Ana içeriğe git

12 Eylül Darbesinin Nedenleri ve SonuçlarıDevam oku     MAHMUT ÖZDEN'in Katilleri Halka Açıklansın!Devam oku     Bugün 30 Eylül: YAŞASIN ÖZGÜR ABHAZYA!..Devam oku     12 Eylül Darbesi ve Darbe ÇocuklarıDevam oku     8 MART DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ!Devam oku     DÜN MADIMAK'I YAKTILAR, BUGÜN HER YERİ!Devam oku     21 MAYIS Soykırımdır, Sürgündür, Asimilasyondur!Devam oku     1 MAYIS’ta Emeğimizle ve Kimliğimizle Varız!Devam oku     KAFFED BAŞKANI YAŞAR ASLANKAYA’NIN AKP'YE TRANSFERİ HAKKINDA!Devam oku     MAHMUT ÖZDEN'in Katilleri Halka Açıklansın!Devam oku     

 

Kimler çevrim içi

Şu an 0 kullanıcı ve 1 ziyaretçi çevrim içi.

Kimler yeni

  • cerkes19
  • Kamilatam
  • dorukb
  • Ozcan Sanbay
  • Arslanbay

Kullanıcı girişi

DÇH Analiz: Uçak Krizinin Arka Planı ve Halklara Etkisi!

Türkiye’nin hava sahasını ihlal ettiği iddia edilen Rus uçağının düşürülmesi sonrasında yaşanan gerilimin yankıları her alanda derinleşmeye devam ediyor. Yeni kriz alanlarını da tetikleyen bu olayın genellikle devletlerdeki karşılığı değerlendirildi. Biz ise, mevcut durum ve aktörlerin ardından, bu yaşananların halklar nezdinde karşılığına mercek tutacağız.
Durumun, aktörlerin ve sürecin arka planı..
Yaşanan gerginliğin temelinde yatan ana nedenlerden biri, aktörlerin bölgeye ve Esad’a yaklaşım farklılıklarıdır. Türkiye’nin Suriye siyasetinde izlediği iki temel amaçtan ilki, Esad yönetiminin son bulmasıdır. İkincisi ise, Suriye Kürtlerinin Türkiye Kürtlerini peşinden sürükleyebilecek kazanımlar elde etmemesidir. Rusya’nın ise Suriye’deki önceliği rejiminin sürdürülmesidir. Bu anlamda rejime karşı savaşan tüm unsurlar Rusya tarafından yok edilmesi gereken teröristler, Batı/Türkiye tarafından ise “özgürlük savaşçıları” olarak görülüyor. Hedeflerine dahil etmediği Kürtler ile Esad güçlerinin birleştirilmesi gerektiğini dile getiren Rusya’nın Suriye politikası, Türkiye’nin iki temel amacı ile temelden çelişiyor. Uçağın düşürülmesi bu birikimin önemli bir dönüm noktası oldu.
Gerilimin diğer ana nedeni ise cephe açma hedefidir.. Rusya’nın aynı anda ‘1 büyük savaş 2 küçük savaş’, NATO’nun ise ‘1 büyük savaş, 3 küçük savaş’ yürütme gücü olduğu bilinmektedir. Rusya’nın iki küçük savaşından biri Ukrayna, diğeri de Suriye alanıdır. Bu durumda NATO’nun Rusya’yı durdurabilmesi için üçüncü bir küçük savaş alanı yaratması beklenmektedir. Bu alanlar içindeki ilk seçenekten biri Türkiye, diğeri ise Kafkasya bölgesidir. Bu iki bölgeden birinde oluşacak bir çatışma, tarih boyunca olduğu gibi bugün de diğerini doğrudan etkileyecektir. Uçağın düşürülmesini, Türkiye’nin üçüncü bir küçük savaş alanı olması olasılığından veya Batı’nın “Kafkas Baharı” projelerinden soyutlayarak değerlendiremeyiz.
Bugün, resmi beyanatlardan dizilere kadar bu durum sürekli işlenirken, tıpkı Irak gibi Kafkasya’ya da önümüzdeki dönem “özgürlük ve demokrasi” götürme projelerinin hız kazanması sürpriz olmayacaktır. AKP medyasında birden bire bir “Kafkas sürgünü” merakı oluşması, ‘kadrolu veya sözleşmeli personeller’ aracılığıyla Türkiye ve Kafkasya halkları içinde bir algı yaratma çabası tesadüfi değildir. Bu maaşlı/gönüllü unsurlardan kimisi, halkların kurtuluşunun Amerikancılıktan geçtiğini işlerken, kimisi de Rusya’ya yanaşmayı teorize etmekte ve pratik adımlara meşru zemin yaratmaktadır.
Sürecin somut sonuçları ve olası gelişmeler..
Küresel bir güç olan Rusya, siyasi ve ekonomik olarak bu gerginliği kendi lehine çevirebilecektir. İki ülke arasında 30 milyar doları bulan ticaret hacminin 25 milyar dolarını Türkiye’nin Rusya’dan ithalatı oluşturuyor. Türkiye, enerji ve turizmde en büyük pazarını oluşturan Rusya’ya neredeyse bağımlı durumda.
Erdoğan, Davutoğlu ve medyası, “doğalgaz olmazsa tezek yakarız” dese de, yaşananları bu kadar basit okumuş olamazlar. Görüntüde hükümetin ‘’bize bir şey olmaz’’ tavrı var ancak Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, ‘Rus krizinin’ faturasının 9 milyar dolar olduğunu açıkladı. Rusya’nın ambargo ve kısıtlamaları artırması durumunda hükümetin çok boyutlu bir krizin altında kalacağının farkındalar.  
Görünen o ki; ABD ve NATO’nun yıllardır sürdürdüğü çevreleme politikasına karşı bir süredir Rusya, savunma pozisyonundan ‘stratejik saldırı’ pozisyonuna geçiyor. Dolayısıyla, uçak gerginliğini sürekli kılarak aktif rolünü sürdürmesi, Türkiye’nin Suriye siyasetini boşa düşürecektir. Zira Rusya sayesinde Esad rejiminin kontrol alanının genişlediğini ve Suriye Kürtlerinin uluslararası alanda elinin daha da güçlendiğini söyleyebiliriz.
Gerekçesi de güçlenen Rusya, uçağın düşürülmesinden hemen sonra bölgeye en gelişmiş savunma sistemi olan S-400’leri getirdi. Ve PYD’ye daha çok yaklaşma imkânı bulurken, ABD’nin PYD etkisini kırabilecek başarılı adımlar attı. Satranç ustalığı ile ünlü Rus aklı, bir piyonu feda ederek Suriye maçını kazanmak için bölgede kalıcı olmayı kolaylaştırdı. Lazkiye'de hava ve Tartus’ta da deniz üssü olan Rusya’nın Akdeniz’de 13 gemisi bulunuyor.
Rusya’nın bu adımlarına karşılık Batı ülkelerinin Suriye’deki ‘alan kapma’ yarışına İngiltere’den sonra Almanya da katıldı. ABD, Türkiye ve Fransa’nın uçak gemisi, muhrip, yardımcı gemi, korvet, denizaltı, hücum bot ve firkateynleri sürekli olarak Akdeniz’de hareket halinde gözetleme yapıyor. İncirlik üssünü bu operasyonların önemli bir parçası yapan Türk Hükümeti, Rus jetini düşürerek ABD'yi Suriye'de ‘uçuşa yasak bölge’ ilan edilmesine zorlamaya çalıştı. Ancak, Batılı güçlerin “IŞİD karşısında” Rusya ile işbirliği eğiliminin olması, Türkiye'nin yalnız kalabileceği anlamına da geliyor.
Dahası, Putin’in “Türkiye yaptığına pişman olacak” tehdidinin ardından Rusya Savunma Bakanlığı, Tayyip Erdoğan ve bazı aile bireylerini 'Suriye petrolü konusunda IŞİD'le işbirliği yapmakla' suçladı. Erdoğan bunu inkâr edince, Ruslar uzaydan alış verişin görüntülerini ortaya koydu. Dünya medyasına gösterdikleri uydu haritasında, IŞİD'in kontrolündeki bölgeden Türkiye'ye seyir halinde görünen tankerlerin güzergâhları, plakaları, ağırlığı, Dörtyol ve İskenderun limanlarında teslimatı gibi şecereleri belli ki tek tek tutulmuş. Uzmanlar, ‘gasp edilen’ petrol ticaretinin Lahey’e kadar uzanabileceği görüşünde.
Diğer taraftan; Kırım da komşumuz olmasına rağmen Rusya’ya orada ses çıkarmayan Erdoğan’ın Suriye konusunda bu derece tepkili olması ve kısa bir zaman öncesine kadar Erdoğan için hep “diktatör” sıfatını kullanan Batı medyasının uçak krizinden sonra Erdoğan’a bakışını nispeten yumuşatması dikkat çekici. Batı, yakın zaman öncesi Rusya ve Çin’e yakınlaşan Erdoğan’ı iki hamleyle (Lahey tehdidi ve uçak) “yola getirmiş” de olabilir.
1 Kasım’dan bugüne “huzur ve istikrar”..
AKP’nin tek başına iktidara gelmesinin ‘huzur ve istikrar’ getireceği yönünde iddialar, yeni kabinenin daha ilk ayında çürüdü. Kabinenin ilk 5 gününde; uçak düşürüldü, Can Dündar ve Erdem Gül tutuklandı, Tahir Elçi öldürüldü. Yüzde 49 oy oranına ulaşması sağlanan AKP’nin -yönetememe krizi- katlanarak devam ederken, inandırıcılıktan uzak adımları sistematik hale geldi. Suriye hava sahasını kullanan ABD ve Rusya’nın birbirini vurmamak için tam da anlaşma yaptığı günlerde, Bayır-bucak Türkmenleri birden gündeme getirildi. ABD Irak’ta Türkmenleri katlederken, daha geçen yıl Telafer’de on binlerce Türkmen IŞİD’ten kaçarken seslerini çıkarmadılar ama bugün hükümetten mafyacısına kadar kamuoyu yaratmak için seferber oldular. Ve ardından Türkiye, Rus uçağını vurdu!
Seçimden önce, “Tek başına iktidar olmazsak ülke kaosa gider” diye halkı korkutmuşlardı. Bugün ise halka “tezekle ısındığımız çileli günlere geri dönme” ihtimalini ilan ettiler. Gerilimin tehlikeli sonuçlarına toplumu hazırlıyorlar. Ülkenin öngörülebilirlik çıtası düşüyor.
Rus uçağını vurmasıyla Türkiye artık bir kat daha NATO boyunduruğuna girdirilmiş oldu. AKP tam da bu yüzden şaşılası bir oy oranıyla iktidara getirildi. 1969-Kanlı Pazar’ın mimarı MTTB’nin başkanını Meclis başkanı yapmanın da ötesinde, tüm kadrolar tam boy Amerikancı sicile sahip olanlardan seçiliyor. Bir yandan da; tıpkı 12 Eylül dönemi gibi dolgu malzemesi olarak kullanılan Türk-İslamcı söylemlerle gerçekler perdeleniyor.
İşbirlikçiliğin kitleselleştirilmeye çalışıldığı Türkiye toprakları, Batı ile Rusya/Ortadoğu arasında bir “tampon bölge” yapılıyor. Zira bugün İslamcısı, milliyetçisi ve liberaliyle düzenin tüm unsurları “milli çıkarlar” görüntüsü altında Batı’nın “ileri karakolu” olmak için birleşmiş durumda. Batı’nın Rusya korkusuna oynayanlar, dün “Moskof’a karşı” tampon misyonunu bugün Avrupa’yı mültecilerden ve cihatçılardan koruma statüsüne kavuşturuyor.
Dikkat çeken bir noktayı daha belirtmeliyiz: Her seçim döneminin propaganda konuşmalarında iktidar partisi; ‘Ortadoğu ve Balkanlar’daki kardeşlerinden’ çokça bahsederken, “Kafkasya’daki kardeşlerinden” sadece 1 Kasım seçimlerinin bitiminden sonra çoklukla bahsetmeye başladı.
Peki, biz bu çekişmenin neresindeyiz, nasıl tutum almalıyız?
Sürecin tarafları belli: Bir yanda ABD ve Batı’dan ibaret Atlantik güçleri, diğer yanda ise Rusya, Çin ve İran gibi Avrasya güçleri var. Bu iki kamp arasında belirleyici olan egemenlik kavgasının toplumdaki karşılığı ise; bir tarafta Batı’nın Kafkasya’ya müdahalesini makul gören bir anlayış, diğer tarafta Rus oligarklarının çıkarları için sınırlarının dışına taşan Rusya’nın durumunu akılcılaştırmaya çalışan başka bir anlayıştır. Bağımsız, dik ve emekten yana barışı savunmak akıllarının ucundan bile geçmiyor.
Bu durumda önce şunu net söyleyelim: Biz halkız, güç odaklarının rekabet veya gerilimine emekten, halklardan yana bir perspektifle yaklaşırız, “Emperyalistlerden emperyalist beğen” diyemeyiz. Biz, dünyayı “ezen-ezilen” perspektifinden okuyoruz, üretenlerin yönetmesini savunuyoruz.
Erdoğan’a ikiz kardeş kadar benzeyen Putin’i de, bugünkü Rusya’yı da, ABD’yi de gayet iyi tanıyoruz. Tarihsel gerçekliğimiz ve taleplerimiz gereği Rusya’ya karşı genel pozisyonumuzu ve ülkenin başına aralıksız bela açan AKP Hükümeti’ne yönelik genel duruşumuzu birbirinin ikamesi göremeyiz. Birine karşı çıkarken diğerinin yanına düşmemek, bakış açımızın temelidir. Biz, yağmacıları ve uzantılarını zora sokan her gelişmeyi olumlu görüyoruz. Yeni-Osmanlı ve Suud/Katar gericiliğinin planlarına, küresel kapitalizmin bölgedeki adımlarına indirilmiş her bir darbenin halkların çıkarına olduğunu düşünüyoruz.
Doğrunun yolu uzun ve engebelidir, yolculuğu çetin geçer.. Tüccarların savaşı Çerkes halkının savaşı değildir. Yaramızı da biliyoruz, yaramızdan akan kanla beslenmek isteyenleri de. Biliyoruz ki, emek ve demokrasi güçleri sessiz kaldıkça, kafa bulandıranlar çoğalır. Daha bundan birkaç yıl önce ABD kuklası Gürcistan'ın halklarımızı ayrıştırmak için diktiği "Sürgün anıtı" önünde karanfillerle saygı duruşunda bulunarak ABD projelerini meşrulaştırmaya çalışanları halklarımızın unutacağını sanmıyoruz. Aynı durum, Rusya’ya “yanaşmayı” teorize edenler için de geçerlidir. Bizim için, emperyalist çekişmelerden fayda damıtmaya kalkan, halklarımızı karanlık yollara çekmeye çalışan kadrolu/gönüllü fırsatçıların kafa bulandırıcı söylemleri ciddiyetten uzaktır.
Elbette “Ne ABD Ne Rusya” derken süreci de sessizce izlemeyiz. Bizler, emeğin ve kimliğin birleşik mücadelesine tarafız. Bizim savaşımız; ezilenlerin, yok sayılanların, yaşama hakkı elinden alınanların, yani paramparça edilenlerin savaşıdır ve biz sadece bu savaşta tarafız. Bizim için savaşmak, egemenlerin kasaları için evlatlarımızın feda etmek değil, eşit ve özgür yaşam için bedel ödemektir.
Yaşadığımız, yaşamımızı idame ettirdiğimiz yer Türkiye coğrafyasıdır, kopmaz tarihsel bağlarımızın ve geleceğe dair iddialarımızın olduğu yer ise Kafkasya’dır. Hem Türkiye’ye hem de Kafkasya’ya aidiyet gerçekliği olan bizler, Türkiye halklarını ve Anavatanda yaşayan kardeşlerimizi zor durumda bırakacak adımlara geçit vermeyiz. Nihayetinde, Kuzey Kafkasya ve Türkiye halklarının tarihsel tecrübeleri ve kolektif aklı, temel referansımızdır.
Halklarımıza ve kamuoyuna saygıyla duyururuz.
 
DEMOKRATİK ÇERKES HAREKETİ
 

Yorumlar

Uluslararası aktörler,

Mart 22, 2016 yazan DÇH-İletişim, 6 yıl 8 hafta ago
Comment: 11818

Uluslararası aktörler, değişen Ortadoğu konjonktürüne eşgüdümlü olarak işleri biten taşeronlarını saha dışına alıyor. İşe Zarrab'la başladılar..

Bu ilginç değerlendirmeyi sizlerle paylaşıyoruz:

RIZA ZARRAP KONUSUNA BİR BAKIŞ

Feyzi İşbaşaran (siyasi analist) / tweetleri

1) Kimse Zarrab'ın, Miami'de hava güzel, birkaç gün tatil yapıp denize girerim diye gittiğini sanmasın. Zarrab o kadar aptal olamaz.

2) Babek Zencani'nin İran'da yargılanmasından beri Zarrab tedirgindi. Zencani idam cezasını alınca Zarrab harekete geçti.

3) Basından takip etmişsiniz, Zarrab'ın boşanma meselesi ve mallarını satması gündemdeydi. Zarrab Istanbul'da diken üstündeydi.

4) Zarrab'ı Istanbul'da ölüm korkusu sarmıştı. O'nu koruyan güç O'nu mafyaya teslim etmişti. Hem mafyayı doyurmak, hem de denileni yapmak

5) Zarrab'ı koruyan güç, izleri silmek için Zarrab'ı ortadan kaldıracaktı. Zarrab'ın yaşaması artık zarar veriyordu.Mafya zaten ensesindeydi

6) Istanbul'da,büyük para kazananların hepsinin hayatı tehlikede. Hele Zarrab gibilerin milyar dolarlarla Istanbul'da yaşaması imkansız.

7) Zarrab, yolun sonuna geldiğini gördü, değil Amerika Avrupa'ya gidemiyordu.Büyük ihtimalle Amerika ile irtibata geçti. Çünkü sorun ABD

8) Zarrab, ABD-Miami'ye indiğinde FBI'nın kendisini tutuklayacağını bilmemesi imkansız. Belli ki, arada CIA-FBI'ın adamları var.

9) FBI, Zarrab'ı konuşturacak. Zarrab da konuşmak için gitti zaten. Zarrab konuşursa, az ceza alır ve servetinin bir kısmını kurtarır.

10) Büyük ihtimalle Zarrab Amerika'ya tüm bilgileri, bağlantılarını verecek. Bunun karşılığında kefaletle bırakırlar.

11) Amerika, Zarrab'dan bilgileri aldıktan sonra kefaletle bırakır, ama Amerika'dan çıkamaz. Zarrab da onu istiyor zaten.

12) Zarrab, karakter olarak zayıf biri. Türkiye'de tutuklandığında hemen dışarıya haber göndermişti. 'Beni çıkarmazsanız konuşurum' demişti

13) Zarrab konuşursa ne olur ? Türkiye'deki 17-25 Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu uluslararası davaya dönüşür.

14) Türkiye'deki bazı siyasilerin ve İran'daki bazı mollaların para trafiği ortaya saçılır. İran'da,Ahmed-i Nejat kilit isim olacak.

15) Zarrab'ın konuşması ile İran'da üst düzey tutuklamalar olur. Bu tutuklamalar Hasan Ruhani'yi çok rahatlatacak. ABD Ruhani ile çalışacak

16) Zarrab,Türkiye ve Türk siyasetçilerle ilgili net bilgiler verir. Türk siyasetçiler Zarrab'ın suçlandığı konuların tam göbeğinde olur.

17) Suçlama çok büyük ve uluslararası suçlar. Atatürk havalimanı antreposundaki CIA Operasyonlarının hepsi ortaya dökülür.

18) Türkiye'de,hukuk şapa oturdu. Türkiye, kesemediği göbeğini Amerika kesti.Bu siyaset veya siyasetsizlik bir yerde bitecekti.Buraya kadar

19) Netice itibariyle, Zarrab Türkiye'den kaçtı ve Amerika'ya sığındı. Zarrab canını kurtardı, gerisi düşünsün.

Çerkes Soykırımı

Aralık 11, 2015 yazan Konuk, 6 yıl 22 hafta ago
Comment: 11642

Öncelikle yerinde ve zamanında bir analiz olduğunu belirteyim.Uzun zamandır toplumumuzun duyarlı kesimlerinin kabul edilmesi için uğraştığı Çerkes Soykırımının meclis tarafından kabul edilmesinin önündeki engel AK parti idi. Yazınızda değindiğiniz üzere AKP medyasında Kafkas sürgünün öne çıkarılması tesadüf olmadığı gibi, çok yakında Çerkes Soykırımının kabul edilmesi için AK parti önerge verirse şaşırmayalım.
Ama Türkiye-Rusya dalaşmasından önce kabul edilecek Çerkes Soykırımı kararı ile şimdi kabul edilebilecek Çerkes Soykırımı kararının olası etkilerini gerek Anavatan, gerekse Türkiye' de yaşayan Çerkesler açısından değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyorum.
İyi çalışmalar. Hupşı Adnan ARSLAN

Stratejik tespitleriyle

Aralık 11, 2015 yazan Konuk, 6 yıl 22 hafta ago
Comment: 11641

Stratejik tespitleriyle bildiğim gazeteci yazar Fatih Yaşlı'nın bir yazısındaki şu cümleler, sitenizdeki analizle örtüşüyor: "Yeni-Osmanlıcı dış politika bu hamleyle bir yandan ABD ve NATO’nun Rus karşıtlığına oynayarak Suriye’de yeniden etkin bir pozisyon almaya ve Cerablus için elini güçlendirmeye hazırlanırken, öte yandan içeride AKP dışı sağ tabanın AKP rejimine ve başkanlık projesine eklemlenmesinin de yolu açılmış oluyor." Emeklerinize sağlık. Akıl ve emek dolu bir analiz. Saygılar.

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes