Ana içeriğe git

Xabze Konulu Panel ve Kitap Tanıtım GalasıDevam oku     Kaffed Genel Kurulu ve İstişare Toplantısı YapıldıDevam oku     Kaffed Olağan Genel Kurulu ve İstişare ToplantısıDevam oku     Röportaj: Veli-Der İzmir Şube Başkanı’ndan Önemli AçıklamalarDevam oku     MAHMUT ÖZDEN'in Katilleri Halka Açıklansın!Devam oku     Tsıba Efkan'ı Özlemle ve Saygıyla Selamlıyoruz!Devam oku     Saraylara da ‘Ödülcü Kapıkullarına’ da İhtiyacımız Yok!Devam oku     Hatalarıyla yüzleşen özgürleşir, toplum da dönüşür!Devam oku     10 EKİM ANKARA KATLİAMININ YILDÖNÜMÜ!Devam oku     ADIGEY CUMHURİYETİ'NİN 26. KURULUŞ YILDÖNÜMÜDevam oku     
 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 0 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay
  • ehayatibora
  • Tarkan Çakas

Kullanıcı girişi

Korkunun ötesi: Korkudan korkmak–Önder Kulak

Halktan insanların otoriter ve faşist iktidarlarla olan ilişkisi daima bir korku ya da direnç niteliği taşır. Böylesi bir ortam içerisinde sınıf bilincinin hasmı olan manipülasyon, burjuva ilkelerine dayalı demokrasinin aldatma biçimlerinden farklıdır. Bu noktada iktidardaki değerlerin baskı aracılığıyla dayatılması söz konusudur.
Bu durum ya direnç ya da korku eşliğinde gönüllü, gönülsüz bir kabullenmeyi beraberinde getirir. Burada Fromm, bunların birey nezdinde çocukluktan itibaren gözlemlenebileceğini düşünür. Bir başka deyişle, “yemeğini bitiremeyen çocukların polis amcayla korkutulması” bir espriden daha fazlasıdır…
Fromm’a göre iktidara dair iki otorite biçiminden bahsetmek mümkün.[1] Bunlardan ilkini nesnel ya da rasyonel otorite olarak adlandırırken, ikinci için irrasyonel otorite kavramını kullanır. Birey (otoritenin tanındığı koşullarda) rasyonel otoriteyi bir rehberlik, yetkinlik hali ya da ikna edicilik dolayısıyla benimserken, irrasyonel otoriteye sahip olduğu olumsuz nitelikteki baskı, zor ve bunlara dayalı yaptırım gücü dolayısıyla boyun eğer. Böylece birey ve otorite arasındaki ilişkide ilki için bir saygı, ikinci için de bir korku hali kendini gösterir. Bu sonuncuda kendine yer bulan korku hali, otorite gücünü koruduğu ve arttırdığı sürece birey nezdinde etkilidir. Bireye, uyum sağlamayı reddetmesi durumunda otoritenin kendisine zarar vereceği anlatılır. Bu da bir sürekli korku halini, eşdeyişle korkudan korkma halini doğurur. Direnci baştan ya da sonradan kırılmış birey, daha başına bir şey gelmeden korku içinde ya esaret[2] ya da doğrudan uyum içine girer. Bu noktada otoritenin hangi değerleri temsil ettiği önemli değildir. Birey, duyduğu korkudan dolayı esaret ya da uyum içinde olduğu iktidarın değerlerini sorgulamaz; çünkü iktidarın istekleri tüm değerlerin önüne geçer. Bu isteklerin yerine getirilmesi doğrultusunda işletilen ödüllendirme mekanizması ise, bireyin otoriteye olan bağımlılığını arttırır. Birey kendisinin olanın kendisine bırakılmasını dahi bir bahşetme fiili olarak görmeye başlar. Sahip olduklarını korumak için bağımlılığının artmasını kabullenir. Daima halinden memnun olduğunu gösterme eğilimindedir.
Bireyin irrasyonel otoriteyle olan esaret ya da uyum ilişkisi daha baştan, bireyin çocukluk döneminde, aile içerisinde kurulabileceği gibi, önceden sürdürdüğü direnci kırılarak sonradan da oluşturulabilir. Birinci açısından, aile ve toplum arasında çoğunlukla bir koşutluk olması itibarıyla, bireye çocukluğundan itibaren otorite basamakları arasında bir uygunluk halinin olduğu sezdirilir. Bu doğrultuda birey otoriteye baştan, aileden topluma doğru açılan kapıda boyun eğer. Fakat her birey de irrasyonel otoriteye öyle kolayca boyun eğmez. Bu noktada, ailesinin katkısı olsun ya da olmasın, otoriteyi daha baştan reddedebileceği gibi, ona karşı sonradan bir direnç de geliştirebilir. Böylece birey, diğer örnekten farklı olarak, direniş geleneğine tutunur. Bu tutunma hali, irrasyonel otorite ve onu olanaklı kılan ilişkilere alternatifler oluşturmak aracılığıyla ya da böylesi ilişkilerin olduğu bir ağ içinde daimi veya görece bulunmak sayesinde mümkün olur. Bu bağlamda alternatif ilişkilerin sürdürülebildiği oranda direnç, sürdürülemediği oranda esaret ya da uyum söz konusudur.
Direncin kuşatılması
İrrasyonel otorite, direnen ve dolayısıyla kendisiyle uyumu reddeden kimseyi, bulunduğu ortam içerisinde kuşatır. Bunun ilk adımını kendisine itaat eden topluluk, eşdeyişle kitle tabanı aracılığıyla gerçekleştirir.[3] Otorite bireyi evinde, işyerinde ya da sokakta etiketler ve uyum sağlayana kadar kadrolarının emrindeki yığının baskısına maruz bırakır.[4] Yığın, uyum sağlamadığı için bireyi topluluk içinde incitmekten, onu yalnızlaştırmaya ve hatta bulunduğu ortamın dışına itmekten, ona cismen ya da zihnen açık saldırılarda bulunmaya kadar ileri gidebilir. Örneğin erkin istemediği şekilde giyindiğinden ötürü, bir kadına topluluk içinde rahatsız olacağı biçimde bakılması, ona ithamda bulunulması, bulunduğu ortamı terk etmesinin istenilmesi, hakaret edilmesi, tacizde bulunulması… Bütün bunlar sırasında yığın dolaylı ve dolaysız resmi anlamda otoriteden destek alır. Örneğin hukukun mağdurun değil saldırgan ya da saldırganların yararına yorumlanması… Bu baskı biçiminin sonucu olarak birey, ya karşı koyar; ya da esareti, uyumu kabullenir, ortam içinde kendisini sınırlar.
Otorite, bireyin alternatif ilişkiler içinde olmasını engellemek amacıyla kendisi dışında örgütlenen siyasi, kültürel ve her türden sosyal etkinliği yasaklamaya ya da fiilen engellemeye çalışır. Bu durumda yasaklara ve engellere rağmen ilişkileri sürdürmek ve ilerletmek direnişin önceliği haline gelir. Aksi durumda, yani esaret ya da uyum sağlanırsa, baskı biçimi değişir. Birey alternatif ilişkilerin dışına çıkarılır ve bir değişim sürecine sokulur. Zaman içerisinde dayatılanların bir parçası haline gelebileceği gibi, böylesi bir değişimi iterek, önceden dahil olduğu ya da olmadığı direnişe katılabilir de.
Direnenler, eşdeyişle devrimciler hem esareti kabullenenleri hem de uyum sağlayanları irrasyonel otoritenin pençesinden almaya çalışırlar. Bu çaba karşısında otorite, direnenlerin karşısına bu sefer kolluk kuvvetlerini ve paramiliterleri çıkarır. Bu noktada hâlihazırda tüm yaşam alanları ağır silahlarla çevrilmiştir. Buna karşılık direnenler, yaşam alanlarını özgürleştirmek isterler. Bu, bazen, bir insan hakları anıtı önünde, yalın bir oturma eylemi aracılığıyla gerçekleşebilir. Bir anıtın önü, iradelerin çarpıştığı bir muharebe alanına dönüşebilir. Bireyler, söz konusu irade savaşını ilgiyle seyrederler. Otorite siyaseten geriletildiğinde, suskun bir kesim iktidarın gücünü sorgular. Bu sayede direnişin büyütülmesi için bir birikim oluşturulurken, direnenlere katılımlar da artar.
Direnenler, bir yandan iktidarı gerileterek, diğer yandan kendi ilişkilerinin kuruculuğunu dayatarak, kuşatmayı kırmaya çalışırlar. Bunu yaptıkları noktada ilişkilerini yaygınlaştırır ve otoritenin tecritini parçalarlar. Böylece önceden uyumlu olanlar da uyumsuzluğa davet edilirler. Otorite, mümkün olduğunca, kemikleşmiş bir insan topluluğuyla sınırlandırılmaya, yalnızlaştırılmaya çalışılır. Birçok irili ufaklı çaba süreklileştirerek, örgütlenen direnişten, devrimin örgütlenmesine doğru sıralanan, o uzun adımlar zincirini oluşturur. Bu durumda, direnişlerden devrime doğru açılan kapının aralanması için sabırla çaba göstermeye devam edilir…
Dipnot:
[1] Bkz. Erich Fromm, “Nevrozun Bireysel ve Toplumsal Kökeni”, çev. Önder Kulak, Doğu Batı, sayı: 56, 2011, ss. 107-115.
[2] Burada esaret, bir sinme ya da gönülsüz uyum haline işaret eder. Örneğin bu gibi bir birey, uygun koşulları bulduğunda uyumsuzluğu tercih eder.
[3] Buradaki itaat, uyumun ötesindedir. Dayatılan değerlerin kabul edilmesinden fazlası, onların uygulanmaları ve savunulmalarıdır.
[4] Bu etiketleme çoğunlukla iletişim araçları aracılığıyla gerçekleşir.
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes