Ana içeriğe git

MAHMUT ÖZDEN'in Katilleri Halka Açıklansın!Devam oku     EYT Tüm Toplumun Meselesidir!-Volkan DüzenliDevam oku     Bugün 30 Eylül: YAŞASIN ÖZGÜR ABHAZYA!..Devam oku     3. Havalimanı İşçileri Pervasızlığa İsyan Etti!Devam oku     12 Eylül Darbesi ve Darbe ÇocuklarıDevam oku     Gençlerin Adıgey Gezisinden Notlar-Adnan ArslanDevam oku     Sözmez Baykan'ı ve Mücadelesini Selamlıyoruz!.Devam oku     Ah o gemide ben de olsaydım…- Murat SevinçDevam oku     Rusya’nın Anadil Yasasına Karşı 126 Kurumdan Çağrı!Devam oku     Anadillerin Seçmeli Yapılmasıyla İlgili Forum’un ArdındanDevam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 3 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • cerkes19
  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay

Kullanıcı girişi

Biz neyiz? Ne değiliz?-Gujan Ceyhan

Biz Adigeler, Çerkesiz. Bunda bir sorun yok. Ve Çerkes kelimesinin Kafkasya'da karşılığı vardır. Bunda da bir sorun yok. Sayın Muhittin Ünal bu noktada yanlış da bir cümle kurmuştur. Niyetinin zarar vermek olduğunu da sanmıyorum. Bunda da sorun yok.
Peki, nedir sorun olan? Her ne kadar “Çerkesya Yurtseverleri” ve onların defacto lideri konuyu "Çerkes kelimesini kabul etmiyorlar" noktasına getirmeye çalışsa da, kabul edilmeyen şey küfür, hakaret, itibarsızlaştırma, iftiradır ve gün geçtikçe asıl hedefin Kaffed olduğudur. Çerkes duruşunda bunlar yoktur. Bu gruba destek veren ve kendini Çerkes gören herkesin öncelikle bu duruma dur demesi gerekmektedir. Diğer taraftan gelen aynı tür ifadeler için de aynı şey geçerlidir.
Gelelim kavramın kendisine.. Çerkes kelimesi neden Kafkasya'da var peki? Osmanlı, Çerkes soykırım ve sürgününden sonra Osmanlı'ya gelen Kuzey Kafkasyalı halkların hepsine Çerkes dedi. Rusçada da vardı bu kelime. Gidin bir Karaçay köyüne "sen nesin" diye sorsanız, "ben Çerkes'im" derler.
Süreç ilerledikçe bu tanım Kuzey Kafkasyalılar arasında "Adigeler ve Abhazlar Çerkestir"e dönüştü. Abhazya'nın bağımsızlığını kazanması ile de daha da evirilerek sadece Adigeleri temsil etmeye başladı.
Kafkasya'da Çerkes kavramını kimler sahipleniyor? Sadece Adigeler. Abhazlar, Osetler, Çeçenler sahiplenmiyorlar. Peki, sorun nerede? Sorun Kafkasya'da Adigey Cumhuriyeti, Kabarday Balkar Cumhuriyeti, Karaçay Çerkes Cumhuriyeti ve kıyı boyu Şapsığ bölgelerinden oluşan Adige topraklarının "Çerkesya" diye tanımlanmasında. Hatta ileride bu topraklar birleşir ve Adigeler devletleşirse, devletin adının Çerkesya olmasını umduklarını bile söyleyenler oldu.
Bu neden saçma? Neden imkansız? Evet, 1900'lerin başından beri orada Çerkes kelimesi kullanılıyor. Kimin tarafından? Rusya tarafından. Topçu yazıyor ya "Çerkes ( Adıge ) Özerk Alanı" diye tarih vererek. Hatırlatmak lazım. O alanları kuran Rusya idi. Ve doğal olarak kendi dilinde tanımladı. Adigelerin kendi dilinde kendilerini tanımladıkları kelime "Adige"(адыге)dir. Buna İngilizcede Circassian denir. Türkçede Çerkes denir, Almanca'da Tscherkessen denir. Ve en önemli nokta Rusçada ise Çerkesskiy (черкесский) denir.
Ülke tanımlamaları genellikle ülkelerin global olarak güçlerine ve etki alanlarına da bağlı. Şöyle örneklendireyim: İngilizce'de Adigeler için Circassian dışında bir kelime daha vardır. Adyghea (ya da Adygea). Peki neden iki tane? Circassian kelimesi köken olarak da İngilizce bir kelimedir. Ancak Adyghea kelimesi ise İngilizlerin Adige kelimesinin telaffuzunu kendi alfabeleri ile yazmış halidir. Yani bizim dilimizden onlara geçmiş bir kelime diyebiliriz.
E kardeşim her iki kelime de İngilizce ise, neden daha çok Circassian kullanılıyor? Çünkü İngiltere bir dünya gücü. Adigeler bir dünya gücü olsaydı Adyghea kullanırlardı. Mesela Türkiye içinde Turkey diyorlar. Türkiye bir dünya gücü olup Türkçeyi ‘Dünya dili’ yapabilseydi, İngiltere'ye bile "Turkiye" ya da "Turkiya" dedirtebilirdi.
Başka bir örnek verelim Türkiye'nin Rus dilinde adı Турция (Turtsiya) kelimesidir. Türkiye'de herhangi birinin "Ben Türkiye Yurtseveriyim, buranın adı da Turtsiya'dır" dediğini düşünebiliyor musunuz? Düşünenler var. Kendisine "Çerkesya Yurtseverleri"diyenler kendi Facebook gruplarında isimleri bir Türkçe bir de Çerkesçe yazıyor. Çerkesçesini nasıl yazmışlar? Адыгэ Хэку Зэгухьэныгъэ.. Neden Adige Xeku yazmışlar peki? Niye ЧЕРКЕСИЯ (Çerkesıyya) yazmamışlar? Çünkü Çerkesçe de grammer olarak hatalı bir kullanım. Hem iki 'Y' sesi yan yana gelemez. Hem de ‘a’ kelime sonlarına gelemez mesela batı diyalektiğinde. Soru anlamı katar. Soru anlamı olmayan kelimelerde olmaz. Yabancı kelimelerde olabiliyor bildiğim kadarıyla bir tek. O manada ЧЕРКЕСЯ doğru bir kelime oluyor. Ancak yabancı bir kelime olduğu için. Yani Çerkesya kelimesi Çerkesçe bir kelime değil.
Şimdi ciddi ciddi gelecekte bir devletimiz olsa adını başka bir dilden geçen bir kelimeyle mi anacağız? Öyle anacak isek mesela neden telaffuzu Rusçada da, Türkçede de aynı şekilde olan "Çerkes" kelimesini kullanacağız? Ben merak ediyorum. Mesela İngilizce'de "Circassian" okunuşu "Sörkayzın". Kimse bunu koyalım demiyor? Ya da Yunanca'da circασιανό (sirkasyano). Bunu da koyalım demiyor kimse?
Ayrıca ne diyeceğiz kendimizi tanıtırken? Se sı Çerkes mi diyeceğiz?
Çerkesçe söyleyecek isek "se sı Adige", Türkçe söyleyecek isek "ben Çerkes'im", İngilizce söyleyecek isek "I am Circassian", Rusça söyleyecek isek "Я черкесский" (ya çerkesskiy)
Peki, ne olabilir bizim devletimizin adı? Адыгэе (Adigeya) olabilir. Grammer olarak doğrudur. Ya da Адыгэ Хэку (Adige Xeku) olabilir. Yabancı bir kelime haricinde Çerkesçe olsun da yeterli. Ama içlerindeki alışkanlıkları öldüremeyenler, kurulmamış devletin adını bile Türkçe koyacaklar bıraksan.
Başa dönersek, elbette Muhittin Ünal eleştirilmez değildir. Yarın karşılaşsam "neden böyle dediniz, bu yanlış" derim. "Puşt zulası" demem mesela. "işbirlikçi, hain" demem ya da. Bu oluşuma Çerkesliğinden dolayı sempati duyan herkes bu Xabze dışı tavra dur demelidir. Çerkes duruşu da, insani tutum da bunu gerektirir. Ayrıca bu konunun bu derece gündem olmasının nedeni, saldıran çevrelerin ve söylemlerinin çok önemli görüldüğünden veya toplumumuzda bir itibarı olduğundan değil, bu çevreye herkesin birikmiş bir kızgınlığının olması, son zamanlarda internet üzerinden seviyesiz tutumlardaki artışın herkesin artık sabrını taşırmış olması ve Muhittin Ünal'a verilen özel önemdir.
Yeni tanımıyoruz ki bu çizgiyi..
Bilirsiniz, belli kesimler genellikle hafıza zayıflığına oynarlar. O halde hatırlatalım.
İlk ortaya çıktıklarında Jamestown Vakfı gibi CIA’nın paravan kurumlarıyla eşgüdüm halinde yürüyen, Gürcistan’ın Anaklia tezgahına koşa koşa gidip yedeklenen, şimdilerde ise birden bire Rusya’nın bir numaralı savunucusu olup zikzaklar çizen, yıllardır kişisel ya da sahte hesaplarla ve troll blok kurarak hedeflerine yaptıkları saldırılarıyla ve sıkça kullandıkları bel altından vurma yöntemleriyle malum kumpasçıların yol ve yöntemlerini çağrıştıran, bu yolla kendini güncellemeye ve alan açmaya çalışan, pervasızlığı olağanlaştıran, şaibeli sicilini perdelemek için sürekli başkalarını karalayan, başkalarına yaptıklarını bir süre sonra birbirlerine yapıp sürekli bölünen, halkın birikimi olan Kaffed’i düzeyli eleştirmek yerine "yok etmeliyiz" diyen, bunu başaramayınca içine sızmaya çalışan, bunu da başaramayınca ayak oyunlarına yeltenen, halklarımız arasında düşmanlıklar peydahlayan ve tüm bunları 200 yıl öncesinden kalma "ulusal mücadelenin pragmatizmi" ağzıyla akılcılaştırmaya çalışan bu milliyetçi-şoven “politika”yı yeni tanımıyoruz. Bunlara zamanında gereken tepkinin verilmemiş olmasının bu son olaya fırsat verdiğini de görmemiz gerekiyor.
Yazılı ve sözlü olarak defalarca dile getirdik ama burada sadece bir örneği yazmak isterim. Sürecimize ‘Demokratik Çerkes Hareketi’ ismiyle devam etme kararının da alındığı 2012-Bursa toplantısında iki bölüm şöyleydi:
“- ….. Kurulduğundan bu yana emperyalist güçlerle girilen/girilecek ilişkinin siyasal ve ahlaki temellerini hazırlayan, toplumumuzun emektarlarına, kurumlarımıza, siyasal düzlemimize ve arkadaşlarımıza her fırsatta saldıran ve yaşananları halkımıza aktarırken tahrifatı başat yöntem edinen kişi veya grubun bizim açımızdan da meşruiyeti yoktur. Yaklaşımlarını değiştirene kadar tarafımızca “siyasi bir grup” olarak görülmeyeceği net kararına varıldı. Bu suretle, bu grupla veya organik bağı olan herhangi bir kişiyle hiçbir ilişki zemini yaratılmaması, tahriklere rağmen muhatap olunmaması ve halklarımızın öncelikli gündem ve ihtiyaçlarına yönelinmesi bir disiplin olarak tanımlandı.
- ….. yozlaşma, ırkçılık, iktidar yandaşlığı, biat kültürü, ahlaki ve düşünsel çıtayı düşürme gibi “toplumsal hata/suç” kapsamına giren yaklaşımlar sadece kişileri/grupları değil, tüm toplumu doğrudan ilgilendirir. Bu nedenle, halklarımızın kafasını karıştırmayı 'görev' edinen kesimlere karşı zamanı gelince tedbir mekanizmalarını işletecek olan toplumumuzun iç dinamiklerine olan güvenimiz tamdır. “
(Detaylar için: http://demokratikcerkeshareketi.org/node/63
Herhangi bir tartışmanın seyri sınıfsal mecradan geçmiyorsa sonuç malum..
Aslında ‘kimlik siyaseti’ sınırları içinde yürüyen bir gündem eğer ki sınıfsal bir çerçeveye oturtulmuyorsa, kendi içine kapanacak ya da Çerkes halkını oyalamaya çalışan odaklarca ‘kullanışlı’ olacaktır. Elbette “Biz kimiz” sorusuna nesnel çerçevede yanıt arama arayışı yararlıdır. Ancak bu arayış ‘halk gerçekliği’ zeminine çekilmedikçe, geçmişteki sonuçsuz polemiklerin arasına katılmanın ötesine geçemeyecektir. Dahası, hangi tanımı benimsersek benimseyelim, bu durum halkları ayrıştırmanın-kopuşun bir argümanına dönüştürülmemelidir. Zaten aslında bu gerilimli sürecin altında da bu yatmaktadır, bu derece agresif olmalarının kaynağı da burada aranmalıdır.
Dünya’da ve Türkiye’de bunca önemli gelişme yaşanırken ve Çerkes toplumu tüm bu gelişmelerden fazlasıyla payını alırken, ‘kimlik siyaseti’ merkezli bir tartışmaya gömülüp kalmak yerine, ‘Halk Meclisi’ anlayışıyla bir an önce tavır alınıp, ‘biz kimiz’ tartışması bir polemik malzemesi veya öznel hesapların bir kaldıracı olmaktan kurtarılıp, halkımızın ihtiyaçlarına ve yurttaş olmaktan kaynaklı sorumluluklarımıza yönelmeliyiz.
Son olarak, geçmişte bu unsurların en düzeysiz saldırılarına maruz kalan bir siyasi Çevre’nin soğukkanlı olmasının nedenlerini, ‘Vurun abalıya’ fırsatçılığı gibi bir kolaycılığa başvurmayacağını, pragmatik ucuzluk yerine zamana yayılı bir programatik yürüyüşü olduğunu da bilen bilir.
Gujan Ceyhan (18.12.2017)
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes