Ana içeriğe git

MAHMUT ÖZDEN'in Katilleri Halka Açıklansın!Devam oku     EYT Tüm Toplumun Meselesidir!-Volkan DüzenliDevam oku     Bugün 30 Eylül: YAŞASIN ÖZGÜR ABHAZYA!..Devam oku     3. Havalimanı İşçileri Pervasızlığa İsyan Etti!Devam oku     12 Eylül Darbesi ve Darbe ÇocuklarıDevam oku     Gençlerin Adıgey Gezisinden Notlar-Adnan ArslanDevam oku     Sözmez Baykan'ı ve Mücadelesini Selamlıyoruz!.Devam oku     Ah o gemide ben de olsaydım…- Murat SevinçDevam oku     Rusya’nın Anadil Yasasına Karşı 126 Kurumdan Çağrı!Devam oku     Anadillerin Seçmeli Yapılmasıyla İlgili Forum’un ArdındanDevam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 2 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • cerkes19
  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay

Kullanıcı girişi

Kültür Tahribatına Dair Söyleyecek Sözümüz Var!-DÇH Gençliği

Toplumsal Kültür, İletişim ve Eleştiri Yöntemi Üzerine
Günlerdir oturup konuşulduğuna, kafada yer ettiğine ve insanların belirli bir miktar zamanını harcadığına göre ortada ortak bir kaygıya dair problem var. Lakin problemi düzgün tanımlamak çözüme dair çıkan yolda en sağlıklı süreçtir. Problem olarak adlandırılan şey “Kafkasya’da Çerkes yoktur” söylemi mi, kafalardaki "Adige Çerkestir" söylemi mi, yoksa bambaşka bir şey mi? Bu sebepten problemi düzgün tanımlamak gereklidir, aksi halde sürekli doğru olmayan şeyler üzerinden körü körüne konuşuruz. 
“Kafkasya’da Çerkes yoktur” söylemi üzerinden gidelim. Sayın Muhittin Ünal belirli bir terminolojik örneklemeden sonra böyle bir beyanatta bulundu. Problemi yaratan söylemin bu olduğundan yola çıkarak kişiyi biraz daha tanımaya çalışalım ki, problemi tanımlamak adına yapılması elzem olan bir eylemdir. Muhittin Ünal, KAFDAV’ı kurmuş, emekli maaşını dahi bu uğurda harcamış. Vakfın kütüphanesine 9 bin kitap kazandırmış. 7 bin dijital kitabı toparlamış. 40 bin Osmanlı arşiv belgesini toparlamış. İngilizce, Fransızca, Rusça ve Almanca binlerce kitabı vakfın kitaplığına ve bizlere kazandırmış. Bu güne kadar 70'in üzerinde kitap yayınlamış. İki adet kitap yazmış. Bu kadar kitabın kazandırılmasını sağlayan kişinin, bu kitapların hepsini olmasa bile büyük bir kısmını okuduğu aşikârdır. Çünkü belli ki kitapları Çerkes kütüphanesine kazandırma gibi bir kaygıya sahiptir. Edindiği bilgiler çerçevesinde böyle bir çıkarıma varmış bir insanın perspektifini anlamak en azından onunla ayrıntılı konuşma gerektirir. Bu konuda daha güvenilir bilgiye sahip olmak istiyorsak da eğer, ilgili kitaplar okunduktan sonra okuyan kişinin kendine ait objektif perspektifi ortaya çıkar ve kişi kendi adına daha güvenilir bir değerlendirme yapabilir. Bunların hiçbirisi olmadan günlük bilgilerle eleştiride bulunmak ne yazık ki eleştiriyi “kaliteli” olmaktan öte tutar.
Üreten, bilgiye dair kaygısı olan, thamate diye adlandırdığımız insanlar eleştiriden münezzeh değildir. Eleştirme kime dair olursa olsun yapılması gereken bir eylemdir. Fakat eleştiride bulunurken belirli, güvenilir argümanlar ve güvenilir bilgiler üzerinden gitmek gerekir ki eleştiri kaliteli ve doğru olabilsin. Bu sebepten, muhatap kişi kim olursa olsun; kaliteli, sağlam, altı dolu ve temellendirile bilinen argümanlarla iş yapmak herhangi bir ilerleme için esastır düşüncesindeyiz ve Çerkes halkının bugünkü haline baktığımızda sağlıklı bir ilerlemeye ne kadar muhtaç olduğumuz da ortadadır. 
Her ne kadar Muhittin Ünal özelinden ilerliyor olsak da, kişinin ya da durumların ne olduğuna bakmaksızın hala sabit kalan bir “saygı” anlayışımız var. Tartışma ne denli ateşli olursa olsun, ne denli sert geçerse geçsin veya taraflar ne kadar haklı/haksız olurlarsa olsunlar korunması gereken bir “saygı” unsuru bu kadar yıldır bize miras kalmıştır ve kanaatimizce bizim en değerli miraslarımızdan da birisidir. Bu sebeple eleştiri yapacağım derken hakarete yakın söylemlerde bulunmak bizim binlerce yıllık mirasımıza ters düşer. Çerkes olmamız kaygısı ile iş yaptığımızı, bilgi ürettiğimizi veya çıkarım yaptığımızı iddia ediyorsak, yöntem hakarete yakın, sinirli davranışlarda bulunmak değil; saygı çerçevesi içinde tartışmak, bilgi alışverişinde bulunmaktır ki kanaatimizce kimsenin bir yere kaçacağı veya cevap vermek istemeyeceği bir durum yoktur. Çerkesliği savunduğunu iddia edip bunun tam karşısında tavır sergilemek ne yazık ki sadece muhatap kişinin tahribatına değil Çerkes kültürünün ve Xabze'nin tahribatına da yol açar. Eğer derdimiz Çerkesliğin tahribatı değilse, yöntem açıktır. Halk Meclisleri‘ne sahip olan bizlerin rahatça fikrini dile getirip konuşmasından, tartışmasında daha olağan bir şey yoktur, fakat eleştiri adı altında hakarete yakın laflar etmek kabul edilebilir değildir. Bu bilgiler ışığında KAFFED'in İstişare Toplantısı'nda konuşma yapan DÇH'nin şu durum tesptini hatırlatmakta fayda var: 
".... Zira Kaffed’i etkisizleştirme, ehlileştirme veya “alternatif” yapılar kurdurarak devre dışı bırakma girişimleri bilinmektedir. Yapay ayrımlar ve gündemler yaratarak gücümüzü parçalamayı ve böylece Çerkes dinamiğini kullanmayı ve kontrol altında tutmayı hedefliyorlar. Dolayısıyla, Kafkasya’ya ve yaşadığımız coğrafyaya bütünlüklü bakacak, anavatanımızı ve diasporayı birbirinin ikamesi değil tamamlayanı görecek, toplumumuzun hak ve taleplerini pazarlık konusu yapmayacak, strateji-taktik yaklaşım sergileyebilecek kadroların öne çıkması ivedi bir ihtiyaçtır."
Bu noktada milliyetçi-şoven çevrelere ve onların izdüşümlerine karşın toplumumuza aynı konuşma metnindeki şu öneriyi yineliyoruz:
"Yaşadığımız ülke ve özelde Çerkesler ciddi bir süreçteyken, ‘Halk Meclisi’ anlayışımıza, ‘Thamade/Ayhabı’ geleneğine, yaptırım mekanizmalarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır."
DÇH konuşmasının video kaydına ve yazılı metne şu linklerden ulaşabilirsiniz:
Yukarıda bahsetmeye çalıştığımız saygı çerçevesi içinde her şeyin konuşulabileceği durumu sadece Çerkesliğe özel bir durum değildir. İnsan olmanın da getirdiği bir durumdur. Doğru bilgilere güvenilir yollarla ulaşmak istiyorsak, bu bilgilere ulaşırken ki aletlerimizi, yöntemlerimizi, daha önce edindiğimiz bilgilerimizi ve tavrımızı doğru belirlemeli ve konuşmaktan kesinlikle çekinmemeliyiz. Konuşmak bir insanı, böylece de onun perspektifini anlamanın en kolay yoludur, bizi ilerlemeye götürür. Anlaşarak, anlayarak, bilgilerimizi paylaşarak ve paydaş olarak bir ilerlemeden bahsedebilir ve bu ilerlemenin bir elemanı olabiliriz. Öteki türlü, ilerlemeye hiç bir katkısı olmadan kör karanlıkta birbirimizi dövüp duracağız.  
DÇH-GENÇLİĞİ
 
Premium Drupal Themes by Adaptivethemes