyonu: Kadirov’dan ötesi-Fehim TaştekinDevam oku     İnsanlığı Hedefleyen Suruç Katliamının 2. Yıldönümü!Devam oku     DÇH: Darbe Girişimi, Sonrası ve Olası GelişmelerDevam oku     Darbecileri Yaratan Vahşi Kapitalizm Bizi Bölüyor!Devam oku     Darbe Karşıtlığı Zafer Kaygın’ı Özgürleştirmekten Geçer!Devam oku     DÜN MADIMAK'I YAKTILAR, BUGÜN HER YERİ!Devam oku     PETKİM İşçileri, Hafta Tatili Yasası ve Adalet!Devam oku     Derneklerimiz Yeni Yönetim Kurullarını SeçtiDevam oku     Sivil İtaatsizliğin Dayanılmaz Cazibesi-Mine SöğütDevam oku     
 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 0 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora
  • Tarkan Çakas
  • Irmaknuh

Kullanıcı girişi

DÇH: Darbe Girişimi, Sonrası ve Olası Gelişmeler

15 Temmuz darbe girişiminin ardından deklare ettiğimiz bu metnimizi, tespit ve önerilerin güncelliğini koruyor olmasından dolayı tekrar yayınlıyoruz. DÇH-İletişim
Savaşları Zenginler Çıkarır, Yoksullar Ölür. Darbelerde de Öyle!
Öncelikle söylemeliyiz ki; ülkemizin iç dinamiklerine karşı yapılan bu darbe girişimini şiddetle kınıyoruz ve hukuk normları içinde kalınarak bu saldırının sorumlularının tespit edilip cezalandırılmalarını bekliyoruz.
Darbenin büyük oranda AKP iktidarına yönelik olması, darbelere karşı net duruşumuzu değiştiremez. Yıllardır tüm ülkeyi şiddet sarmalına sürükleyen AKP gerçekliği, birkaç saat içerisinde yüzlerce insanı öldüren darbecileri olağanlaştıramaz. Halkı darbeciler ile iktidar arasında seçim yapmaya zorlayan ve kendilerini alternatifsiz sananlara en doğru yanıt, her ikisine de hak ettiği oranda tutum geliştirmekten geçiyor. Biz, 15 Temmuz gecesi tanklarıyla araçları ezerek geçen, helikopterlerden sivillere ateş eden vahşileri de gördük, parası olmadığı için zorunlu askerlik yapan ‘emir kulu’ 20 yaşında gençleri kırbaçlayanları, linç edenleri de gördük. Bütünü görmek yerine ‘işine geleni gören’ eğilimlerden uzak duruyoruz. Bu genel çerçeve doğrultusunda darbe ve devamındaki sürece ilişkin analiz çalışmamız maddeler halinde şöyledir:
1. Devlet/Ordu içinde kümelenen kimi hiziplerin uzun zamandır bilinen çekişmesi, 15 Temmuz günü silahlı bir saldırıya dönüşmüş, sivil insanlar katledilmiştir. Darbe denemesinin hemen ardından yaşananlar ise, canlı kalkana dönüştürülen halkın figüranlaştırıldığı bir AKP kaldıracına da evriltilmiştir. Cumhuriyeti yıkmak ve mirasını (ganimeti) paylaşmak için yıllardır yarışa girenlerin yarattığı bu süreç, her ‘suç örgütü’ gibi silahlı saldırı aşamasına geçmiş, darbe anları ve sonrasında yaşananlar devlet içindeki hiziplerin vahşetini göstermiştir. Hiçbir darbenin Türkiye halklarının yararına sonuç üretmediği bir kez daha görülmüştür. Dolayısıyla darbe karşıtlığının AKP’ye yanaşmaktan geçtiğini sanmak, AKP iktidarına karşı çözümü darbede görmek kadar yanlıştır.
2. Darbe girişiminde bulunanların ağırlıklı olarak mensubu olduğu cemaatin ABD bağlantıları ve bir NATO üyesi ülke olarak Türkiye’de darbelerin ABD onayı olmaksızın yapılamayacağı bilinmektedir. Bu girişimin, Varşova'da yapılan NATO zirvesinden sadece bir hafta sonra gerçekleştiğine dikkat çekmekte de yarar var. Ki, global ölçekte dinci terörün yuvası haline gelmiş olan ve ciddi bir toplumsal yarılma yaşayan bir ülkede emperyalizm herkesi kullanmaya çalışır. Zira ‘kullanılma’ deyince bu ülkede ilk akla Cemaat ve tüm düzen partileri gelir. Kurulduğundan bu yana uyumla çalıştığı uluslararası tekellerin bir süredir gözünden düşen ve çeşitli manevralar yapan iktidar, kendisini devirmek isteyen darbecilerden sınıfsal-tarihsel bağlamda farksızdır. Bu çerçevede; sivillere ateş açıldığı, Meclis’in bombalandığı, askerlerin linç edildiği bir Türkiye’ye nasıl gelindiğini ciddiyetle sorgulamamız gerekiyor.
3. Tüm askeri darbeler bir sonuçtur. AKP iktidarı ‘cemaatin farkına’ 2013’te vardığını belirtse de, 1971’den itibaren Gülencilerin emniyet, yargı ve ordu içindeki örgütlenmelerine 1984'ten sonra yoğunluk kazandırdığını, AKP iktidarıyla birlikte gücüne güç kattığını bilmeyen yok. AKP, iktidara gelir gelmez Aralık 2002’de Yüksek Askeri Şura’da alınan “irticacı” 7 askerin atılma kararına şerh koydu. Başbakan Gül, kararın “anti-demokratik” olduğunu savunmuştu. Ağustos 2006’da YAŞ’ta alınan 17 personelin “irtica” nedeniyle ihraç kararına bu sefer dönemin Başbakanı Erdoğan şerh koyuyordu. Aynı AKP iktidarı, cemaatin öncülüğüyle yüzlerce askerin tutuklandığı Ergenekon ve Balyoz davalarına ise “ileri demokrasi” iddiasıyla tam destek verdi, davanın “savcısıyım” diyerek sahip çıkıldı. Daha sonra cemaatle kapışınca “ne istediler de vermedik” diye adeta itirafta bulunuldu, ipler tam kopunca da “aldatıldım” denildi. Zamanında cemaatin desteğiyle iktidarını perçinleyen ve onların önünü açan iktidar, gözaltına alınan Anayasa Mahkemesi üyelerinin 2010 ve 2011’de Abdullah Gül tarafından o göreve atandığını bilmektedir. Dahası, neredeyse tüm devlet ihaleleri, okullar, dershaneler, yurtlar cemaate sınırsızca sunulmuştu. Her ne kadar ‘soru çalma’ olarak tanımlanıyor olunsa da, cemaatin mensuplarına verilen o sorularla on binlerce genç insanın hakkı yenildi. Dolayısıyla, bu darbe girişimini yaratan sürecin ortağı veya seyircisi olan, halk çocuklarının eğitimini cemaatlerin ellerine terk ederek küresel çetelerin maşası olmalarının yolunu açan, halkın ekonomik-sosyal kaynaklarını bu türden odaklara akıtan son 40 yılın bütün siyasi aktörlerinin de bu yaşananlardan sorumlu olduğu apaçık ortadadır.
4. Darbeler genellikle sabaha karşı halk uyurken olurdu. Belli ki bu darbe girişimini daha sonrası için planlıyorlardı, kendilerine yönelik operasyon bilgisi aldıkları için erkene çekmek durumunda kaldılar. Şimdi anlaşılıyor ki, aslında darbenin katılımcıları daha genişti fakat belli hiziplerin çark etmesi, YAŞ öncesi TSK’den yüzlerce cemaatçi subayın tasfiye edileceği ve hapse gireceği bilgisi, bu kesimi ‘can havli’ ile bu girişime yöneltti. Askeri açıdan ‘yarım’ kalan darbe, sosyolojik sonuçları ve yarattığı travma bağlamıyla aslında ‘başarılı’ olmuş, bu girişimin ardından geriye dağılmış bir devlet aygıtı kalmış, beli kırılan devlet Ortadoğu denkleminin dışına atılmış ve birbirine giren hizipler nedeniyle hükümet güvenebileceği bir bürokrasiye sahip olamayacağıyla yüzleşmiştir. Görünen o ki, ordunun içinde yalnızca cemaatçi yapılanmadan ibaret olmayan ciddi çatlaklar mevcut. Aksi durumda darbenin bastırılması için polis değil, diğer askeri birlikler kullanılırdı.
5. Sokağa çıkılmasını “vatan hainliği” ile eşitleyen anlayışlar, darbe girişimi sonrası sürekli olarak “sokağa çıkın” çağrısı yaptılar. Oysa aynı anlayışlar, Gezi sürecinde sokağa çıkan milyonlarca insanı kurşunla, gaz bombası fişekleriyle ve kimyasal suyla püskürtmeye çalışmış, gözaltına almış, öldürmüş, sonra da “Polisimiz destan yazdı!” diye övünmüşlerdi. Şimdi ise; Diyanet İşleri’nin talimatıyla camilerde sürekli ezan okundu, sala verildi, Hükümet yanlısı televizyon kanallarından “Allah için sokağa çıkın!” çağırıları yapıldı. Ancak, devletin tüm olanaklarının seferber edilmesine, ulaşımın parasız olmasına, aralıksız SMS çağrılarına rağmen sokaklardaki kalabalık sayısı beklenenin çok altında oldu, kitle mobilizasyonu yaratılamadı. Milyonlarca olunamaması, iktidar medyasını zorlayan işlerden biri oldu.
6. Darbe girişimini TSK hiyerarşisi bastırmasına karşın ısrarla “sivil direnişle bastırıldı” vurgusuyla propaganda yapılmasındaki amaç, kitlenin ‘darbe durdurabilenler’ motivasyonuna kavuşturma hesabıdır. Kitle, ‘Olağanüstü hal’ resmen ilan edilene kadar sokakların ‘olağanüstü’ koşullarda tutulması için kullanıldı. Ve baskı politikalarına karşı yükselebilecek toplumsal direnişe önlem olarak sokağın bloke edilmesi hedeflendi. Darbenin başarısızlığı kesinleşince ve geriye ‘darbeci artıkları’ kalınca sokağa dökülenlerin genel hali, ‘iktidarda AKP olmasaydı darbe karşıtı olurlar mıydı’ sorusunu anlamlı kıldı. Silahlanma çağrısında bulunulması, idam özlemleri ve tüm darbelerin baş mağduru olan demokrasi güçlerine “darbe karşıtlığı” dersi vermeye kalkılması, “demokrasi şeytan icadıdır” diyenlerin durumunu da gösterdi. Tankların önüne yatan halktan insanları elbette ayrı tutuyor ve o iradeye saygı duyuyoruz. Daha önemlisi, insanların yaşamının güvenceye alınamadığı ve havadan silahların atıldığı bir ortamda halkın sokağa davet edilerek ölümlerine sebebiyet verilmesi yanlıştır ve bu yanlış hamasi söylemlerle geçiştirilemez.
7. Ülkeyi 14 yıldır tek başına yöneten AKP iktidarı, darbe sonrası kendisini bir kez daha mağdur olarak göstermiştir. İç ve dış siyasette sıkışan siyasi iktidara bir can simidi de olan bu darbe girişiminin hemen ardından başlatılan ‘tamekse koy sepete’ türü operasyonlarla, ordu ve yargıda iktidarın hâkimiyetinin perçinlenmesi, ‘yeni Osmanlıcı’ hayallerin gerçekleştirilmesinin basamağı haline getirilmesi muhtemeldir. Ve konsolide etmek için sonuna kadar kullanılan kemikleşmiş gruplar, hedeflenen rejimin ‘paramiliter kuvveti’ olarak değerlendirilebilecektir. Asıl kaygı ise, darbecileri bastırırken tüm ülkede hukukun, insan haklarının askıya alınmasıdır.
8. Suruç’ta katledilen Ferdane ve Nartan’a “orada ne işleri vardı” ile başlayarak bir dizi hakaret eden ve hak arayan herkese “Siyaset yapmayın, Çerkeslik yapın” diye akıl verenlerin, zaten teslim olmuş bir tank üzerinde fotoğraf çektirdiklerini, ‘gerektiğinde’ ne derece siyasi olabildiklerini de gördük. Fakat, itibar kazanmak yerine, muhafazakar kesimler de dahil Çerkes halkından ciddi tepkiler aldılar. Teslim olmuş birine eziyet etmeyen, hatta esirini emanet gören ileri bir kültürün; darbeciler gibi elbette 20 yaşında çocukları linç eden zihniyetlerle aynı zeminde olanları da tasvip etmesi beklenemez.
9. DÇH kurulmadan önce de Cemaatin kirli faaliyetlerine karşı mücadele eden arkadaşlarımıza zamanında ‘soldan ve sağdan’ maskelerle saldıran, paravan sitelerde yazarak ve dernekleri dolaşarak itibarsızlaştırma kampanyalarını çeşitlendiren, hedef gösteren ve bugün darbe başarısız olduğu için “darbe karşıtı” görünen odakları bilmekteyiz. Özellikle de, başta HSYK olmak üzere her alanda cemaatin önünü açmak için kurgulanan 2010 referandumunda “Yetmez ama Evet” diyerek cemaate omuz veren, demeyenleri “darbecilikle” suçlayan cemaat güdümlü eğilimleri biliyoruz. Onların yaptıklarını onlara yapmayacağız ancak bu yoldan en kısa zamanda dönmelerini, köklü bir özeleştiri ardından halktan özür dilemelerini bekliyoruz.
10. Biliriz ki, iktidar odakları arasındaki çatışmalar, genel itibariyle demokrasi güçlerinin ezilmesine yol açmaktadır. Bu kez de ‘fillerin çatışmasının çimenlerin ezilmesine’ yol açmaması için yaşamını yitiren 300’ü aşkın insanın ardından kutlama yapmayı değil, en geniş birlikteliği öngören bir demokrasi programı inşa etmeliyiz. Darbe tehlikesini ortadan kaldırmanın tek yolu, demokratik düzeni tüm kurum ve kurallarıyla işletmek, darbelerin kaynağı olan uygulamalara son vermektir. Başta darbecilere veya teokrasiye destek verenler olmak üzere hepimiz bu yaşananlardan ders çıkarmalıyız.
Kısaca biz diyoruz ki; darbe ve sonrasında yaşananların riskli bir potansiyeli barındırdığı ortadadır. Halkımızı kirli senaryolara yedeklemeye çalışanlar dışlanmalıdır. Kardeşlik ve dayanışma anlayışını çoğaltmamız gereklidir. Tüm halkların ortak veya kendilerine özgü meselelerinin çözüm adresi, darbeciler veya dikta yönetimleri değildir. Eşitlikçi, laik, demokratik bir Türkiye’dedir. Bu nedenle, tüm kişi ve kurumlarımızı toplumsal dayanışma dinamiklerini ivedilikle harekete geçirmeye çağırıyoruz.
Postala tapanların ve cihat sevdalılarının arasında kaybolup gitmemeli hayatlarımız..
 
DEMOKRATİK ÇERKES HAREKETİ
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes